LOKMAN HEKİM – SADE BİR HAYAT

Gerçek Tıp – Yitik şifanın izinde ( Sade bir hayat )

Nohuttan yoğurt mayası nasıl yapılır?

Yazar Site - Yönetici Aralık 23, 2013

Nohuttan yoğurt mayası nasıl yapılır?

Pastörize edilmiş, içindeki faydalı birtakım bakterilerden arındırılmış, bozulmasın diye Jelatin katılmış, uzun süre dayansın diye antibiyotik eklenmiş, yağı tamamen alındığı için yağlı olsun diye içine bitkisel yağ katılmış, Kaymak yerine sütle karıştırılmış margarin dökülmüş Market Yoğurtlarından kurtulmak için siz de deneyin. Size de kolay gelsin, Afiyet olsun.

Bir kaç yolu burada belirtmeye çalışalım:

1) Kaynamış nohut suyunu bir iki gün bekletip sütün içine birkaç damla koyun. İşte size ilk yoğurt. Sütün içine maya niyetine içinde bir süre nohut beklettiğimiz suyu koyabiliriz. Bu suyun rengi sarıya çalar ve gerçekten mayalama işlemine yardımcı olur. Ayrıca evimizde nohutlu ekmek yapıldığı dönemleri hatırlayalım, hiç ekmek mayası kullanılmazdı. Nohutlar içinde bekletildikleri su ile beraber una katılıp yoğrulurdu.

2) İncir meyvesi olgunlaşmadan ağaçtan koparıldığı an içerisinden çıkan süt mayalama işleminde kullanılabilmektedir.

3) Ilık yarım su bardağı sütü oda sıcaklığında bir yere ağzını peçeteyle kapatarak bırakın. 3-4 gün sonra (kontrol etmek lazım bu süre değişebiliyor) koyulaşıp yoğurdumsu tatsız bir şey olduğunu gördükten sonra bir gün buzdolabında bekletin. Sonra bunu 1,5 su bardağı ılıtılmış süte katıp ağzını ve üzerini örtüp 5-6 saat mayalanmaya bırakın (kıvamını kavanozun dışından gözlemleyin, kıvam oluşana kadar bekletin). Sonra ilk mayayı beklettiğiniz gibi bunu da bir gün buzdolabında bekletin. Ertesi gün yeniden 2 bardak ılık süte yarım su bardağı elde ettiğiniz yoğurdumsu maddeden ekleyin. Mayalanmaya bırakın.

En fazla 5 ya da 6. tekrardan sonra aynen market yoğurdu tadında harika bir yoğurt mayanız oluşacaktır. Yalnız özellikle paket süt kullanılmamalı. Çünkü peynirde de yoğurtta da nedense pekiyi kıvam vermiyorlar. Ev sütlerini tavsiye ederiz. İlk denemede mayanız oluşmasa bile umutsuzluğa düşmeyin tekrar deneyin. Sonuçta çok lezzetli bir yoğurdunuz olacaktır.

Şimdi her yoğurt mayalamamdan bir gün sonra bir küçük kavanoza bir su bardağı miktarı mayalık ayırıyorum ki yeniden aynı işlemle uğraşmıyorum ve mayam hep kalıyor böylece.

youtube Bu linklere TIKLAMAYINIZ, Bizim istemimiz disinda yayinlaniyor.

Yazı kategorisi: Diger Konular, GENEL KONULAR | Leave a Comment »

Tarçın ve bal karışımının inanılmaz faydaları

Yazar Site - Yönetici Kasım 17, 2013

Tarçın ve bal karışımının inanılmaz faydaları

Bu karışımla pek çok hastalığı tedavi edeceksiniz.

Tarçınlı bal tek kelime ile mucizevi doğal bir ilaç. Kanserden kilo vermeye, kalp hastalıklarından kolesterole, soğuk algınlığından cilt enfeksiyonlarına kadar iyileştiremediği hastalık yok gibi…

Hindistan’da bir geleneksel tıbbi tedavi yöntemi ile balın yanık tedavisindeki etkisin kıyaslandığını ve 1 haftanın sonunda balla tedavi edilen yanıkların %91, diğer yöntemle tedavi edilenlerin %7 oranlarında enfeksiyon riskinden korunduğunu biliyor muydunuz?

Tarçın ve Bal Mucizesi

İlaç firmaları bu bilgilerin yayılmasından hoşlanmayacak, çünkü tarçınlı bal düzenli kullanıldığında pek çok ilaçtan daha sağlıklı ve daha etkili bir ilaç.

Bal ve tarçın karışımının pek çok hastalığı iyileştirdiği biliniyor. Bir yan etkisinin olmaması da cabası. Şekerli olmasına rağmen doğru miktarda alındığında diyabet hastalarına dahi zarar vermiyor. Batılı bilim insanlarının araştırmalarına göre:

Kalp Hastalıkları: Bal ile toz tarçını karıştırın ve kahvaltıda kızarmış ekmekle yiyin. Kolesterolü düşürür ve muhtemelen kalp krizini önler. Tarçınlı balın düzenli olarak tüketilmesi kalp vuruşlarını güçlendirir. Yaşlandıkça atar damarlar ve toplar damarlar esnekliklerini kaybediyor ve tıkanıyor. Tarçınlı bal ise damarları yeniden canlandırıyor.

Arterit: Arterit hastalar bir fincan sıcak suya iki yemekkaşığı bal ve bir çay kaçığı toz tarçın koyarak faydalı bir içecek hazırlayabilirler. Günlük olarak içilirse kronik arterit hastaları dahi iyileşebilir. Kopenhag Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada 200 hastalarını kahvaltıdan önce bir kaşık bala yarım çay kaşığı tarçın ile tedavi eden doktorlar 73 hastanın tümüyle ağrıdan kurtulduğunu, bir ay içerisinde ağrı yüzünden hareket edemeyen hastaların hemen hepsinin ağrı çekmeksizin yürümeye başladığını gördü.

İdrar Yolu Enfeksiyonu: İki yemek kaşığı toz tarçın ile bir yemek kaşığı balı ılık suya ekleyerek için. İdrar yolundaki mikropları öldürür. Kim bilebilirdi ki?

Kolesterol: İki yemek kaşığı bal ve üç yemek kaşığı toz tarçın 450 gram çay kolesterol hastasına verildiğinde iki saat içerisinde kandaki kolesterol oranunun %10 azaldığı görüldü. Günde üçkez alındığında kronik kolesterol dahi tedavi edilebiliyor. Günlük olarak yenen bal ise kolesterol şikayeterini azaltıyor.

Soğuk Algınlığı: Sık ya da ağır soğuk algınlığı şikayeti olanlar bir kaşık ılık bal çeyrek kaşık toz tarçınla üç gün boyunca birer kez alabilir. Bu tedavi çoğu kronik öksürüğü ve soğuk algınlığını tedavi edebilir, sinüsleri temizleyebilir.

Boğaz Tahrişi: Tarçınlı balın boğaz ağrısını iyileştirdiği ve boğaz ülserini kökünden kazıdığı söyleniyor.

Gaz: Hindistan ve Japonya’da yapılan araştırmalar tarçınlı balın midede oluşan gazları önlediğini gösteriyor.

Bağışıklık Sistemi: Tarçınlı balın günlük tüketimi bağışıklık sistemini güçlendiriyor ve vücudu bakteri ile virüs saldırılarından koruyor. Balın düzenli tüketimi akyuvarları güçlendirerek bakteriyel ve virütik hastalıklara karşı direnci artırıyor.

Sindirim Güçlüğü: İki yemek kaşığı bala serpilen toz tarçının yemek yemeden önce aınması asitliliği önlüyor ve en ağır yemekler dahi sindirilebiliyor.

Grip: İspanyol bir bilim insanı baldakı doğal bir bileşenin grip mikrobunu öldürdüğünü ve hastayı gripten kurtardığını kanıtladı.

Uzun Ömür: Bal ve toz tarçın ile hazırlanan çay düzenli olarak içildiğinde ileri yaşın etkilerini azaltıyor. Çay yapmak için dört yemek kaşığı bal, bir çay kaşığı tarçın ve üç fincan kaynamış su kullanın. Günde 3-4 kez 1/4 fincan için. Cildi taze ve yumuşak tutar ve yaşlanmayı önler.

Boğaz Ağrısı: Boğaz ağrıdığında ya da gıdıklandığında bir kaşık bal yiyin. Boğazınızdaki raatlık geçene dek 3 saatte bir tekrarlayın.

Sivilceler: Üç yemek kaşığı bal ve bir çaykaşığı toz tarçını karıştırın. Yatmadan önce sivilcelerinizin üzerine sürün ve ertesi gün ılık suyla yıkayın. İki hafta her gün uygulanırsa sivilceleri kökünden söker.

Cilt Enfeksiyonları: Bal ve toz tarçını etkilenen bölgelere eşit miktarda uygulamak egzama, mantar ve her türlü cilt enfeksiyonunu iyileştirir.

Kilo Verme: Her gün sabahları kahvaltıdan yarım saat önce, boş mideye ve geceleri yatmadan önce bir bardak kaynamış suyun içine bal ve toz tarçın koyup için. Düzenli olarak alındığında obezite sorunu yaşayanlarda bile kilo kaybı sağlıyor.

Kanser: Japonya ve Avustralya’da yapılan araştırmalar mide ve kemik kanserinin başarıyla tedavi edilebildiğini gösterdi. Bu kanser çeşitlerinden muzdarip hastalar günde bir yemek kaşığı bal ve bir çay kaşığı tarçını üç parçaya bölerek bir ay boyunca almalı.

Yorgunluk: Yakın zamanda yapılan araştırmalar gösteriyor ki baldaki şeker vücudun güç kazanmasına yardımcı oluyor. Bal ve toz tarçın tüketen yaşlılar daha zinde ve esnek olduklarını ifade ediyor. Her gün diş fırçaladıktan sonra ve öğleden sonra 15.00′te alındığında bir haftada vücut direnci artıyor.

Kötü nefes: Güney Amerikalılar sabahları bir çay kaşığı bal ve tarçın konmuş suyla gargara yapıyor böylece nefesleri gün boyu güzel kokuyor.

İşitme kaybı: Günlük olarak sabah ve akşamları bal-tarçın ikilisini almak duyma kaybını giderebiliyor.
Tarçınlı Balın Hazırlanışı

Önce bir bardak suyu kaynatın, sıcak suya tarçın koyun ve demlenmeye ve soğumaya bırakın. Kaynar suya bal koymayın. Sıcak su baldaki enzimleri öldürür. Su oda sıcaklığına geldiğinde tarçının iki katı kadar bal ekleyin. Yatmadan bardağın yarısını için ve diğer yarısını sabaha bırakın.

Yazı kategorisi: Diger Konular, GENEL KONULAR | 1 Comment »

Hacamatçıların Dikkatine !

Yazar Site - Yönetici Kasım 12, 2013

Hacamatçıların Dikkatine !

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuş:

Kan alıcının (“hacamatçı”nın) kazancı pistir,

zinakârın (zina) kazancı pistir,

köpeğin (satılmasından alınan) bedel pistir!

Kaynaklar : Buhari, İcâre, 20(3/54); Ebu Davud, Buyu’, 40(3/266-267); Müsned, 2/287, 382, 437-438; Tayâlisî, s. 329., Ebu Muhammed Abdullah b. Abdirrahman ed-Darimi es-Semerkandi (Abdullah Aydınlı), Sünen-i Darimi Tercüme Ve Şerhi, Madve Yayınları, Madve Ofset, İstanbul, 1996: 5/447

Dipnot : Bu ayrintiyida yazalim : Açıklama

“Pis”; aşağılığından, değersizliğinden, kötülüğünden dolayı ken­disinden hoşlanılmayan şeydir. Allah Teala’nın ve Rasulü’nün (Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem) hoşlanmadığı şeye de “pis” denmiştir ki, bu, “pis” görülen şeyin haram veya mekruh olduğunu gösterir. Bu ha­diste “pis” oldukları açıklanan üç kazancın hükmü de haram ile mek­ruh arasında değişmektedir. Zinakârın zinadan elde ettiği kazancın haranı olduğunda ihtilâf yoktur. Köpeğin alım-satımından elde edi­len kazancın durumu hakkında 2571. hadiste kısa bir “Açıklama” geçmişti. “Hacamatçı” denilen kan alıcının bu işten elde ettiği ka­zanca gelince; âlimlerin cumhuru, bu hadise ve ilgili diğer hadislere dayanarak onun mekruh olduğunu söylemişlerdir.

Bunun hikmeti, her halde, kan alıcılık mesleğinin madden pis sa­yılan, nahoş işlerinin olmasıdır. Bu işin bizatihi kötülüğü sebebiyle, kazancının mekruhluğu söz konusu olmamalıdır. Çünkü Hz. Pey­gamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), 2625. hadiste görüleceği gibi, kan aldırtmış ve kan alana ücret vermiştir. Hz. Peygamber (Sallallahu Aley­hi ve Sellem), kan aldırmayı bir tedavi usûlü olarak da övmüştür.[166] Şu halde Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), bu hadisiyle, sanki bu işte pis şeylerle uğraşılacağı için onunla para kazanmanın zor olduğunu, dolayısıyla onun tavsiyeye şayan bir iş olmadığını açık­lamak istemiştir. Allahu a’lem!

İbnü’l-Cevzi (Rahmetullahi Aleyh) ise, Hacamatçının kazancının mekruhluğunun hikmetini bu işte ihtiyaç halinde müslümanın müslümana yardım etmesinin vacib olduğu, dolayısıyla bu iş için müslümandan ücret almanın uygun olmayacağı şeklinde izah etmiştir.[167]

İmam Ahmed (Rahmetullahi Aleyh) ile bazı âlimler ise, bu hadise ve ilgili diğer hadislere dayanarak, hür bir kimsenin hacamatçılığı mes­lek edinmesinin mekruh, bu işten elde edeceği kazancı kendisi için harcamasının da haram olduğunu söylemişledir. Bu âlimlere göre, hacamattan elde edilen kazancın hayvanlar için harcanması ise ca­izdir. Bunlar, kölelerin hacamatçılık yapmasını da caiz görmüşledir.

Hanefi âlimlerden Tahavi (Rahmetullahi Aleyh) gibi, hacamatçılığın önce haram olduğunu, sonra mubah kılındığını söyleyen âlimler de vardır.[168]

79. Kan Alıcının Kazancına İzin Verilmesi Hakkında

2625. “Bize Yezid b. Harun haber verip (dedi ki), bize Hu-meyd et-Tavil, Enes b. Malik’ten (naklen) haber verdi ki,” 

Ebu Taybe Rasulullah’tan (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kan almış, O da ona iki sa1 yiyecek (hurma verilmesini) emretmişti.

 

Yazı kategorisi: Diger Konular, GENEL KONULAR | 1 Comment »

Nar` ın Bilinmeyen Faydaları ve Önemi

Yazar Site - Yönetici Kasım 10, 2013

Nar` ın Bilinmeyen Faydaları ve Önemi

Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane!” bilmecesiyle hafızalara kazınan nar; çiçeği, kabuğu ve kırmızı taneleriyle hususi bir meyvedir. İnsanlığın ilk tanıştığı meyvelerden biri olduğu düşünülen nar, ilim literatüründe Punica granatum L. olarak isimlendirilir.

Nar, tanelerinin dizilişi ve tanelerinin üzerini örten koruyucu zarıyla da dikkatleri çeker. Genellikle taze olarak tüketilen nar, meyve suyunun yanı sıra pasta ürünlerinde, jöle ve marmelat üretiminde de kullanılır. Son zamanlarda narın yararları ile ilgili yapılan araştırmalar, bu besinin sağlık bakımından değerini ortaya koymakta, doğal bir ilaç olarak tanımlanmaktadır.

Nar ağacı, uzun yıllar yaşayabilen bir bitki olup Fransa’da 200 yaşından büyük nar ağacı vardır. Ana vatanı Himalaya dağları ve kuzey Hindistan’dan İran’a uzanan bölgedir. Eski dönemlerden beri pek çok hastalıkta bitkisel tedavi yöntemi olarak kullanılan nar, İslâm tıbbının da önemli bir şifa kaynağı olmuştur. Bitkinin tohumları meyve olarak yenildiği gibi, gövde-kök ve dal kabukları ile meyve kabuğu da tıbbî olarak kullanılır. Kök ve gövde kabuğu tanen, nişasta ve alkaloitler (pelletierin) taşır. Nar meyvesi kabuğu tanen, triterpenler ve az alkaloitler ihtiva eder.

Nar, sağlık açısından özellikle kış aylarında bol bol tüketilmesi gereken bir meyvedir. Çünkü insan sağlığına olan faydalarını saymakla bitirmek mümkün değildir. Adeta bir “ilaç”, hatta antibiyotik olan nar, özellikle bağışıklık sistemini güçlendirerek pek çok hastalıktan korumaktadır. İçerdiği C vitamini, potasyum, demir, polyphenol, anthocyanin ve tannin adında antioksidanlar ile kolesterol ve şekeri de dengeleyen nar, kalp sağlığını koruduğu gibi, kanser hücrelerinin de gelişmesini engellemektedir. Şeker hastaları için birebirdir.

Narın Muhteviyatı: Narın toplam ağırlığının %52’sini yenilebilir kısım meydana getirir. Bunun da %78’ini nar suyu oluşturur. Yenilebilir kısmında; sitrik (%0,33-0,56), malik, fumarik ve laktik asit bulunur. Olgun narın yenilebilir kısmında protein miktarı 100 gramında 50 mg, toplam fenolik madde miktarı 100 gramda 150 mg, askorbik asit ise 100 gramda 10 mg civarındadır. Taze sıkılmış nar suyunda şeker nispeti yaklaşık %16’dır. Nar suyu ve çekirdeğinde 19 element tespit edilmiştir. Bunlar arasında demir, kobalt, molibden, potasyum, kalsiyum, selenyum, sodyum ve çinko vardır.

Nar; C, B1 ve B2 vitaminleri ve potasyum bakımından çok zengindir. Ayrıca bağışıklık sistemini kuvvetlendirecek antosiyanlar ve flavonoitler içerir. 100 gram narın içersinde, 259 miligram potasyum, 63 kalori, 8 miligram C, binde 3 de B2 vitamini bulunmaktadır. 1 su bardağı nar suyu, günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 25′ini karşılar. Gün içinde tüketilen bu meyve, yorgunluğumuzun giderilmesinde de büyük rol oynamaktadır. Narın ağırlığının %12-20’sini çekirdekler oluşturur. Yaş çekirdeklerde %1,2-2,7 nispetinde yağ bulunur. Yağ miktarı düşük olduğu için sanayide yağ kaynağı olarak kullanılmaz.

Cennet meyvesi olarak tanımlanan nar, Yüce Kitabımızda üç yerde bahsedilmekte ve En’âm Suresi 99. âyette: “Hurmanın tomurcuğundan sarkan salkımlar, üzüm bağları, zeytin ve nar (bahçeleri) çıkarıyoruz. Bunların kimi birbirine benzer, kimi benzemez. Bunlar meyvelendikleri zaman meyvelerinin olgunlaşmasına bakın! Bunlarda inanan toplumlar için ibretler vardır.” şeklinde geçmektedir. Nar, gerçekten ilginç bir meyvedir. Dört şeyden oluşmuştur. Kabuğu, zarları, çekirdeği ve suyu.

Narın Sağlığımıza Faydaları: Yemesi zahmetli olan, ekşiliği nedeniyle biraz da yüz ekşiterek yenen narın, faydaları saymakla bitmez. İster tek tek tanelerini yiyerek tüketin, ister suyunu sıkarak için, nar pek çok derdin devasıdır. Mucizevî bir şifa kaynağıdır. Narın şifalı özelliklerinden en iyi şekilde faydalanabilmek içinse ya meyveyi tazeyken yemeli ya da taze sıkılmış suyunu içmelidir.

Nar mideyi temizlemekte, deniz tutmasına karşı iyi gelmektedir. Ayrıca nar, içindeki zarları ile yendiğinde mide ülserini iyileştirmektedir. Tatlı nar midede çabuk çözüldüğü için hazmı kolaydır. Ancak zaman zaman midede şişkinlik ve gaz meydana getirebilir. Ayrıca tatlı nar mideyi kuvvetlendirir, boğaza ve akciğerlere faydalıdır, öksürüğe iyi gelir. Ekşi nar ise mide yanmalarına karşı faydalıdır, diğer narlardan daha fazla idrar söktürür, ishali ve kusmayı keser, karaciğer hararetini söndürür, kabızlığı giderir, kalp ve mide ağzındaki ağrılara iyi gelir.

Narın en önemli özelliklerinden biri de genel damar sağlığını, özellikle de kalbi korumasıdır. Damar tıkanıklıklarını geriletme özelliği bulunan nar, ‘ACE’ denilen enzimi engelleyerek tansiyon düşürücü bir etki de yapmaktadır. Nar, birçok özellikleriyle bazı meyveleri de geride bırakmaktadır. Örneğin narda 10 bardak yeşil çaya ve 4 bardak kızılcık suyuna eşdeğer antioksidan madde bulunmaktadır.

Tüm bu özellikleriyle adeta bir ‘ilaç’ ve doğal antibiyotik görünümünde olan nar, sofralardan kesinlikle eksik edilmemesi gereken meyveler arasında yer almaktadır. Nar suyu ayrıca damar sertliğine karşı güçlü etkisi bulunan bir içecek olarak karşımıza çıkmaktadır.

Narın mikro besin içeriğine bağlı, vücudu ve kalbi kuvvetlendirme, ishali kesme, şerit düşürme, burun poliplerine faydalı olma gibi yararları bulunduğu bazı çalışmalarla ortaya konulmuştur. Narın idrar söktürücü, kan yapıcı, enerji verici ve tansiyon düşürücü özelliği de vardır.

Gribal enfeksiyonlar, virüslerin neden olduğu hastalıklardır. Her derde deva olan nar, içerdiği antioksidanlar sayesinde gribe neden olan virüsleri zararsız hale getirmeye yardımcı olmaktadır. Bakteri kaynaklı enfeksiyonlara karşı da koruyucu etkisi kanıtlanmıştır. Antioksidan etkisi yeşil çay, portakal gibi besinlerden üç kat daha fazladır. Gripten korunmak için tablet şeklinde vitamin almak yerine nar yiyerek daha fazla antioksidan madde ve C vitamini sağlamış oluruz. Bu şekilde kansere neden olan serbest radikallere karşı bizi koruyacak bir silah görevini de üstlenmektedir. Enfeksiyonlara karşı vücudun dirençli olmasını sağlar.

Nar Suyunun Faydalarını Biliyor Musunuz?

-Yapılan bir araştırmada Nar suyunun polifenolik bileşikler yönünden zenginleştirilmiş preparatının grip virüsü üzerinde öldürücü etkisi tespit edilmiştir.

-Kanın antioksidan kapasitesini çoğaltır. Oksitlenmeyi önleyici maddeler olan antioksidanlar bakımından Nar suyu yeşil çaya göre çok daha zengindir.

-Nar özütünün bilinen antibiyotiklerle beraber uygulanması durumunda, antibiyotiklere dirençli tehlikeli bakteriler üzerinde de etkili olduğu tespit edilmiştir.

-Kalp sağlığı için yararlıdır. Damar tıkanıklıklarını önleyici etkisi vardır. Kötü kolesterol olarak bilinen “LDH” oksidasyonunu engelleyici özelliktedir.

-Hayvanlar üzerinde yapılan bir çalışma Nar suyunun ateroskleroz yoğunluğunu ciddi şekilde düşürdüğünü göstermiştir.

-Araştırmalar Nar suyunun prostat ve cilt kanserine karşı koruyucu olabileceğini göstermiştir. Wisconsin Üniversitesinde hayvanlar üzerinde yapılan araştırmada Nar suyunun kanserin ilerleme hızını düşürdüğü tespit edilmiştir.

-Yapılan araştırmalar Nar suyunun kanser oluşumunu ve gelişimini önleyebileceğini ortaya koymaktadır. Bir çalışmada prostat kanseri tanısı konmuş kırk hastaya iki sene süresince her gün Nar suyu verilmesiyle hastaların yüzde 85 oranında prostat kanseri gelişiminin önlenebildiği görülmüştür. Bu çalışmalarda Nar suyunun kanser hücresini çeşitli mekanizmalarla öldürdüğü gösterilmiştir.

-Kolesterol ve şekeri dengeleyici özelliği, Nar yararları arasındadır.

-Tansiyonu artıran angiotensin converting enzimini düşürücü etkisi tespit edilmiştir.

-Kan yapıcı özelliği, bir başka Nar yararı olarak belirtilebilir.

-Nar suyunun erkeklerde sperm kalitesi ve canlılığını artırıcı etki gösterebileceği de belirtiliyor.

-Nar özütünün dişlerde plak oluşumuna neden olan bakteriler üzerinde etkisi insanlar üzerinde denenmiş ve bakteriler üzerinde ağız gargaraları kadar etkili olduğu görülmüştür.

-Nar suyu içildikten 48 saat sonra bile vücutta olumlu etkileri devam etmektedir.

Ayrıca;
• Nar suyu yüksek tansiyon hastalığının tedavisinde, kalp ağrılarında, basur hastalığının tedavisinde faydalı olmaktadır.

• Böbrek zafiyetine karşı nar suyu içilmesi yararlıdır.

• Nar suyunun harareti giderici özelliği bulunmakta, şeker ve kurdeşen hastalığına iyi gelmektedir.

• Kalbi kuvvetlendiren nar suyu, karaciğer zafiyetini gidermekte, mide iltihabını ve ağrısını geçirmektedir.

• Nar ekşisi şeker hastalarına tavsiye edilmektedir.

• Nar şırasının şekerle hazırlanan şerbetinin idrar söktürücü özelliği vardır.

• Romatizma ağrılarının hissedildiği eklem ve uzuvlara nar şırası sürüldüğünde, ağrı kesici özelliği bulunmaktadır.

• Bayılmalara karşı nar şerbeti içilmelidir. Tatlı nar suyu, ses kısıklığı ve zatürreye karşı şifalıdır.

• Nar suyu böbrek ve karaciğer hastalıklarına karşı çok faydalıdır.

• Bağırsak parazitlerinin düşmanıdır. İyi bakterilerin artmasını sağlar.• Burun poliplerine faydalıdır.• Suyu zarıyla birlikte çıkarılıp bal ile merhem kıvamına gelinceye kadar pişirilip diş etlerine sürüldüğünde diş eti tahrişine iyi gelir.

Nar Kabuğu: Nar suyunun sadece tanelerinden değil, tüm meyveden üretilmesi, bu içeceğin antioksidan etkisinin daha da artmasına neden olmaktadır. Zira bu önemli meyvenin kabuğu alkaloit, tanen ve glikozitler içermektedir. İshal kesici ve kurt düşürücü, tenyalara karşı kullanılma özelliği vardır. Kanlı ishalde kullanılır. Yalnız zehirlenmelere yol açabileceğinden dikkatli kullanılmalıdır. Meyve kabuğu ekstresinin güçlü virüs ve mikrop öldürücü özelliği de vardır. Cilt üzerinde enfeksiyon ve yara iyileştirici etki de gösterir. Meyve kabuğu tanenlerinin antioksidan ve anti-tümör etkileri de bilinmektedir. Narın kabuğu çay gibi demlenerek içildiğinde, mide ve bağırsak hastalıkları ile ishal ve dizanteriye karşı oldukça faydalı olmaktadır. Nar kabuğu toz haline getirilir, kanayan yaraya ekilirse akan kanı durdurur.

Nar Kabuğu ile Reçeteler:

Yanıklarda: Bir tane narın kabukları iyice dövüldükten sonra yaranın üzerine koyulur.

Frengide: Bir avuç kuru nar kabuğu ile bir avuç kurutulmuş mazı karıştırılır. Havanda toz haline getirilir. Sabah-akşam birer çorba kaşığı yenilir. Üzerine yarım bardak su içilir.

Bağırsak solucanlarında: Yarım litre suya bir avuç nar kabuğu koyup kaynatılır ve süzülür. Her sabah aç karına bir bardak içilir. Kurtlar dökülünceye kadar devam edilir.

Uçukta: Bir avuç nar kabuğu 2-3 bardak suda 15 dakika kaynatılır. Ilınınca bu suya batırılan pamukla uçuklara pansuman yapılır.

Basurda: Bir avuç nar kabuğu yarım litre suda kaynatılır, süzülür. Günde üç kere, birer çay bardağı içilir. Aynı işleme her gün devam edilir.

Yün iplikler, kabuklarla sarımsı renge boyanabilir.

Nar çiçeği de yaralar için kullanılır. Bağırsak yara iltihaplarını iyileştirir. Boyun tutulmasında nar çiçeği lapası boyna konulursa şifalı gelir. Ağız yarası için, bir litre suya iki avuç nar çiçeği koyup kaynatılır. Süzülerek günde üç defa gargara yapılır.

Öğütülmüş nar çekirdeği faydalarını şöyle sıralayabiliriz:

- Cildi sıkılaştırır, tazeler, yaşlanmayı geciktirir. (Anti-Aging)

- Kalp krizi riskini azaltır.

- Çok güçlü antioksidandır.

- İçerdiği polyphenol, tannin, anthocyanin gibi antioksidanlar, zarar görmüş hücrelerin yenilenmesine yardımcı olarak kanserojen hücrelerle savaşır ve kanser riskini azaltmaya yardımcı olur. Prostat ve meme kanserinde etkili olduğu düşünülmektedir.

- Sigara, alkol, kirli hava vs. gibi maddelerin vücut üzerindeki tahribatını azaltır.

- Selülit ve varis gibi sorunlarda tedaviye yardımcı olur.

- C vitamini, demir ve potasyum açısından çok zengindir.

- Menopoz döneminde çok faydalıdır. Bitkisel östrojen içerdiği için bu özelliği ile menopozda görülen sıkıntıların azalmasına yardımcı olur.

- Doğum kontrol haplarının yan etkilerini azaltmaya yardımcı olur.

- Kötü kolesterolü ve hipertansiyonu düzenler.

- Şekeri dengeler.

- İshali keser.

- Zihinsel sağlığımızı korur, rahatlatıcı etkisi vardır.

- Dolama / tırnak iltihabı ve cerahatli yaraların tedavisinde nar çekirdeğinin balla birlikte karıştırılarak merhem halinde tatbik edilmesi tavsiye edilir.

- Yapılan bilimsel araştırmalarda, nar çekirdeğinin afrodizyak etkiye sahip olduğu, yüksek ölçüde östrojen içermesi nedeniyle kandaki östrojeni çoğaltarak sağlıklı bir cinsel yaşamın kapılarını açtığı tespit edilmiştir.

Kullanımı: Günde 2 defa 1 tatlı kaşığı öğütülmüş nar çekirdeği yoğurt, süt, salata, bal veya pekmezle karıştırılıp yenilebilinir. Sade sevenler hiçbir şey katmadan da yiyebilirler.
Nar Çekirdeği Yağı: Gençlik iksiri olan nar çekirdeği yağı, fabrikasyon olmayan yolla, damıtma yöntemi ile elde edilir. Soğuk sıkma yöntemi ile elde edilen yağ, kırışıklıkların giderilmesinde eşsiz bir doğal reçete, hücre yenilenmesinde de yardımcı bir üründür. Yapılan araştırmalarda güzelliğin, kırmızı tanelerin içinde saklı olduğu anlaşılmıştır. Orta yaşlarda yaşlanmayı önleyici özelliğe sahip olan bu yağ, genç ciltlerde de işe yaramakta, onlara da canlı ve parlak görünüm kazandırarak, çizgileri engellemektedir. Göz çevresi hariç bütün yüze ve boyna tatbik edilerek 2 aylık bir kürle, yorgun ve yaşlı görünüm ortadan kalkmaktadır. Doğal östrojen içerdiği için düzenli kullanımda besleyici ve sıkılaştırıcı etkisi ile cildin pürüzsüz hale gelmesinde yardımcı olmaktadır.

Güzel bir cilde sahip olmak için: Bir tatlı kaşığı yoğurt ve bir tatlı kaşığı yaş maya iyice karıştırılır. Bu karışım cilde sürülüp 20 dakika bekletilir. Akşamları da cilde organik nar çekirdeği yağı ile masaj yapılır. Selülitli bölgelere masaj yapılarak uygulanırsa çok faydası görülür.

Kullanım Şekli: Bir fincan yağa 7-8 damla damlatılarak kullanılabilir. Ayrıca salata ve yemeklerde sos olarak da kullanılabilir.

Nar ekşisi: Nar ekşisinin insan sağlığına olan faydalarını saymakla bitiremeyiz. Nardaki bütün özellikleri yoğun olarak taşıdığı için, özellikle bağışıklık sistemini güçlendirerek pek çok hastalıktan korumaktadır. İçerdiği bazı maddelerle kolesterol ve şekeri de dengeleyen nar ekşisi, kalp sağlığını koruduğu gibi, kanser hücrelerinin de gelişmesini engellemektedir.

Yapımı: Nar ekşisi yapımı kolay ama biraz uğraştırıcıdır. Zaman alan, tanelerini ayıklamaktır. Bunun için kolay yöntem: Narlar ortadan ikiye ayrılır. Kesik kısmı aşağıya doğru olacak şekilde üstten nara kaşıkla veya sopayla vurulur. Tanelerin kolayca dökülmeleri sağlanır. Patates ezeceği veya kıyma makinasında narlar ezilerek suyu çıkarılır. Çok yapanlar bunu temiz çuvallarda tepelenerek elde etmektedirler. Sular süzülerek sırlı bir kaba veya eskilerin “kömü” dediği bakır kaplara konularak orta ateşte reçel kıvamına gelinceye kadar kaynatılır. İlk kaynamaya başladığında köpükler taşabilir. Kevgirle alınır ve soğuk nar suyu ilave edilerek ısısı düşürülür. Yoğunlaşınca ateşten alınır. Bir süre güneşte bekletilir, rengi koyulaştırılır. Cam şişelerde muhafaza edilir.

Not: Domates, limon, nar gibi asitli yiyeceklerin pişirilmesi aşamasında reactive kapların kullanılmaması gerekmektedir. Demir ve alüminyum kaplar bu kategoriye girmektedir. Yiyeceklerin tadını bozmaktadırlar. Bu nedenle bu tür asitli yiyeceklerin non-reaktive gruba giren çelik, cam ve sırlı toprak kaplarda pişirilmesinde yarar vardır.

Nar sosu için ise; iki kg nar sıkılır. Bir kg şeker, bir bardak su ve iki limon karıştırılıp kaynatılırsa nefis bir salata veya kısır sosu elde edilmiş olur.

Hz. Ali (r.a): “Allah’ın nuru, nar yiyenlerin kalbindedir.” buyurmuştur.

Sizin narlarınızdan bir nar yoktur ki; içinde cennet narından bir tane bulunmasın.” hadîs-i şerifi, onun bir cennet meyvesi olduğunu açıklamakta ve yerken tanelerini dökmeden, israf etmeden yememiz gerekmektedir.

Bu güzel meyveyi yerken onda tecelli eden ilim, kudret, hikmet ve sanatı düşünerek Sâni-i Hakîm’i hatırlamak, O’nun hikmetlerini düşünmek ve ni’metlerine şükretmek, bizlere düşen önemli vazifedir…

Sıhhatle ve sevgiyle kalın…

Nazan Başoğul, 17.02.2010

Nar kabuğunun faydaları nelerdir? Hangi hastalıklara iyi gelir?

Meyve ve meyve suyu olarak tüketilen narın kabuğunun, meme kanseri başta olmak üzere hemen hemen tüm kanser türlerini önleyici ve iyileştirici faydaları olduğu bildirildi. Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Kimya Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Uslu, yaptığı açıklamada, narın insan sağlığına faydalarının saymakla bitmeyeceğini, bu nedenle de bol bol tüketilmesi gereken bir meyve olduğunu söyledi.

Tacıyla adeta meyvelerin kralı olan narın, her derde deva bir ilaç olduğunu ifade eden Uslu, “Nar bağışıklık sistemini güçlendirerek, bizleri başta kanser olmak üzere pek çok hastalıktan da korumaktadır. İçerdiği flovanoidler, vitaminler, polifenoller, antosiyaninler, taninler vasıtasıyla kolesterol ve şekeri de dengeleyen özellikle hicaz narı, kalp ve damar sağlığımızı koruduğu gibi, kanser hücrelerinin de gelişmesini çok önemli oranda engellemektedir” dedi.

Mucizevi bir şifa kaynağı olan narın kabuk, zar, çekirdek ve sudan oluştuğunu vurgulayan Uslu, şunları söyledi: “Nar suyunun genel damar sağlığını, özellikle de kalbi koruduğu, damar tıkanıklıklarını geriletme ve tansiyon düşürücü etkileri herkes tarafından bilinmektedir. Halkımız narı, suyunu içerek tüketmektedir. Narın içindeki zarlar ile yendiğinde mide ülserini iyileştirdiği ise pek az kişi tarafından biliniyor. Yine son günlerde pek çok firmanın satışa sunduğu nar çekirdeği yağı, çok değerli punicic acid içermektedir. Nar çekirdeği yağı özellikle cildimizde kırışıklıkları ve yaşlanmayı gidermekte, saçlarımızda canlılık ve saç çıkarıcı etkileri nedeniyle ilaç endüstrisi tarafından önemli miktarda kullanılmaktadır.”

Nar kabuğu, suyundan daha fazla değerlidir

Nar kabuğunun ise Türk halkı tarafından hiç kullanılmadan çöpe atıldığına dikkati çeken Uslu, şöyle devam etti: “Halbuki Çin’deki Instutute of hygiene and Environmental Medicine (Hijyen Enstitüsü ve Çevresel Tıp Bilimi) kuruluşunun yaptığı son araştırmalara göre, nar kabuğu, suyuna göre daha fazla oranda değerli bileşikler içermektedir. Yani nar suyu bir ilaç gibi sağlığımız i Çin faydalıdır, ancak kabuğu suyundan daha fazla değerlidir. Nar kabuğu içinde bulunan ellagik asit, başta meme kanseri olmak üzere hemen hemen tüm kanser türlerini hem önleyici hem de iyileştirici faydalar sağlamaktadır. Nar kabuğundaki flavanoitler, fenolik bileşikler ve antioksantlar suyundan çok daha fazla miktardadır.”

Prof. Dr. Uslu, araştırmaların, nar kabuğunun kötü huylu kolesterolü azalttığı, beta hücrelerini artırarak diyabetli hastalara, kalp ve damar hastalarına suyuna göre çok daha önemli faydalar sağladığını gösterdiğini anlatarak, şunları kaydetti:

“Nar kabuğunda bulunan ellagik asit antioksidan, anti-mutajen ve anti-kanser özelliklere sahiptir. Çalışmalar meme, yemek borusu, cilt, bağırsak, prostat ve pankreas kanserlerinde anti-kanser özelliğini göstermiştir. Ellagik asit P53 geninin kanser hücrelerince yok edilmesini engellemektedir. Ellagik asit kansere neden olan moleküllere bağlanarak onları çok önemli bir oranda etkisizleştirmektedir. Bu yüzden özellikle kanserli hastaların kullanımı amacıyla ellagik asitli içecekler başta İsrail olmak üzere pek çok ülkede eczahanelerde satılmaktadır. Nar kabuğu narın en değerli yeri iken ülkemizde meyve suyu fabrikaları bu değerli maddeyi üstüne bir de para vererek çöpe atmaktadır.

Yine kanserli hastaları tedavi etmek i Çin nar kabuğundan hazırlanmış ellegik asitli kapsüller 50 gramı 50 dolardan eczahanelerde satılmaktadır. Bir firma yüzde 95 saflıktaki nar kabuğundan ürettiği ellagik acitin 1 gramını 83 avrodan satmaktadır. Görüldüğü üzere nar kabuğu nar suyundan çok çok daha fazla değerlidir.

Kanserli hastaların ilk başta vücutlarının pH’sını 7.4′ün üzerine çıkarmaları gerekmektedir. Bunun i Çin gerekli çabayı göstermeleri gerekmektedir. O halde hem kansere yakalanmamak i Çin hem de kansere çözüm amacıyla artık hiçbir işe yaramayan siyah çay, asitli içecekler yerine yeşil çay, ada çayı, zeytin yaprağı çayı gibi bitki çayları ve özellikle de nar kabuğu çayını tüketelim.”

Sıkılan narın kabukları asla atılmamalı

Ellagik asit sayesinde nar kabuğunun, kanser hastalığına karşı çok önemli koruyucu, hatta kanseri tedavi edici özellikleri olduğu vurgulayan Uslu,

“Bununla ilgili literatürde çok fazla makale yayınlanmıştır. Tüm bu etkileri nedeniyle özellikle meyve suyu fabrikalarından atılan tüm nar kabuklarının kurutularak özellikle büyükbaş hayvanların gıdalarına karıştırılması durumunda bu hayvanların da daha az hastalığa yakalanması ve sağlıklı olmaları sağlanacaktır. Böylece büyükbaş hayvanlara gereksiz yere antibiyotikler verilmeyeceğinden, bu hayvanların sütünü ve etini kullanan bizlerin de bu antibiyotiklerden etkilenmemizin önüne geçilmiş olacaktır” dedi.

Prof. Dr. Uslu, evde sıkılan narın kabuklarının asla atılmaması gerektiğini de belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Gölgede veya 40-50 dereceyi geçmeyecek ortamlarda kurutarak, ufaladığımız nar kabuklarını serin bir yerde saklayalım. Daha sonra 100 gram kaynamış suya, 2 gram nar kabuğu atarak, yaklaşık 10 dakika kaynatıp suyunu hemen her gün çay olarak tüketelim. Böylece başta kanser, kalp ve şeker hastalıkları olmak üzere pek çok hastalıktan kendimizi korumuş olacağız. Hatta çay içmekten üşenirsek, kurutulmuş ve parçalanmış nar kabuklarını, kahve çekme makinelerinde toz haline getirip, bir çay ya da kahve kaşığı tozu salata, peynir gibi gıdalarla direk olarak ta tüketebiliriz. Özellikle şeker hastaları beta hücrelerini artıracak bu tozu tüketmeye özel çaba göstermelidir. Genelde tüm meyvelerde olduğu gibi narın da en değerli yeri kabuğudur. Bir ilaç gibi içtiğimiz nar suyundan arta kalan kabukları da asla atmayalım ve başta kanser, şeker ve kalp olmak üzere hemen hemen tüm hastalıklardan korunalım.”

.

Yazı kategorisi: Diger Konular, GENEL KONULAR | Etiketler: | 1 Comment »

KURBAN BAYRAMINIZ MUBAREK OLSUN

Yazar Site - Yönetici Ekim 14, 2013

Yazı kategorisi: Diger Konular, GENEL KONULAR | Leave a Comment »

İnsanlığı nasıl kısırlaştırıyorlar ?

Yazar Site - Yönetici Ekim 12, 2013

İnsanlığı nasıl kısırlaştırıyorlar ? 

Yazı kategorisi: Diger Konular, GENEL KONULAR | Etiketler: | 2 Comments »

BAL BÜTÜN HASTALIKLARA ŞİFADIR

Yazar Site - Yönetici Eylül 18, 2013

BAL BÜTÜN HASTALIKLARA ŞİFADIR

Bal mübarek bir yiyecektir. Yetmiş peygamber (aleyhimüsselâm) bala bereket ile duâ etmiştir.

Balın bazı faydaları:

• Bal, soğuk su ile karıştırılıp içilirse ishali keser, sıcak su ile içilirse kabızlığı giderir.
• Bal, sinirleri kuvvetlendirerek rahat uyumayı sağlar.
• Bal, kalp çarpıntısına ve yüksek tansiyona da faydalıdır.
• Bal, anne ve inek sütünün demir eksikliklerini tamamlar, yağın hazmını kolaylaştırır, bağırsak hareketlerini artırarak rahatlık sağlar.

.

Yazı kategorisi: Diger Konular, GENEL KONULAR | Etiketler: | Leave a Comment »

TIBB-I NEBEVÎ:…..BAZI SEBZELERİN FAYDALARI

Yazar Site - Yönetici Eylül 12, 2013

TIBB-I NEBEVÎ:…..BAZI SEBZELERİN FAYDALARI

Resûlullah (s.a.v.) patlıcanı yerdi ve;

Patlıcan ne güzel bitkidir. Onu (iyi pişirip) yumuşatınız, zeytinyağlı yapınız ve çok yiyiniz.” buyururdular.

Resûl-i Ekrem’in (s.a.v.) en çok sevdiği bitki semizotudur. Mü’min, Resûlullah’ın (s.a.v.) sevdiği her şeyi sevmelidir.

Kereviz, Hızır (a.s.) ve İlyas (a.s.)’ın yemeğidir. Kereviz hafızayı kuvvetlendirir, kalbi temizler, delilik ve cüzzama mâni olur.

Balkabağı, dimağı ve aklı kuvvetlendirir.

Bir hadîs-i şerîfte şöyle buyrulmuştur:

Her kim baklayı kabuğu ile yerse, Allâhü Teâlâ, o bakla kadar hastalığı ondan giderir.” (İ. Hac. el-Askalî, Lisânu’l-mîzân,)

Resûlullah (s.a.v.) Miraca çıktığında yeryüzü onun dünyadan ayrılışına ağlamış ve bunun üzerine gebre otu bitmiştir.

Bir hadîs-i şerîfte şöyle buyruldu:

Kızılımtırak beyaz mantar, kudret helvası (gibi Allâh’ın külfetsiz nimetleri) nev’inden bir rızıktır. Suyu da göz ağrısına şifadır.

Ebû Hüreyre (r.a.) mantarın suyunu sıkar ve gözü ağrıyanlara sürer, o hastanın gözü iyileşirdi. Mantarın en güzeli, siyah olanıdır.

Bir memlekete giren kimse soğan yerse, o memleketin vebasından, havasından ve sularından zarar görmez.

Soğan yedikten sonra kereviz yemelidir. Çünkü kereviz, soğanın kokusunu giderir.

Soğan ve sarımsağı pişmiş olarak yemekte bir beis yoktur.

Soğan ve sarımsağı çiğ olarak yememeli. Zira melekler rahatsız olurlar.

Kaynak : (Şir’atü’l-İslam, Fazilet Neşriyat)

Yazı kategorisi: Diger Konular, GENEL KONULAR | Leave a Comment »

443 Yıldır Yaşatılan Gelenek – Beyşehir Tarhanası

Yazar Site - Yönetici Ağustos 27, 2013

443 Yıldır Yaşatılan Gelenek – Beyşehir Tarhanası 

Yazı kategorisi: Diger Konular | Leave a Comment »

BİR ÂDÂB

Yazar Site - Yönetici Ağustos 26, 2013

BİR ÂDÂB

Sağ elinizle yiyiniz, sağ elinizle içiniz, sağ elinizle alınız ve sağ elinizle veriniz.” (Hadîs-i Şerîf, Sünen-i İbn-i Mâce)

Bir şey alırken sağ el ile alınır, sağ el ile yenilir, içilir ve musâfaha yapılır, abdest âzâlarını yıkamaya başlarken sağdan başlanır, ayakkabı ve elbise giyerken sağ taraftan başlanır, câmi ve mescidlere, evlere, odalara sağ ayak ile girilir.

Cennetliklerin safları sağda olacak, cehennemliklerin safları da solda olacaktır. Cennet sağdadır, cehennem soldadır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Sağ elinizle yiyiniz, sağ elinizle içiniz, sağ elinizle alınız ve sağ elinizle veriniz. Çünkü şeytan sol eliyle yer, sol eliyle içer, sol eliyle verir ve sol eliyle alır.” buyurmuştur.

Pis ve kirli şeyler sol elle tutulur. Kiri temizlemek, burnu temizlemek, istincâ yapmak veya bir necâseti (pisliği) yıkamak için sol el kullanılır. Ancak sol elin kesik olması veya bir hastalık gibi mâzeretten dolayı bunlar sağ elle yapılabilir.

Bir kimseye kitap veya herhangi bir şey sağ elle verilir.

Makam ve fazilet bakımından kendisinden üstün biriyle yürüyen, onu sağına alır, solundan yürür.

Yazı kategorisi: Diger Konular, GENEL KONULAR | Leave a Comment »

GIDA ZEHİRLENMESİ NEDİR, NE YAPILIR?

Yazar Site - Yönetici Ağustos 24, 2013

GIDA ZEHİRLENMESİ NEDİR, NE YAPILIR?

Gıda zehirlenmeleri, çok kere bayatlamış ve bozuk yiyecekler yedikten sonra görülür.

Daha çok yaz aylarında görülen çok kere hafif ve kısa süren bir hastalıktır. Bebek, çocuk, yaşlı ve muafiyet (bağışıklık) sistemi zayıf olanlarda hastalık daha ağır olmakta, hatta ölüme götürebilmektedir.

Belirtileri: Baş dönmesi, ishal, mide bulantısı, kusma, şiddetli karın ağrısı, nefes almakta ve yutkunmakta güçlük çekme ve bazan ateşlenmedir. Bunlar 30 dakika ile 72 saat arasında ortaya çıkabilir.

Yapılacak ilk iş, hastayı kusturmaktır. Vücud kusarak zehiri dışarıya atar. Bu hallerde bulantı ve ishali önleyici ilaçlar da kullanılmamalıdır.

Kanlı ishal, şiddetli baş ağrısı ve ateş var ve zehirlenme belirtileri 2 günden fazla devam ediyorsa hasta, vakit kaybetmeden hastaneye götürülmelidir. 

.

Yazı kategorisi: Diger Konular, GENEL KONULAR | 1 Comment »

Yemek Hakkındaki Birtakım Dinî ve Tıbbî Edepler

Yazar Site - Yönetici Ağustos 1, 2013

Yemek Hakkındaki Birtakım Dinî ve Tıbbî Edepler

 

1. İbrahim en-Nehaî’nin şöyle dediği rivayet edilmektedir:
Çarşıda yürüyerek birşey yemek âdi bir harekettir.64

İbrahim en-Nehâi bu sözü, âli bir senedle Hz. Peygamber’e isnad etmektedir. Bu fikrin tam zıddı İbn Ömer’den rivayet edilmektedir:

Bizler, Hz. Peygamber’in zamanında yürüdüğümüz halde yer ve ayakta su içerdik.65

Mâruf ve meşhur sûfîlerin bazılarının çarşıda yemek yedikleri görülmüştür. Bunun için kendilerine niçin böyle yaptıkları sorulduğunda şöyle cevap vermişlerdir: ‘Be mübârek! Çarşıda acıkıp eve mi gidip yemek yiyeyim?’ Kendisine denildi ki: ‘Bâri camiye girip orada ye!’ Şöyle cevap verdi: ‘Camiye girip orada yemekten utanıyorum. Allah’ın mâbedine yemek için nasıl gireyim?’

Zâhirde birbirinin zıddı görünen bu iki kanâatin arasını şöyle telif edebiliriz: Çarşıda yemek, tevazû ve tekellüfsüz olduğundan bazı kimselere uygun gelir. Onun için de güzeldir. Bazı kimseler için de mürüvvetsizlik olduğundan dolayı mekruhtur. Demek ki, bu hâl memleketlerin örf ve âdetlerine ve şahısların durumuna göre değişen bir hâldir. O kimse ki, onun çarşıda yemek yemesi diğer yaptıklarına uygun değildir, onun için böyle yemek mürüvvetsizliğe ve oburluğa işaret eder. Onun şâhitliğine de zarar getirir. O kimse ki, onun bütün hareketlerinde bir sadelik vardır. Her durumda tekellüften uzaktır, onun için de çarşıda yürürken yemek tevazûdan başka birşey değildir.

2. Hz. Ali (r.a) şöyle demiştir: ‘Yemeğine tuzla başlayan bir kimseden Allah Teâlâ yetmiş çeşit hastalığı uzaklaştırır’. Kim günde yedi hurma yerse, o hurmalar, onun içinde bulunan bütün tenyeleri öldürür. Hergün yirmibir kırmızı kuru üzüm yiyen bir kimsenin bedeninde şikâyet edecek bir hastalığı kalmaz. Et, eti bitirir. Yahni (veya et suyu) arapların yemeğidir.

Biskarcat (et ve tavuk çorbası) şişmanlatır ve kalçaları sarkıtır. Sığırın eti hastalık, sütü şifa ve yağı devadır. İçyağ ve benzeri şeyler hastalıkların kökünü kazır. Lohusalı kadın, yaş hurmadan gördüğü şifayı başka bir şeyden görmez. Balık, bedeni eritir. (Yani kaba ve lüzumsuz etleri eritir ve insanı zindeleştirir). Kur’an okumak ve misvak kullanmak balgamı söker. Uzun yaşamak isteyen bir kimse, kahvaltısını erken yapsın, akşam yemeğini (tekrarlasın) ve pabuç giysin. Halk yağ kullanmaktan daha verimli bir tedavi usulü bulamamıştır. Refah ve sıhhat içinde yaşamak isteyen bir kimse, cinsi münasebeti ve borcunu azaltsın.

3. Haccac-ı Zâlim bir doktora ‘Bana öyle bir şey tavsiye et ki, onunla amel edip başkasına muhtaç olmayayım’ dedi. Doktor şöyle tavsiyede bulundu:

Genç kadınlarla evlen.

Etlerden ancak gencecik etleri ye.

Hiçbir şeyi güzelce pişirmeden yeme.

Hastalık olmadan keyfî olarak hiçbir ilâç içme.

Meyvelerin iyi olmuş, tam kıvamına gelmiş olanını ye. Ancak yemeği güzelce çiğnedikten sonra yut.

İstediğin yemeği ye. Fakat üzerine su içme.İçtiğin takdirde o zaman onun üzerine yeme.

Küçük ve büyük abdestlerini bekletme.

Gündüz yedikten sonra uyu.

Geceleyin yediğin zaman uyumadan önce yüz adım da olsa yürü.

Arapların şu darb-ı meseli de aynı mânâyı taşımaktadır: ‘Kahvaltı et ve uzan, akşam yemeği ye ve yürü’.
Denilir ki: ‘Küçük abdestin bekletilmesi, yolu kapatılan suyun etrafını tahrip etmesi gibi bünyeyi tahrip eder!’
Damarların kesilmesi hastalığa, akşam yemeğini terketmek de ihtiyarlığa sebeptir.66

Araplar şöyle derler: ‘Kahvaltının terkedilmesi kalça yağlarını eritir’.
Hukemâdan biri oğluna şunları tavsiye etti: ‘Ey oğul! Kahvaltını yapmadan evden çıkma. Çünkü akıl kahvaltı ile yerinde kaldığı gibi, saldırganlık da onanla kaybolur. Bir de çarşıda göreceklerine karşı isteklerini azalt’.
Bir hekim şişman birine târiz yoluyla şöyle dedi: ‘Sırtındaki kadifeyi kim dokudu, bunu nasıl temin ettin?’ Şişman ‘Buğdayın özünü, genç hayvanın etini yemekle; menekşe ile yağlanıp, keten elbise giymekle temin ettim’ dedi.

5. ‘Perhiz hastalara faydalı, sağlamlara zararlıdır’ denilmiştir.

Bazıları da şöyle söylemiştir: ‘Kendisini (anormal) koruyan kimsenin zararı kesindir. Fakat sıhhatli olması şüphelidir’. Bu söz, sıhhatli bir kimse için tam yerinde söylenmiş bir sözdür.

Hz. Peygamber (s.a) Suheyb Rûmî’yi bir gözü ağrıdığı halde hurma yerken gördü ve bunun üzerine şunları söyledi:
Gözlerin ağrıdığı halde hurma mı yiyorsun?

Suheyb ‘Ey Allah’ın Rasülü! Ağrımayan tarafıyla yiyorum’ dedi. Bu cevabı alan Hz. Peygamber gülümsedi.

6. Ölünün geride kalan ailesine yemek götürmek, müstehabdır.

Câfer b. Ebî Tâlib’in ölüm haberi geldiğinde Allah’ın Rasülü şöyle demiştir:
Câfer’in aile efradı cenazeleriyle meşgul olduğundan yemeklerini yapamamaktadırlar. Bu bakımdan onlara yemek götürün.67
O halde böyle yapmak sünnettir. Bu gibi bir yemek cemaate takdim edildiği zaman yenmesi helâldir. Ancak ölü üzerine ağlamak için tutulanlara veya yardımcılarına hazırlanmış olan yemek, bu hükmün dışındadır. Çünkü onlarla birlikte yemek, uygun bir hareket değildir.

7. Zâlimin sofrasında oturalamak gerekir. Eğer zâlimin sofrasında hazır bulunmaya zorlanıyorsa, o zaman azıcık yiyebilir. Zâlimin sofrasında nefis yemeği hiç yememeye dikkat etmelidir. Sultanın sofrasında hazır bulunan ve ‘Benim oraya gitmem mecburi idi’ diyen bir kimsenin şâhitliğini müzekki (Şâhitlerin hâlini
tedkik ve teftiş eden memur) redderek şöyle dedi: ‘Senin sofrada nefis yemek aradığını ve büyük lokmalar yaptığını gördüm. Oysa böyle yapman için seni zorlayan kimseyi de görmedim’. Sultan, bir ara bu müzekkiyi sofrasında yemeğe zorladı. Bu durum karşısında kalan zat, sultana şöyle dedi: ‘Ya yeyip tezkiyecilik vazifemi bırakırım, ya da vazifeme devam etmek için yemem’. Bu vaziyet karşısında onun tezkiye ve teftişinin lüzumuna kani olanlar yakasını bıraktılar.

Hikâye olunur ki, Zünnûn-i Mısrî hapsedildi. Hapiste iken birkaç gün hiçbir şey yemedi. Âhiret yolunda kendisine kardeş olan bir hâtun yün bükerek kazandığından gardiyan vasıtasıyla ona yemek gönderdi. Zünnûn-i Mısrî (r.a), o yemekten yemedi. Bu durumdan ötürü o sâliha hâtun onun bu hareketini kınadı. Buna karşılık olarak Zünnûıı şöyle dedi: ‘Yemek helâl idi. Fakat bir zâlimin tabağında bana geldiği için yemedim’. Zünnûn bu sözleriyle gardiyanın eline işaret etmektedir. Böyle hareket etmek, takvânın en yüksek zirvesine çıkmak demektir.

8. Feth el-Mevsılî ziyaretçi olarak Bişr el-Hafî’nin yanına gitti. Bişr cebinden onun için bir dirhem çıkarıp hizmetçisi Ahmed elCelâ’ya verdi. ‘Bununla nefis bir ekmek ve güzel bir katık al’ dedi.
Ahmed şöyle der: ‘Bu emir üzerine nefis bir ekmek satın aldım ve Rasûlullah’ın (s.a) sütten başka hiçbir şey için şöyle dediğini hatırlıyor değilim:
Allahım! Bizim için onu bereketli kıl, onu bizim için artır.68

Onun için süt ve güzel hurmadan da aldım. Getirip Feth’e takdim ettim. Feth, yediğini yedi, kalanını da alıp götürdü. Bu durumu gören Bişr şöyle dedi: “Neden Ahmed’e ‘nefis bir yemek satın al’ dedim biliyor musunuz? Çünkü nefis yemek samimi şükrü gerektirir. Bilir misin Feth neden bana ‘Sen de ye’ demedi ve beni yemeğe çağırmadı? Çünkü misafirin ev sahibini çağırmaya hakkı yoktur da ondan. Feth’in geri kalanları niçin götürdüğünü biliyor musunuz? Çünkü kişinin tevekkülü tam olduğu zaman artık yük ona zarar vermez”.
Ebu Ali Rüzbârî bir ziyafet tertip edip o ziyafette bin kandil yaktı. Bu durum karşısında bir kişi kendisine itiraz etti. Bunun bir israf olduğunu söyledi. Bu itiraza karşı Rüzbârî itirazcıya şöyle dedi: ‘İçeri gir ve Allah için yakmadığım bir kandili söndür’. Adam içeri girdi, fakat lâmbalardan bir tanesini bile söndüremedi. Böylece emeline nâil olamayarak çıkıp gitti.

Ebu Ali el-Rüzbârî, birkaç denk şeker satın aldı. Helvacılara şekerden bir kale yapmalarını emretti. Onlar da onun emrini yerine getirip, şekerden yapılmış nakışlı direkler üzerine oturtulmuş mihrablar ve şerefeler kurdular. Bütün bunları yaptıktan sonra sûfîleri davet etti. Sûfîler o duvarları yeyip bitirdiler

9. İmam Şafii yemeğin dört şekilde yenildiğini söyledi.

a) Bir parmakla yemek, bu kibarlıktandır.

b) İki parmakla yemek mütekebbirliktir.

c) Üç parmakla yemek sünnettir.

d) Dört ve beş parmakla yemek oburluktur.

Dört şey vardır ki, bedeni takviye ederler:
1) Et yemek
2) Güzel kokular sürünmek
3) Cinsî münasebette bulunmadan yıkanmak
4) Keten giymek

Dört şey vardır ki, bedeni zayıflatır:
1) Çok cinsî münasebette bulunmak
2) Çok üzülmek
3) Aç karnına çok su içmek
4) Otururken arkasını kıbleye çevirmek

Dört şey vardır ki; insanın gözünün nûrunu artırır:
1) Kıbleye doğru oturmak
2) Uyku ânında gözüne sürme çekmek
3) Yeşile bakmak
4) Temiz elbise giymek

Dört şey vardır ki, gözü zayıflatır:
1) Pisliğe bakmak
2) Asılmış insanın ölüsüne bakmak
3) Kadının fercine bakmak
4) Otururken arkasını kıbleye çevirmek.

Cinsî münasebeti artıran dört şey vardır:

1) Serçe eti yemek
2) Itrifili ekber (birkaç maddeden mürekkeb bir ilâcdır) almak
3. Habbet’il-Hazra ile bademden yapılan Füstuk denilen ilâcı yutmak
4) Maydanoz yemek

Dört çeşit yatma (uyuma) şekli vardır:

1) Sırtüstü yatmak
Bu tarzda uyumak peygamberlerin uykusudur. Peygamberler,bu şekilde uzanarak yer ve göklerin yaratılışını düşünürlerdi.
2) Sağ yana yatmak
Bu tarz uyumak, âlim ve âbid kimselere mahsusdur.
3) Sol tarafı üzerine uyumak
Böyle uyumak sultanların ve padişahların uykusudur. Onlar yediklerini hazmetmek için bu şekilde yatarlar.
4) Yüzüstü uyumak
Bu şekilde uyumak, şeytanlara mahsustur.

Aklı artıran dört şey vardır:
1) Fazla konuşmayı terketmek
2) Misvak kullanmak
3) Sâlih kimselerle oturmak
4) Âlimlerle oturmak

Dört şey vardır ki, ibadetten sayılır:
1) Abdestsiz adım atmamak
2) Çok secde etmek
3) Camilerden hiç ayrılmamak
4) Çokça Kur’an okumak

Yine İmam Şafiî şöyle demiştir: ‘Aç karınla hamama girip çıktıktan sonra yemeği tehir eden bir kimsenin nasıl olup da ölmediğine hayret ediyorum’.

Yine şöyle demiştir: ‘Veba hastalığına Binefsec (Menekşe)den daha faydalı bir şeyin olduğunu zannetmem. Hasta olan kimse onunla hem yağlanır, hem de içer’.

En doğrusunu Allah bilir!

Kaynak : İhya-i Ulumud-Din –  İmam Gazali

63) Müslim
64) Taberânî
65) Tirmizî ve İbn Hibban
66) Merceme b. Adî
67) Ebu Dâvud, Tirmizî ve İbn Mâce
68) Ka’b b. Mâlik

Yazı kategorisi: Diger Konular, GENEL KONULAR | 1 Comment »

SAGLIKTA PÜF NOKTALAR

Yazar Site - Yönetici Temmuz 26, 2013

SAGLIKTA PÜF NOKTALAR

• Zeytinyağlı sebze yemeğine 1 tatlı kaşığı sirke ilâve edilirse sebzeler renklerini korur.
• Zeytinyağı ile pişirilen yemekler sağlıklı ve lezzetli olur.
• Zeytinyağı, hazım sisteminin iyi çalışmasını ve midenin rahatlamasını sağlar.

Yazı kategorisi: Diger Konular, GENEL KONULAR | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 187 takipçiye katılın