LOKMAN HEKİM – SADE BİR HAYAT

Gerçek Tıp – Yitik şifanın izinde ( Sade bir hayat )

Bizim televizyondan ‘bal’ akıyor! Ya sizinki…

Posted by Site - Yönetici Ocak 22, 2012

Bizim televizyondan ‘bal’ akıyor! Ya sizinki…

Bizim televizyon eskiden ‘bal’ vermezdi. Ne olduysa anlayamadık, ‘bal’ vermeye başladı. Sorduk soruşturduk ‘bu ne hâldir’ diye…

Alilere sorduk, Velilere sorduk, sormadık kimse bırakmadık… Kimseden derde derman, yaraya merhem bir cevap çıkmadı. İşin garibi tek bizim ki değil, onların televizyonu da ‘bal’ üretiyormuş… Lakin onlar bunun hikmetini sual etmek şöyle dursun, ‘ne güzel oldu, reçel yiyeceğimize bal yeriz’ diye yumulmuşlar…

Sorup soruştururken bir ‘dost’ dedi ki: ‘Ayıp be kardeşim! Çok sorunlu birisin, televizyonun bal üretmeye başlamış, bunu bile sorguluyorsun. Zaten senin gibi adamlara iyilik haram, bal verirlerse ye, dayak atarlarsa kaç…

Bir başka ‘dost’ ise; ‘Kardeşim, sen ‘Helal haram ver Allah’ım, bu ‘mazlum’ kulun yer Allah’ım!’ tekerlemesini hiç duymadın mı?’ diye sordu.

Ben de kendisine, ‘sen bu tekerlemenin sıfatını değiştirmişsin, onun aslı; ‘Helal haram ver Allah’ım, bu ‘hıyar’ kulun yer Allah’ım!’ olacaktı’ dedim.

Hazır cevap arkadaşım, ‘hıyar mıyar beni ilgilendirmez kardeşim’ demez mi? Anlayacağınız, ne yaptıysam anlatamadım derdimi.

Temiz dönemlerde arılar, insan onu bir kovana koysa da koymasa da, kendilerine bir sığınak bulur. Bahar gelip çiçekler açınca yola revan olur, en erken açandan başlayarak, hem bitkiler arası döllenmeye aracılık ederek tabiattaki yaşamın devamını sağlarlar, hem de yaptıkları bu muhteşem hizmetin karşılığında -çiçeklerden- ödül olarak haklarını alırlardı. Sonra o ödülü, kendi yaptığı mimarı bir şaheser olan peteğe taşır ve bala dönüştürürlerdi.

Kış yaklaşana dek devam eden bu mücadele sonrasında, ürettiği ilacın/balın bir bölümünü kışlık erzak olarak ayırır, bir bölümünden oğul çıkarır, bir bölümünü de insan dâhil kurda kuşa armağan ederdi.

Çiçekler arılardan, arılar çiçeklerden memnun, dost hatta kardeşçe yaşayıp giderlerken, gel zaman git zaman binlerce yıl birbirini kovalar.

Ardından milattan sonra 20. asır denilen bir çağa gelinir. ‘Emperyalist endüstri’de denilen bu yeniçağda, iri yapılı, tuttuğunu koparan, el attığı her şeyi mundar eden ‘arı eşeği’ veya ‘eşek arısı’ lakaplı bir el uzanır kovana…

Derken bir haris karanlık el aç gözlülüğü nedeniyle, arının önüne petrolden ürettiği bir petek koyarak, onu sınar. Oyuna gelen arı önünde hazır bulduğu yapay peteği tamamlayıp doldurunca, sıra yeni sınamalardadır. Bu kez de şeker ve glikoz denilen kimyasallar koyarlar önüne. Ve oda, yenik düşer nefsine…

Hâsılı kelam; çiçekler arısız, rençper meyvesiz, toprak bitkisiz kalır…

Fıtratı bozarlar, -bazı- bitkiler ve tabiî ki hayvanlarda yok olur. Sonra para babaları uçsuz bucaksız tarlalarda tek tip bitkiler yetiştirmeye başlarlar Bu “mono ve nano dünya”ya uyum sağlayamayan arılar, temiz yerler ararlar kendilerine… Kaçabilenler kurtulup, hızla azalan kırlara, dağlara çekilirler…

Bu karanlık kapitalist el, ne yapıp ne edip orada da bulur onları. Kimini avlar, kimini kandırır, kimini zorlar, kimini de tehdit edip yine hapse mahkûm eder. Arı denilen ilaç üreticisinin, 60 güncük ömründe başına gelmedik kalmaz…

Onun ürettiği ilaçtır ilaç olmasına, fakat insanlar onu ilaç niyetine değil, haz için tüketmeye başlar… Hem artık o muhteşem ilacın yerini, emperyalist endüstrinin kimyasalları almıştır. Gerçek olan balsa bozulmuş, bozulmuş, bozulmuş, glikoza dönüştürülmüştür…

Arıların sarayı kovanların önüne, iri yapılı tankerler, mısırdan, pancardan elde edilen glikozlar taşır olmuş… Ve artık ‘bal’ tarihte kalmış olmuş…

* * *

Aslında bizim televizyondan akan da bal değil, glikozmuş… ‘Konvansiyonel bal’ denilen ve kilosunu 25 liraya sattıkları sündürmeli süzmeler, toptancılarda 26 kiloluk tenekelerde 180 liraya yani kilosu 7 liraya satılıyormuş… Bunların kimileri Çin’den, kimileri Rusya’dan gelir olmuş…

Kavanoza bir etiket, kerameti kendinden menkul birkaç ekran yüzü, 7 liralık glikozlu konvansiyonelin kilosunu 25 liradan akıtır olmuş…

Yanında verilen yıkama topları, pekmezler, polenler yani sair zerzevat ise büyük kârdan yapılan indirimmiş…

O günlerde ‘devrim’ diye sunulan tersine evrim mevzuat ise, öyle değerlerle hazırlanmış ki; ‘bal’ adıyla satılan aromalı kıvamlı şerbetleri de, glikozdan mündemiç olanını da bal sayıyormuş. İşin ehli gerçek bal üreticileri ise bu aymazlığı durdurmak için yırtınıyormuş…

Rivayet odur ki; onları duyacak, görecek, hissedecek ne kulak, ne göz, ne de vicdan kalmış…

Kimi uyanıklar ise organik sertifikaları olmadığı ve organik üretim yapmadıkları halde, markalarına “organik” kelimesini ekleyip tescil alarak, organik-morganik ayağıyla pazarlıyorlarmış…

Yine rivayet odur ki; bu işten iyi para kaldıran medya da bu işi görmemek, duymamak için körleşmiş, sağırlaşmış…

Bu masal ülkesinde bir de, Tarımsal Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü varmış…  Yayınladıkları 2010 verilerine göre; yılda sadececik 209 toncuk ‘organik bal’ üretiliyormuş ve bunun çoğunluğu da ihraç ediliyormuş…

Anlayacağınız şimdilerde gezegende emperyalist kimyasal endüstri çağı yaşandığından, masal ülkesi bakiyeyi Osmanlı da; bal, bal çağında kalmış…

Onlar yermiş glikozu, biz çıkacakmışız kerevetine!

.

Yazı kategorisi: Diger Konular, GENEL KONULAR | » yorum bırak;

Domuza Koyun Postu

Posted by Site - Yönetici Ocak 21, 2012

Domuza Koyun Postu

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yayımlanan “Canlı Hayvan Ticareti Yapan Satıcıların Çalışma ve Denetlenmesi ile İlgili Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliği”nde domuz, diğer canlı hayvanlar kapsamında tutuldu.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın yayımladığı “Canlı Hayvan Ticareti Yapan Satıcıların Çalışma ve Denetlenmesi ile İlgili Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliği” tartışmalara neden oldu. Resmi Gazetenin dünkü sayısında yayımlanan yönetmeliğe göre satıcı çalışma izin belgesi olmayan hayvan sahipleri, satın aldıkları hayvanları satın almalarından itibaren koyun ve keçi türü hayvanlar için en fazla 29 gün, sığır cinsi ve domuz türü hayvanlar için ise en fazla 30 gün içerisinde tekrar satamayacak. Buna göre, doğrudan ya da dolaylı olarak sığır cinsi hayvanlar, koyun ve keçi türü hayvanlar ile domuz türü hayvanların alım ve satımını yapan satıcılar, işletmelerinin bağlı bulunduğu il veya ilçe müdürlüğünden çalışma izni alacak. İzin alanlar yasal çerçevede üretimlerine ve satışlarına yani ticari faaliyetlerine devam edecek. Asıl sorun burada domuz’un diğer hayvanlar statüsünde tutularak, işlem görmesi.

Domuz Türk toplumunda tüketilmeyen tam tersi adı bile zikredilince insanların tepkisini çeken bir et türü. Bu et türünün diğer hayvanlarla eş tutularak, üretim ve ticaretinin neredeyse yasal yollardan meşrulaştırılıyor olması tepki çekti.

Tercüme yasalar böyle olur
Yönetmeliğe ilişkin gazetemize açıklamalarda bulunan Gıda Güvenliği Hareketi Genel Başkanı Kemal Özer: “Söz konusu yönetmeliğin ülkede yaşayan ezici çoğunluğun hassasiyetleri dikkate alınmadan yalnızca AB uyumu gözetilerek yayınladığı görülüyor. Kaldı ki bu ve son günlerde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca yayınlanan tüm mevzuat Ankara’da hazırlanan bir çalışma olmayıp tümüyle tercüme yasalardır. Yıllarca haklı olarak Cumhuriyetin ilk dönemini tercüme yasalar yapmakla suçlayanlar iktidara gelince eleştirileri boşa çıkarırcasına yaptıkları icraatlar üzüntü ve kaygı vericidir” dedi.
Son derece sakat ve tehlikeli uygulama

Son derece sakat ve tehlikeli bu uygulama diyen Kemal Özer “Son derece azınlıkta olan Hıristiyanların domuz ürünü tüketme haklarına saygı duyulmalıdır ancak bunu tüm kasap veya şarküteriler yerine sadece domuz ürünü satan mekânlar halinde ve özelliklede sadece domuz ürünlerine münhasır ayrı bir yönetmelikte değerlendirilmesi beklenirdi. Ancak Bakanlık bugün yayınladığı “Canlı Hayvan Ticareti Yapan Satıcıların Çalışma Ve Denetlenmesi İle İlgili Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmelik” başlıklı düzenlemesinde sığır, koyun ve domuz etlerinin aynı mekânda satılabilmesine izin vermekte. Bunun için tek ayracın sığır için (S) koyun ve keçi türü için (K) ve domuz için (D)’nin işletme ruhsatında yer alması öngörülüyor. Bu ayraç tüketici tarafından hiçbir zaman görülmez ve bilemezdir. Bu düzenlemede de öngörüldüğü üzere sadece denetmenler için yapılan bir düzenlemedir. Son derece sakat ve tehlikeli bu uygulama için toplum domuz yememe konusunda samimi ise davalar açmalı, eylemler yapmalı, bir süre et tüketmeyerek kasaplarında sürece dâhil olmasını sağlamalıdır.” şeklinde konuştu.

Durum giderek daha da kötüleşiyor
Çiftlik Dergisi kurucularından  Erkan Konuralp,durumun vahametine dikkat çekerek “Çanakkale tarafı Milli park avlanma yasağı var. Burada parkın içinde yüzerce domuz var.Gizli gizli orada sürek avı yapılıyor.Ve bu hayvanlar avlanıyor.Bu etler nereye gidiyor.Önce bunun bir araştırılması lazım.Buna kimler neden göz yumuyor.AB yasalarında bulun maddeleri aynen alıp Türkiye’ye uyarlamaya çalışıyorlar.

Bu çok yanlış,bakın size kesinlikle söylüyorum ki yurt dışından ithal edilen bütün sığırlar büyük ve küçük baş hayvanların yemleri sıkıntılıdır. Bu yemlerin nasıl yapıldığı hangi katkı malzemelerinin konulduğu ortada. Kimse bunu sorgulamıyor.İş daha tehlikeli boyutlata gidiyor” şeklinde konuştu.

Milli Gazete

.

Yazı kategorisi: Diger Konular, GENEL KONULAR | » yorum bırak;

Ekranlardaki bal mı yoksa glikoz mu?

Posted by Site - Yönetici Ocak 19, 2012

Ekranlardaki bal mı yoksa glikoz mu?

Ballı satış bakanlığın dikkatini çekti, kontroller 15 güne çıktı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, televizyonlarda tele-marketing yöntemiyle yapılan bal satışlarını incelemeye aldı. Önceden yılda 3-4 kez yapılan denetimler 15 günde 1′e çıktı. Tüm markalardan numune alındı, laboratuvarlarda inceleme sürüyor.

Geçen yıl hızlı bir şekilde başlayan bal satışları ve reklamlar yetkili kurumların da dikkatini çekti. ‘Bu furya nasıl başladı, bazı girişimciler neden balı seçti, satılan ballar gerçekten anlattıkları gibi gerçek mi’ gibi soruları arka arkaya sıralamak mümkün. Çünkü bal, üzerinde spekülasyonun çok yapıldığı, glikoz, mısır şurubu gibi katkı maddelerinin çok kullanılarak sahteciliğin yoğun yaşandığı bir ürün…

İnternetteki birçok şikayet sitesi ve forumlarda da bu yöntemle satılan ballardan alan tüketicilerin şikayetlerinin fazlalığını da görünce üreticilere ulaşıp kamuoyunun merak ettiği soruları sormak istedik,  ancak mümkün olmadı. Adını sıkça duyduğumuz bir bal markasının 4-5 ayrı internet adresi bulunuyor hepsi de aynı marka balı sattıklarını belirtiyor ancak telefon numaraları ve adresleri farklı. Aradığınız her numarada karşınıza sadece sipariş almak üzere görevlendirilmiş bir çalışan çıkıyor. Şirket yöneticilerine ulaşmak ise imkansız…

Bal Sanayicileri ve İhracatçıları Derneği Başkanvekili İsfendiyar Üzümcü bu tür ürünlerin televizyon ve radyolar aracılığıyla satılmasının sağlıklı olmadığını söylüyor. Tüketicilerin bilinçsiz olduğunu belirten Üzümcü, ‘Halkımızın bal konusunda bilinçlenmesi için bazı projeler üzerinde çalışıyoruz, yakında eğitimlere başlayacağız’ diyor.

KARAKOVAN BALININ SÜZMESİ OLUR MU HİÇ?

SATIŞI yapılan ballar konusunda soru işareti yaratan en önemli başlık süzme karakovan balı ve polen satışı. Sektörün tüm bileşenleri karakovan balının süzmesinin olmayacağını belirtiyor. Karakovan balı, ağaç kütük kovanların içinde, insan eli değmeden üretilen bir bal çeşidi. Balder Genel Sekreteri Üzümcü, ‘Karakovan balının peteğini, süzme bal elde etmek amacıyla santrifüj yöntemiyle sağmak oldukça güç. Bu nedenle tele-marketing yöntemi ile satışı yapılan balların bu yolla elde edildiğine sektör paydaşlarının inanmalarını beklemiyoruz. Bilemediğimiz bir teknikle elde edilmiş olsa dahi, bu durumda da Karakovan’ın hiçbir özelliğinden söz etmek mümkün olmaz’ diyor. Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Bahri Yılmaz da aynı fikirde. Yılmaz ‘Karakovan süzmesi diye bir şey olmaz, karakovan petek balıdır’ sözleriyle tüketicileri uyarıyor.

ŞÜPHELİ VAKALAR RTÜK’E BİLDİRİLDİ

Gıda üreticilerini sıkı takibe alan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı da bal satışını takip ediyor. Gıda Kontrol Laboratuarlar Daire Başkanlığı, tüm markaları inceliyor. Daire Başkanı Mehmet Beykaya ‘Özel bir çalışma yapıyoruz. Normalde balda kontroller yılda 3-4 kez olur. Ancak biz neredeyse her 15 günde bir numune alıyoruz. Tüm illerdeki arkadaşları uyardım. Şu anda laboratuvarda inceleme aşamasında. Eğer bir sahtecilik varsa, tüketiciyi yanıltan bir durum varsa yeni yasa gereği hepsini teşhir edeceğiz’ diyor. Bugüne kadar tüketiciyi yanıltıcı bazı ifadeler saptadıklarını belirten Beykaya ‘RTÜK’e de durumu bildirdik, sürekli de bilgilendiriyoruz ancak bilişim yasası ile ilgili bazı düzenlemeler yapılması gerekiyor’ bilgisini verdi.

FİYATLAR DA ABARTILI

Sektördeki aktörlerin bir diğer itirazı da fiyatlara. Kampanya yaparak kilosu 25 TL’den bal satmanın doğru olmadığını belirten arıcı ve bal sanayicileri, toptancıda kilosu 7-8 liraya satılan bir balın fiyatı 25 TL olursa fahiş olur. Madem kendilerinin arıcılık yaptığını söylüyorlar o zaman daha ucuz olması gerekiyor’ yorumunu yapıyorlar. Bir diğer nokta da polen. Polenin kilosunu 20 TL olduğunu vurgulayan Bahri Yılmaz ’60-70 liraya satılması doğru değil’ diyor.

DOĞRU VE SAF BAL ANCAK LABORATUVARDA ANLAŞILIR

Doğru, saf balı anlamanın tek yolunun laboratuvar analizi ve testler olduğunu belirten İsfendiyar Üzümcü, ‘Reklamları biz de izliyoruz, bu şirketlerin aralarında üretici olduğunu belirtenler var., bilemiyoruz’ dedi.  Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Bahri Yılmaz ise son dönemde bal üretimi ve tüketiminin artığını, televizyonlardaki satışın da balın tüketiminin artmasına yardımcı olduğunu belirterek ‘Reklamlarında tüketiciyi aldatıcı bazı ifadeler kullanıyorlar, kendilerini uyardık. Tüketicileri de uyarıyoruz’ dedi.

BAL DİYE GLİKOZ SATTILAR

Piyasadan 4 kat ucuza gerçek bal sattığını iddia eden uyanıklar, Hıfzıssıhha’nın laboratuvarına takıldı.

Son günlerde televizyon ekranları ve radyolara reklam veren bazı bal firmalarının sahtecilik oyunu ortaya çıtı. Doğrudan satış yöntemini kullanan firmalar, reklamlarında organik ve karakovan olarak bilinen bazı özel bal çeşitlerini piyasadaki fiyatından 4 kat daha ucuza satıyor. Reklamlarda balın faydaları sıralanıyor ve birçok hastalığa iyi geldiğinden bahsediliyor.

Kamuoyunun gündemine oturan binlerce kişinin satın aldığı balların gerçek olup olmadığını test ettik. Bu satışlara öncülük eden firmadan kilogramı 95 liradan bal aldık. Satış yapan tezgâhtar balın Siirt Pervari yöresinin ürünü ve yüzde 100 doğalolduğunu söyledi. Aldığımız balı Sağlık Bakanlığı Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı İstanbul Hıfzıssıhha Enstitüsü Müdürlüğü’nde analiz ettirdik.

Türk Gıda Kodeksi 2005/49 sayılı Bal Tebliği’ne göre, balın tam analizi yapıldı. Bal, rengi, görünüşü, tat ve kokusu, rutubet miktarı, asitlik, sentetik boya, kül miktarı, polen, ticari glikoz, glikoz/fruktoz miktarı gibi parametreler açısından incelendi. Yapılan inceleme sonucunda, yüzde 100 organik olduğu belirtilerek satın aldığımız balda ticari glikoz tespit edildi. Ayrıca, mevzuata göre, 0.9-1.4 oranında olması gereken glikoz/fruktoz miktarı ise 1.52 çıktı.

KATKI VARSA SAHTEDİR

İstanbul Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dilek Boyacıoğlu, balda ticari glikozun olmaması gerektiğini söyledi. Boyacıoğlu, “Balda ticari glikoz olması balın hileli olduğu anlamına geliyor” diye konuştu. Erciyes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Sibel Silici de glikozun balın yapay olduğunu gösterdiğini belirtti.

DOWN SENDROMUNA BİLE İYİ GELİR DİYORLAR

Hacettepe Üniversitesi Arı Ürünleri Ar-Ge Merkezi Müdürü Prof. Dr. Kadriye Sorkun, glikoz/ fruktoz oranın 1.4′ten yukarı olmaması gerektiğini belirterek, “0.9 ile 1.4 arasında normal kabul ediliyor. Ama onun üstündeki değerler normal kabul edilmiyor. Bu, doğal bal değil. Fruktoz nedeniyle sağlık bozucu bir şey. Bunların engellenmesi lazım. Bal, ‘down sendromuna bile iyi gelir’ diyen insanlar çıkıyor” dedi.

Kaynak : (Akşam /Sabah)

Yazı kategorisi: Diger Konular, GENEL KONULAR | » yorum bırak;

Gıda Güvenliği – Helal Gıda Sertifikasyonları – Harammı Yiyoruz ? ÇOK ÖNEMLİ !

Posted by Site - Yönetici Ocak 15, 2012

Gıda Güvenliği – Helal Gıda Sertifikasyonları – Harammı Yiyoruz ? ÇOK ÖNEMLİ !

Yazı kategorisi: Diger Konular, GENEL KONULAR | Etiketler: , , , , | 1 Yorum »

Armut (pirus communis)

Posted by Site - Yönetici Ocak 11, 2012

Armut (pirus communis)

Armut (pirus communis) : Gülgillerden; çiçekleri beyaz bir ağacın meyvesidir. Armut; suluca yumuşak tatlı ve küçük çekirdeklidir. Rengi sarı ile yeşil arasında değişir. Ankara, Mustabey, Çengel, Kumla, Bey olmak üzere birçok çeşidi vardır.

Faydası : Böbreklerin düzenli çalışmasını sağlar. İdrarı bollaştırır. Böbrek kum ve taşlarının dökülmesine yardım eder. Yüksek tansiyonu düşürür. Kanı temizler bütün salgı bezlerinin normal çalışmasını sağlar. Kansızlığı giderir, kabızlığı önler. Sinirleri yatıştırır. Zihni yorgunluğu giderir. Susuzluğu keser. Tükürük ifrazatını artırır. Hamilelerin kusmalarını azaltır. Hazımsızlığı giderir. Mafsal kireçlenmesi, nikris ve romatizmada faydalıdır. Şeker hastaları da yiyebilir. Midesi zayıf olanların kompostosunu içmeleri tavsiye edilir. Yemeklerden önce yenecek olursa daha faydalı olur.

Yazı kategorisi: Şifalı Bitkiler | » yorum bırak;

Ardıçkatranı ağacı (katran ardıcı)

Posted by Site - Yönetici Ocak 11, 2012

Ardıçkatranı ağacı (katran ardıcı)

Ardıçkatranı ağacı (katran ardıcı) : 1 metre kadar yükseklikte; yuvarlak kırmızı meyveleri olan bir ağaçtır. Meyveleri ardıç meyvelerinden daha büyüktür. Odunun kapalı ocaklarda yakılmasından (Kuru distilasyon) ardıçkatranı denilen bir madde çıkarılır.

Faydası : Kadyağı; ergenlik, egzama, saçkıran, kellik, uyuz ve sedef hastalığında kullanılır.

Yazı kategorisi: Şifalı Bitkiler | » yorum bırak;

Ardıç (ephel)

Posted by Site - Yönetici Ocak 11, 2012

Ardıç (ephel)

Ardıç (ephel) : Kozalaklılardan 2-5 metre boyunda bir ağaçtır. Yaprakları ince, uzun, sivri ve güzel kokuludur. Meyveleri; siyah, parlak kozalak şeklindedir. Bunlara ardıç tohumu da denilir. Kasım ve aralık aylarında toplanıp kurutulur. Bir çok türü vardır.

Faydası : Kandaki şeker miktarını düşürür. Pankreasın normal çalışmasını sağlar. Nekahat devresinin çabuk atlatılmasında yardımcı olur. Vücuda dinçlik verir. Böbrekleri, mesaneyi ve idrar yollarını temizler. Ter ve idrar söktürür. Vücutta biriken suyu boşaltır. Soğuk algınlığı, romatizma, damar sertliği ve nikriste de faydalıdır. Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser. Aybaşı ağrılarını dindirir. Böbreklerinde iltihap olanlar kullanamaz. Tavsiye edilen miktarı da aşmamalıdır.
.

Yazı kategorisi: Şifalı Bitkiler | » yorum bırak;

Ararot (maranta nişastası)

Posted by Site - Yönetici Ocak 11, 2012

Ararot (maranta nişastası)

Ararot (maranta nişastası) : Sıcak iklimlerde yetişen “Maranta” adlı kamıştan veya ona benzer başka bitkilerin köklerinden çıkarılan beyaz bir tozdur. Nişastadan daha incedir. Kokusu ve tadı yoktur.

Faydası : Çocuk maması yapmakta kullanılır. Süt çocuklarına ve nekahat dönemi hastalarına verilir. Hastalıklardan sonra görülen halsizlikleri giderir.

.

Yazı kategorisi: Şifalı Bitkiler | » yorum bırak;

Antep fıstığı (şam fıstığı)

Posted by Site - Yönetici Ocak 4, 2012

Antep fıstığı (şam fıstığı)

Antep fıstığı (şam fıstığı) : Antepfıstığıgiller familyasındandır; Gaziantep havalisinde yetiştirilen, 5-10 metre yüksekliğinde bir ağaç ve bunun meyvesidir. İçeriğinde sabit yağ, sakkaroz ve proteinli maddeler vardır.

Faydası : Vücudun gelişmesini sağlar. Bedeni ve zihni gücü arttırır. Cinsel istekleri kamçılar. Böbrek ve safra kesesi ağrılarını hafifletir. Göğsü yumuşatır, öksürük söktürür.

Yazı kategorisi: Şifalı Bitkiler | 1 Yorum »

Andızotu (atgözü)

Posted by Site - Yönetici Ocak 4, 2012

Andızotu (atgözü)

Andızotu (atgözü) : Bileşikgillerden; nemli yerlerde yetişen, 1 metre kadar sapı olan, bir çeşit ottur. Yaprakları büyük, yumuşak ve yuvarlaktır. Çiçekleri sarı renkte olup, acı ve kokuludur. Kökü kalındır. Meyveleri küçük fıstık kozalağına benzer.

Faydası : Mideyi kuvvetlendirir. Balgam söker. Mikropları öldürür. Vücutta biriken tuzu atar. Üremi, nefrit, sistit, idrar yolları hastalıkarında faydalıdır. Nefes darlığını giderir. Karaciğer hastalıklarını tedavi eder. Kaşıntıları keser. Fazla kullanıldığı zaman mide bulantısı yapar.

Yazı kategorisi: Şifalı Bitkiler | » yorum bırak;

Anason (anis)

Posted by Site - Yönetici Ocak 4, 2012

Anason (anis)

Anason (anis) : Vatanı Asya’dır. Maydanozgillerden; yarım metre kadar yükseklikte bir bitkidir. Yaprakları yuvarlak ve böbrek şeklindedir. Çiçekleri beyazdır; meyveleri küçüktür. Meyvelerinde “Anethol” vardır. Kokucu ve yakıcı lezzettedir. Temmuz ve ağustos aylarında toplanır.

Faydası : Hazmı kolaylaştırır. İştahsızlığı ve yemeklere karşı duyulan tiksintiyi giderir. Mide ve bağırsak gazlarını söktürür. İdrarı artırır. Kusmaları ve ishali keser. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Ancak, aybaşı kanamaları ve hamilelik döneminde kullanılmaz. Anne sütünü artırır. Sinirleri yatıştırır. Migren ağrılarını keser. Beyin yorgunluğunu giderir. Uyku verir. Kalbi kuvvetlendirir. Kan dolaşımının düzenli olmasını sağlar. Cinsel arzuları kamçılar. Astım, nefes darlığı ve bronşitte görülen şikayetleri giderir. Öksürüğü keser. Yaşlılarda meme sarkmasını önler. Fazla miktarda kullanıldığı zaman uyuşukluk verir.

Yazı kategorisi: Şifalı Bitkiler | » yorum bırak;

amberbaris (kadıntuzluğu)

Posted by Site - Yönetici Ocak 4, 2012

Amberbaris (kadıntuzluğu)

Amberbaris (kadıntuzluğu) : Yabani, çalı şeklinde, sarı çiçekli bir ağaçtır. Kökü acıdır. Yaprakları ve yemişi tatlıdır. Seyrek ormanlarda bulunur. Boyu 2-3 metre arasındadır. Meyvelerinde bol miktarda C vitamini vardır. Meyveleri, kabukları ve kökü kullanılır.

Faydası : Karaciğer ve safra kesesi hastalıklarını iyileştirir. Ateşi düşürür. Hazım bozukluklarını giderir. Bağırsak iltihaplarını tedavi eder. Öksürüğü keser. Mideyi kuvvetlendirir. İştah açar. Ağız yaralarını iyileştirir. Kan dolaşımını düzenler. Yüksek tansiyonu düşürür. Siyatik, romatizma ve eklem ağrılarını giderir.

Yazı kategorisi: Şifalı Bitkiler | » yorum bırak;

Amberkabuğu (croton elutheria)

Posted by Site - Yönetici Ocak 4, 2012

Amberkabuğu (croton elutheria)

Amberkabuğu (croton elutheria) : Antil adalarında yetişen “liquidamber/sığla ağacı” denilen ağacın kabuğudur. Kabukların dışı kahverengiye yakın gri; içi ise sarıdır. Yandığı zaman hoş bir koku verir.
Faydası : Dizanteri ve ishali keser. Hazım bozukluklarını giderir. Kansızlıkta faydalıdır. Anne sütünü artırır.

Yazı kategorisi: Şifalı Bitkiler | 1 Yorum »

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 28 other followers