LOKMAN HEKİM – SADE YAŞAM

Gerçek Tıp – Yitik şifanın izinde ( Herşey saglıklı bir yaşam için )

Limondan vazgeçmemeniz için 10 neden

Yazan: Site - Yönetici Kasım 17, 2009

Limondan vazgeçmemeniz için 10 neden

Limondan vazgeçmemeniz için 10 neden

Limondan vazgeçmemeniz için 10 neden

Yaz- kış demeden sorfalarda yerini bulan limonun faydaları saymakla bitmiyor…

Limon yaz-kış insanoğlunun sofrasından eksik etmediği bir meyve. Et yemeklerine, özellikle tavuğa eşlik eden limon, salataların da vazgeçilmez tadıdır.

Tatlıda da kullanılır, tuzlu yemeklerde de; çaya da sıkılır, çorbaya da… Daha bitmedi; limonun yararları saymakla tükenmez! Gribe iyi gelir, iştah açar, insanı güzelleştirir, cildi temizler… Daha neler neler…

1- Lezzet katma: Limon, güçlü narenciye tadı veren popüler bir meyve. Bu tat kabuğundaki yağlardan geliyor. Tipik olarak süslemede kullanılan limonu, yemeğin tarifine göre uzun dilimler halinde kesebilir ya da küçük küçük kıyabilirsiniz. Yemeklere limon lezzeti katmak için, sadece limon kabuğunun dış parçasını rendeleyin ya da keskin bir bıçakla ince ince dilimleyin. Daha acı olan alttaki beyaz kısımdan uzak durun.

2- Gremolata yapmak: Gremolata, İtalya’da meşhur olan, et, balık, dana incikle kullanılan bir çeşni. Sarımsak ve narenciye tadını seviyorsanız gremolata tuz ve biberin yerine servis edilebilir. Gremolata için, eşit oranlarda limon, sarımsak ve maydanozu karıştırın. Birkaç damla zeytinyağı sarımsak tadının yoğunluğunu azaltır.

3- Kaynayan yumurtalar: Pişerken kabuklarının çatlamaması için yumurtayı limon suyuyla fırçalayın. Eğer suya bir çay kaşığı limon suyu eklerseniz, piştikten sonra yumurtalarınızın kabuğu daha kolay soyulur. Ayrıca, limon suyu patateslerin ve karnıbaharın kararmasını da önlüyor.

4- Pörsümüş salataya can verir: Hiçbir şey buruşmuş, pörsümüş salata kadar kötü olamaz. Ancak, limon salataya ikinci bir can verir. Kendini bırakmış yeşilliklerin önceki lezzetli durumuna gelmesi için, bir kâse soğuk suyun içine sadece yarım limon sıkmanız gerekiyor. Sonra kâseyi bir saat kadar buzdolabında bekletin, yeşillikleri dışarı çıkarıp kurulayın.

5- Koruma malzemesi: Limonlar, yeni kesilen birçok meyveyi kararmaktan koruyor. Dilimlenmiş meyveler üzerine biraz limon sıkmak meyvelerin orijinal rengini korumasını sağlar. Bu etki birkaç dakikadan birkaç saate kadar sürebilir ve avokado, elma, şeftali, kayısı ve armut gibi birçok meyveyle birlikte kullanılabilir. Birçok insan, limonun birçok gıdanın tadını geliştirdiğini düşünüyor.

6- Tat geliştirici: Yemeklere limon sıkmak tuz tüketimini azaltır. Fazla tuz, kan basıncını, kalp krizi ile felç riskini de artırır. Amerikalılar günde 7 bin mg’a yakın tuz tüketiyor. Günlük tuz ihtiyacı ise sadece 2 bin 300 mg’dır. Limon suyu, en sevdiğiniz yiyecekler için farklı bir lezzet geliştirmede iyi bir seçenek. Tavuğa, bifteğe, ve sebzeler limon sıkarak lezzetini artırabilirsiniz.

7- Kanserle savaşır: Limon kabuklu siyah ya da yeşil çay içmenin, belirli kanser türlerini, yüzde 70′e varan oranlarda azalttığı belirtiliyor. Limon, cilt kanseri koruyucusu olarak güneş yanığını önlemeye yardım ediyor. Çay ve limon kabuğu kombinasyonunda bulunan doğal içerikler, vücudu cilt kanserine yol açan güneşin zararlı UV ışınlarından koruyor.

8- İçecekleri soğuk tutar: Buz kalıplarınıza bir damla limon suyu ekleyebilirsiniz. Suya, sodaya ve hatta çaya limon eklemek, içeceklerinizin tadının daha iyi olmasını sağlar. Buz kalıbınızı doldurduğunuzda taze limonu ortadan ikiye kesin ve suyun içine sıkın. Birkaç saat sonra herhangi bir soğuk içeceğinize eklemek için harika bir buzunuz olacak.

9- Limonata yapmak: Birkaç limonunuz varsa, limonata yapmayı deneyin. Sıradan bir limonata yapmayın. Yenilikçi olun ve limonatayı ananas veya karpuz suyuna karıştırabilirsiniz. Karışık limonatayı sevmiyorsanız, buz, limon, su ve şekeri karıştırarak hazırladığınız sıradan limonata da içebilirsiniz. Bu klasik içecek her zaman rağbet görecek.

10- Sağlığınıza iyi gelir: Limon suyu birçok yaygın hastalık için doğal, lezzetli bir tedavi. Boğazınız ağrıyorsa günde 3 kez limonlu suyla gargara yapabilirsiniz. Limon böbrek, karaciğe ve kanınızı temizliyor. Ilık ya da sıcak limon suyu, sindirim sisteminize iyi gelir. Sabahları uyanınca limon suyu içerseniz, sindirim ve dolaşım sistemi daha iyi çalışır.

(Kaynak: Zaman)

Yazı kategorisi: Diger Konular | Etiketler: | » yorum bırak;

GDO’dan korunma rehberi

Yazan: Site - Yönetici Kasım 14, 2009

GDO’dan korunma rehberi

GDO’dan korunma rehberi

GDO’dan korunma rehberi

Alışveriş yaparken birkaç detaya dikkat ederek GDO’lu gıdalardan korunmak mümkün. İşte marketlerde, pastanelerde genetiği değiştirilmiş ürünlerden kaçmanın yolları…

Genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar artık ev hanımlarının beş çaylarında bile konuşulmaya başladı. Bu çok güzel bir gelişme.

Gelin bu güzel gelişmeyi, daha da güzel bir sonuca kavuşturalım. Ülkemize GDO’lu ürünlerin girmesini engelleyelim.

Biz kimiz ki, devlet, hükümet, kurumlar, şirketler, lobiler, karanlık kişiler varken diye düşünmeyin. Biz tüketicileriz… GDO’lu ürünleri satın almazsanız, boykot ederseniz bu ülkede GDO olamaz.

Önce önümüzdeki bir engeli kaldırmak gerekecek. GDO’lu ürünlerin üzerinde “GDO’ludur” etiketi yok. Öyleyse GDO’lu olma ihtimali nedeniyle GDO şüphelisi ürünlerden bahsedebiliriz.

Şüpheli ürünler

Mısır, soya, kanola, pamuk dünya çapında çoğunlukla GDO’lu üretiliyor, bize de dışarıdan ithal ediliyorsa, bu ürünlerden şüpheleniriz. Ben evde soya fasulyesinden pilaki yapmıyorum ki, bana bişey olmaz demeyin. Bu dört üründen en az biri (evet, pamuk da dahil, pamuk yağı) gıda şirketlerinin ürettiği hemen her ürünün içinde kullanılıyor.

Mısır unu, mısır yağı, mısır nişastası, modifiye nişasta, mısırdan üretilen nişasta bazlı sıvı şeker (mısır şekeri veya mısır şurubu), fruktoz, dekstroz, glukoz, soya yağı, bitkisel yağ, soya kıyması, soya dolgu eti, soya mix kıyma, soya lesitini (E322), soya sütü, soya peyniri, isolate, isoflavone, soya unu, soya proteini, bitkisel protein, kanola yağı, pamuk yağı varsa bir ürünün içinde ondan da şüpheleniriz.

Çikolata, gofret, ekmeğe sürülen kakao kreması, bisküvi, hazır çorba, kahvaltılık gevrek, cips, turşu, hazır unlu mamuller, gazlı içecek, hazır meyve suyu, enerji içeceği, şekerleme, çiklet, hazır kek, hazır puding, meyveli yoğurt, alkollü içkiler, bebek maması, krem peynir, ekmek, margarin, mayonez, ketçap, salam-sosis gibi şarküteri ürünleri, hatta hazır şerbetli tatlılar bu yukarıda saydığımız ürünlerden içerebiliyor. Yani, okul kantinlerinde, marketlerde satılan hemen her şeyin GDO’lu olma ihtimali var.

Pastanelerde satılan poğaça, açma, börek bitkisel (soya, kanola veya pamuk yağından) margarin ile yapılıyor. Hazır şerbetli tatlılarda mısır nişastası ve mısır şekeri kullanılıyor. Pastaneler, baklavacılar da GDO şüphelileri arasında. Güllaç yufkaları bile artık buğday nişastası ile değil, mısır nişastası ile hazırlanıyor. (Baklavalarını böreklerini sadece tereyağı ile hazırlayan, şerbetini yerli şeker pancarı şekerinden yapanlar da var elbette.)

Yemek şirketleri, lokantalar mısır yağı, kanola yağı, mısır nişastası, bitkisel margarin kullanabiliyor.

Fabrika tavukları soya ve mısır ile besleniyor. Fabrika danaları bile mısır ile beslenebiliyor. Fabrikasyon tavuk etleri, fabrikasyon dana etleri, fabrikasyon yumurta, kutu süt de şüpheli. Şarküteri ürünlerinin içine soya proteini, soya küspesi, soya mix kıyma katılabiliyor.

Maya konusu henüz basında gündeme gelmedi ama maya da GDO’lu olabiliyor. Hazır maya kullanmayın. Evde kendi doğal ekşi mayanızı yapın.

Tüketicinin gücü: Satın almamak

• Alışveriş yaparken her ürünün etiketini okuyun. Eğer yukarıda saydıklarımızdan biri varsa o ürünü satın almayın.
• Gıda şirketlerine mektup yazarak GDO’suz ürün üretirlerse satın alacağınızı, şüpheli malzeme ile üretime devam ederlerse satın almayacağınızı yazın. Ürün paketlerinin üzerinde “kesinlikle GDO içermez” yazana kadar satın almayacağınızı bildirin.
• Alışveriş yaptığınız marketlere, bakkallara da bu talebinizi anlatın.
• Okul kantinlerinde şüpheli ürünlerin satılmaması için mücadele verin; çocuklar etiket okumaz.
• Toplu yemek yapan şirketlerin, lokantaların kullandıkları malzemeyi sorgulayın.
• Pastanelere margarin, soya yağı, kanola yağı, mısır nişastası, mısır şekeri yemek istemediğinizi söyleyin.

Temiz yiyecekler yiyin

Bulgur, yerli buğday çeşitleri, nohut, mercimek, bakla gibi yerli baklagiller, ceviz, antep fıstığı, fındık gibi yerli kuruyemiş, yerli pirinç, yerli meyve, yerli sebze, köy tavuğu, köy yumurtası, çayırda otlamış kuzu ve koyun eti güvenle yenebilir.

Marketlerden veya pastanelerden aldığınız ürünleri evde kendiniz yapın. Temiz malzeme ile kurabiyenizi, kekinizi, çorbanızı, yoğurdunuzu evde hazırlayın.

Dışarıda daha az yemek yiyin. Yediğiniz zaman uluslararası hamburger zincirleri yerine esnaf lokantalarını, köftecileri, dönercileri, küçük esnafı tercih edin.

Yerli ürün kullanın. Amerika’dan, Arjantin’den, Hindistan’dan gelen yiyecekler yerine Antakya’dan, Rize’den, Kırklareli’nden, Erzurum’dan gelenleri kullanın.

Semt pazarlarından alışveriş edin. Özellikle köylü çiftçilerin kendi ürettiklerini tercih edin.

Domates ve pirinç de şüpheli mi?

Etiketleme ve tüketiciyi bilgilendirme zorunluluğu olmadığından, hiçbir ürün için – laboratuarda test ettirmedikçe- bu GDO’ludur diyemiyoruz. Üstelik Türkiye’ye GDO’lu tohum girişi kanunen, halen yasak. Bütün bunlara rağmen ODTÜ’de yapılan bir araştırmada Türkiye’de GDO’lu domates satıldığı ortaya çıktı.

GDO’lu olup olmadığını bilmiyoruz ama kış ortasında bile kıpkırmızı satılan domatesten uzak durmakta fayda var. Bunları üreten çiftçiler bile ailelerine yedirmiyorlar. Hazır çorbalarda da domates tozu bulunabiliyor.

Basında çok fazla geçmedi ama, pirinç de genetik mühendisliği ile kurcalanmış durumda. Hatta, ismi “altın pirinç” konulmuş, nergis çiçeği ve bakteriden gen aktarılmış sarı pirinç üretmişlerdi. İthal pirinçlerden, pirinç patlaklı abur cuburlardan uzak durmakta fayda var.

Beslenmede çeşitlilik olsun diye farklı besinler yemeye çalışıyor olabilirsiniz. Oysa atalarımız sadece kendi ürettiklerini yer içer ve son derece sağlıklı yaşarlardı. Siz içinize sinerek ve güvenle sadece bulgur, mercimek, nohut bulabiliyorsanız bunlarla yetinebilirsiniz. Yedikleriniz güvenilir ve hakiki yiyecekler olsun, en önemlisi bu.

Son olarak, hükümetimizden GDO’lu ürünlerin ülkemize girişinin kesinlikle yasaklanmasını talep ediyoruz.

Timeturk

Yazı kategorisi: Diger Konular, GDO - Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar | » yorum bırak;

Taze ( Dogal ve katkısız ) maya nasıl elde edilir !

Yazan: Site - Yönetici Kasım 11, 2009

Taze ( Dogal ve katkısız ) maya nasıl elde edilir !

Taze ( Dogal ve katkısız ) maya nasıl elde edilir !

Taze ( Dogal ve katkısız ) maya nasıl elde edilir !

Hamur için maya yapmak öyle sandığımız kadar zor ve uğraştırıcı değil , çok lezziz ve kocaman bir ekmeğiniz oluyor, tavsiye ederim.

ilk esas maya

2 s.b un(esmer kullandım)+2 sb süt veya su
ikisindende olabilir
oda sıcaklığında geniş bir cam veya porselen kaba koyup 3 veya 4 gün bekletin hergün bir kez üstünü açıp tahta kaşıkla karıştırın

Maya hazır olduğunda köpüklü olacak,

daha sonra ön maya hazırlanır……..
1 bardak esas mayadan alınır içine 2 s.b un ve 2 s.b su koyup karıştırıp bir gece bekletin sabah hazır oluyor ve bu ön mayamızdan 1 bardak alıp esas mayaya iade edip kaldırıyoruz dolaba yok eğer yine ekmek yapacaksanız kaldırmayın oda sıcaklığında beklesin

hamur……..
daha sonra ön mayamızın için biraz su ve 2-3 s.b un koyup tahta kaşıkla karıştıralım daha sonra da 3 s.b kadar un ekleyip elimizle yumuşayıncaya kadar yoğuralım ben aydın hanımın dediğini yaparak içine biraz zencefil ekliyorum istenilen kadarda tuz ekleyip yoğuralım daha sonra bu hamuru kabarması için bir tencereye koyun 6-8 saatte 2- 3 kat kabarıyor, daha sonra hamuru unlu br yüzeye döküp hafif elle toparlayıp unlu bir kaba döküp 2- 3 saat daha kabartıp sonra 230 c fırına atıyoruz yarım saat sonrada 200 c indirip yarım saat daha üstü kabarana dek bekliyoruz pişince üstüne bez atıp kokusuna dayanabilirseniz soğumasını bekleyip yeyin o kadar doyurcuki biz 3 günde bitiremedik ekmeği

Ama hamuru derin bir tepsiyi unlayıp içine dökerde 6-8 saatte kabaran hamuru hemen fırına atabilirsiniz ben 2.yi öyle yaptım..

Zeynep Yildizhan

Yazı kategorisi: Diger Konular | Etiketler: | 4 Yorum »

GDO ve Domuz Gribi Biyolojik Silah

Yazan: Site - Yönetici Kasım 9, 2009

GDO ve Domuz Gribi Biyolojik Silah

 

 

Yazı kategorisi: 26194892, GDO - Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar, Uncategorized | Etiketler: | » yorum bırak;

Hamilelerin Dikkatine…!

Yazan: Site - Yönetici Kasım 8, 2009

Hamilelerin Dikkatine...!

Hamilelerin Dikkatine...!

Hamilelerin Dikkatine…!

Hamile kadınlardan alınan kan örneklerinde yapılan testlerde kadınlarda 50 farklı kimyasala rastlandı.
Endişeye düşüren sonuç ise bu kimyasalların teste tabi tutulan 308 kadında da çıkması.
İspanya San Cecilio Üniversite Hastanesi’nde 668 örnek ve 308 kadın üzerinde yapılan tesler 2000 ve 2002 yıllarındaki kimyasal etkilerin ölçüm sonuçlarıydı.
Yüksek oranda kimyasallara maruz kalan kadınlarda bu kimyasalların ceninin hormonal yapısını bozduğu için üreme anormallikleri (gender-bending) görüldüğü kaydedildi. Sonuçlara şimdiden bazı balık ve hayvan türlerinde rastlanmaya başlandı.

Kimyasallardaki EDC’ler (endoctrine- disrupting) yani vücuttaki hormonların dengesini bozan elementlere olan endişeleri de açığa çıkarıyor.Bilimadamları bu sonuçlara tarımda (böcek öldürücü, suni gübre, hormon) ve diğer ürünlerde kullanılan kimyasalların doğaya sızmasının neden olduğunu açıkladılar.
Geçtiğimiz yıl buna benzer bir rapor WWF-UK (Dünya Doğal Hayatı Koruma Derneği) tarafından da kamuoyuna sunulmuştu.
Yeni doğmuş bebeklere yapılan kan testlerinde ise sekiz faklı gruba ait kimyasala rastlandı. Bu kimyasalların da plastik yapımında ve boya hammaddelerinde kullanılan kimyasallar olduğu açıklandı.
New York Rochester Üniversitesi’ndeki bilimadamları tarafından yapılan araştırmada ise benzer kimyasalların evlerde kullanılan sabun, deterjan, makyaj malzemesi ve tekstil ürünleri gibi binlerce çeşit üründe bulunduğunu ve bunların doğmamış bebeklerin gelişimini etkilediğini açıkladılar.

Ortaya çıkan sonuçlar özellikle hamile kadınların aldıkları gıdalarda, evde kullandıkları malzemelerde ve kıyafetlerinde kimyasallardan uzak durmaya çalışmaları konusunda önem taşıyor.
İspanya Granada Üniversitesi’nin yaptığı araştırmalarda ise 17 farklı kimyasala rastlandı. Testlerde bazı plasentalarda 15 ila 17 farklı kimyasala rastlandı. Testi yürüten Maria Jose Lopez Espinosa, bu tür kimyasallara maruz kalan bebeklerin sağlık durumları konusunda endişe duyduğunu belirtti. Espinosa “Sonuçlar alarm verici. Teste tabi tuttuğumuz hamile kadınların %100’ünün plazentasında en az bir çeşit böcek öldürücü kimyasala rastladık. Ama genel testlere baktığımızda bu oran 8 farklı kimyasala kadar çıkıyor.”dedi.
Anne adaylarını uyararak şöyle ekledi: “Kimyasallara açık olan çocukların ne gibi kötü sonuçlara maruz kalacağını net bilemiyoruz ama plazentada, ceninin önemli gelişim safalarında ciddi etkilere yol açacağını ön görebiliyoruz
Modern kimyasal-yüklü çevremizin hamile kadınlar için özellikle sakıncalı olduğu belirtiliyor. Gebelik döneminde dış etkiler annenin yağ dokusuna yerleşir ve oradanda plasenta ve kan yoluyla doğmamış bebeğe ulaşır.
Bilimadamları anne adaylarının kimyasal alımlarına dikkat etmelerini bunu da organik ve sağlıklı ürünleri tercih ederek, doğru egzersizle ve doğru beslenmeyle yapabileceklerini söylüyorlar.

 Meryem Hatice

http://ekolojiktekstil.blogspot.co

Yazı kategorisi: MERYEM HATİCE'NİN YAZILARI | » yorum bırak;

( GDO ) – Genetiği değiştirilmiş bal yiyoruz

Yazan: Site - Yönetici Kasım 7, 2009

( GDO ) – Genetiği değiştirilmiş bal yiyoruz

 

Yazı kategorisi: GDO - Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar | » yorum bırak;

Lokman hekimin meyve suyu sırrı.

Yazan: Site - Yönetici Ekim 31, 2009

Lokman hekimin meyve suyu sırrı.

Lokman hekimin meyve suyu sırrı.

Lokman hekimin meyve suyu sırrı.

Enfeksiyon hastalıklarından korunmanın ve sağlıklı bir ömür geçirmenin yolu bağışıklık sistemini güçlendirmekten geçiyor. Güçlü bir bağışıklık sistemi için meyve suyu tüketilmesi şart. Peki hangi meyve suyu neye yarıyor?

Vücudun ihtiyaç duyduğu bu sağlık kaynağı ise meyve suyunda gizli. Uzmanlar, bünyeyi sağlam tutmak için bol miktarda A, C ve E vitamini ile çeşitli antioksidanlar içeren meyve suyu tüketilmesini öneriyor. Peki hangi meyve suyu neye yarıyor? Bu sorunun cevabı aşağıda:

Portakal suyu: Bağışıklık sistemini güçlendirerek soğuk algınlığı ve gribe karşı güçlü bir savunma oluşturuyor. İçerdiği C vitamini ve folik asit sayesinde öksürüğü azaltıyor. Ayrıca içeriğinde bulunan bioflavin adlı antioksidan sayesinde kılcal damarları güçlendirerek kalbin zarar görmesini engelliyor. Potasyum içeriğiyle de tansiyonun dengelenmesine yardımcı oluyor, aynı zamanda cildi güzelleştiriyor.

Nar suyu: Kolesterol ve şekeri dengeleyerek kalp sağlığını koruyor. Kanser hücrelerinin gelişmesini de engelliyor. Ayrıca, ishali kesmeye, bağırsaklardaki parazitleri düşürmeye de etkili. Nar suyunun idrar söktürücü ve kan yapıcı özelliği de bulunuyor.

Vişne suyu: Ateşli hastalıklara karşı güçlü bir silah olan vişnede A vitamini ve potasyum bulunuyor. Kandaki asitleşmeyi de temizleyen vişne suyu, vücutta biriken fazla suyun dışarı atılmasını, mide ve karaciğerin düzenli olarak çalışmasını da sağlıyor. Ayrıca, idrar söktürücü özelliği de bulunuyor.

Kayısı suyu: İçerdiği A, E ve B3 vitaminleri, kalsiyum, magnezyum, potasyum ve fosfor sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirip kan yapımına yardımcı oluyor, sinirleri gevşetiyor. Kalsiyum ve magnezyum oranıyla da kemik erimesini önlüyor. İçeriğindeki betakaroten, akciğer kanserinin, kalp hastalıklarının ve kataraktın önlenmesinde rol oynuyor.

Elma suyu: Elma bağışıklık sistemini güçlendirici özelliği olan B3 ve E vitamini, potasyum ve bol miktarda pektin içeriyor. Kan şekerini kontrol altında tutan elma suyu baş ağrısına da iyi geliyor. Ayrıca böbreklerin temizlenmesini ve kolesterolün düşürülmesini sağlıyor. Bunların dışında, romatizma, gut ve mide rahatsızlıklarına karşı panzehir etkisi gösteriyor. Akciğer kanserine yakalanma riskini azaltıyor, tansiyonun yükselmesini engelliyor.

Şeftali suyu: Şeftali içerdiği A, B3 ve C vitaminleri, folik asit, betakaroten ve potasyum ile gribe karşı vücudun savunma mekanizmasını güçlendiriyor. Antioksidan özelliği ile zehirli maddelerin vücuda vereceği zararları azaltıyor. Sinir sistemini olumlu etkiliyor ve uykusuzluğu gideriyor. Böbreklerin ve safrakesesinin düzenli çalışmasını sağlıyor.

Üzüm suyu: ‘Bol miktarda A ve C vitamini, çeşitli mineraller ve demir ile potasyum içeriyor. Antioksidan özellikli olduğu için cildin yaşlanmasını geciktiriyor. Kan yapıcı özelliğinin yanı sıra romatizma ağrılarına iyi gelip kalp sistemini düzenliyor, bedensel ve zihinsel yorgunlukları gideriyor.

Domates suyu: İçerdiği C ve E vitaminleri, potasyum ve diğer mineralleri ile de sağlık için oldukça yararlı. Domates suyunda bol miktarda bulunan C vitamini ve bir antioksidan olan likopen, vücudu grip ve nezleden koruyor. Ayrıca likopen vücudu kalp hastalıkları ve kansere karşı da koruyor.

 

Meyve suyu yüzde 100 meyveden üretilmeli

Uluslararası standartlara ve Türk Gıda Kodeksi’ne göre meyve suyu ve benzeri içecekler, içerdikleri meyve oranına göre üç gruba ayrılıyor: Meyve suyu, meyve nektarı ve meyveli içecek. Meyve suları yüzde 100 meyveden üretiliyor. Meyve nektarlarında ise çeşidine göre meyve oranı yüzde 25 ile yüzde 50 arasında değişiyor. Meyveli içeceklerdeki meyve oranı da yüzde 10 civarında. Dolayısıyla içecekteki gerçek meyve oranı arttıkça, bunun vücuda faydası da artıyor. Uzmanlar, yüzde 100 meyveden üretilen içeceklerin tercih edilmesi gerektiğini belirtiyor

Yazı kategorisi: Diger Konular | » yorum bırak;

Profesör Doktor Sülük!

Yazan: Site - Yönetici Ekim 24, 2009

sülük

sülük

Profesör Doktor Sülük!

Yazıyı lütfen sonuna kadar okuyun!
Bana değil, size faydası var, isterseniz okumayın.
Sözün bittiği yeri gördüm çünkü.
Sözün bittiği yerden yazmaya çalışıyorum şimdi.
Zor bir yazı.

Bütün doktorlar aynı şeyi söylediler bu hastalara. “Tıbben yapılabilecek hiçbir şey yok
Sonra da eklediler; “Sabredin, ileriki yıllarda tıp alanında gelişmeler olursa gözünüz açılabilir
Kimi on yıldır, kimi de 26 yıldır bekliyor “bir gelişme” olsun diye.
Ama hala dünyaları karanlık. Yani bir gelişme olmadı.
Kimi Behçet hastası, kimi Glokom, kimi de tavuk karası.
Küçük yaşta kafası üstüne düşüp, görme merkezini hasara uğratanlar da var.
Hepsinin ortak özelliği gözlerinin görmüyor olması.
Hastalardan biri 26 yıl önce kaybetmiş gözlerini.
Behçet hastası. Doktorlar O’na “kesinlikle çaresi yok” demiş. Çünkü modern tıp bu hastalığa henüz çare bulamadı.
Kapı kapı dolaşıp çare arayan Aydınlı bir kadına doktor en son şu sözü söylemiş; “Amerika’ya da gitsen çaresi yok
Kadın yıkılmış.
Bir diğeri defalarca ameliyat olmuş, ama nafile.
Tek isteği görmek. Ama göremiyor. Modern tıp çaresiz.
Şimdi buraya dikkat.
Tüm bu hastalar bir hafta gibi kısa bir sürede görmeye başladılar.
Yıllarca dünyaya kör bakan bu hastalar, mutluluktan havalara uçuyor.
Peki karanlık yılların hesabını kim verecek?
Onları tedavi eden doktor bir sülük.
Evet sülük.
Hani şu kocakarı ilaçlarından olan sülük.
Hem doktor, hem de ilaç.
Sülükle tedavi eden kişi bir tıp doktoru.
İşte sözün bittiği yer burası.
Sülük tedavisiyle bir hafta içinde yıllardır göremeyen bu hastalar şimdi görüyor.
Sadece göz değil.
Tıbbın çaresi yok dediği bir çok hastalık Manisa’daki bu merkezde tedavi ediliyor.
Yürüyemeyenler yürüyor, konuşamayanlar konuşuyor.
Merkez, Türkiye’nin dört bir yanından gelen hastalarla dolup taşıyor.
Yurt dışından gelenler de var.
Manisa’daki otellerde yer yok. Yeni oteller inşa ediliyor.
Türk şeyi” bu değil de nedir sizce?
Şimdi soru şu;
Modern tıbbın yapamadığını yapan sülükler mi alternatif, yoksa, sülüğün yaptığını yapamayan modern tıp mı?
Hangisi alternatif tıp?
Benim kafam karışık.
Uyuyan bir insanı uyandırmak kolaydır, ama uyuyor taklidi yapıyorsa O’nu uyandıramazsınız.

Turgay Güler /haber7

Yazı kategorisi: Diger Konular, Sülük tedavisi | 2 Yorum »

Yıllanmış sarımsak ekstraktı

Yazan: Site - Yönetici Ekim 20, 2009

Yıllanmış sarımsak ekstraktı

Yıllanmış sarımsak ekstraktı

Yıllanmış sarımsak ekstraktı

”Yıllanmış sarımsak ekstraktı (AGE), kötü kokmayan gençlik iksiri gibidir”

Hazırlanışı

Anadolu’da yaşayan insanların yıllardır kullandığı yıllanmış sarımsak ekstraktı şöyle hazırlanıyor:

1 kilo sarımsak soyulup, iyice eziliyor.

Bir kavanozun içine konan ezilmiş sarımsakların içine 1 litre su, 5 adet de limon sıkılarak karıştırılıyor, bu karışımın içine 1 litre de sirke ekleniyor.

Bunlar karıştırıldıktan sonra kavanozun kapağı iyice sıkılıp, karanlık ve serin bir yerde 6 ile 10 ay arasında bekletiliyor.

Daha sonra yıllanan sarımsak günde bir tatlı kaşığı tüketiliyor. Hiçbir yan etkisi olmayan karışımın kokusuz ve çok lezzetli bir tadı olduğu bildirildi

..

Yazı kategorisi: Diger Konular | 3 Yorum »

Un ve ekmek

Yazan: Site - Yönetici Ekim 18, 2009

Un ve ekmek

Un ve ekmek

Un ve ekmek

 

Eski ABD Tarım Bakanlığı Müsteşarı ve BM Dünya Gıda Programı icra Direktörü Catherine Bertini içinde bulunduğumuz durumu şöyle özetliyor: ?Gıda güçtür! O’nu davranışları değiştirmek için kullanırız. Bazıları bunu rüşvet olarak adlandırabilir. Özür dilemiyoruz!?


Ekmek, özellikle Anadolu insanının vazgeçilmezler listesinin ilk sırasında. Sağlıklı ve besleyici bir ekmek, öğütülme dışında hiçbir işleme tabi tutulmamış ?tam buğday unu?ndan yapılır. En besleyici un; karışık buğday türlerinin, hiçbir işleme tabi tutulmadan ve kepeği de ayrıştırılmadan değirmende öğütülmesi ile elde edilen undur.

 

Bugün çoğu fırın, ‘benzoil peroksit’ gibi kanserojen katkı maddeleri ile beyazlatılan ve ?beyaz un? olarak adlandırılan kalitesiz ve kepeksiz unları kullanır. ‘Kepekli ekmek’ diye satılan ekmekler, kalitesiz unlara dışarıdan kepek eklemesi ile elde edilir ki; bu durum besin değerini düşürdüğü için asla önerilmeyen bir yöntemdir. Çoğu fırında hijyen kurallarına dikkat edilmeden; içeriğini üreticilerin, satıcıların hatta akademik çevrelerin bile bilmediği, sayısı otuzları bulan karışımlardan elde edilen katkı maddeleri eklenmiş ekmekleri(!) üretiyor.

 

Bu ekmekler, insanları beslemek bir yana ?gizli açlık? çekmelerine, alerjenlerden kansere kadar sayısız hastalıklara neden olmakta.

 

Bu ve zikredilmemiş pek çok sebepten ötürü, küçük özel değirmenlerden ‘tam un’ alınarak ya da buğday alıp, tam buğday unu yaptırılarak, evlerimizde ekmek makineleri veya başkaca yöntemlerle kendi ekmeğimizi üretmemiz en sağlıklı yol olacaktır. Bize zararsız diye tanıtılan yapay mayaların, farelerin beyinlerinde tümör oluşumuna sebep olduğunu, ekşi mayaların ise insanı hızlı yaşlandırdığını ve bağırsakların emilimini geri iterek zarar verdiğini göz ardı etmemeli. En azından hazır mayalar yerine önceki hamurdan ayrılan ve buzdolabında saklanan ekşi mayaların kullanılması da, sağlık açısından önemli.

 

Bunun yanı sıra günümüzde bakkal ve marketlerde ambalajsız biçimde satılan ekmeklere sayısız el ile temas ediyor. Bu temas sonrası bulaşan mikropların toplum sağlığını nasıl tehdit ettiğini, en başta bu ülkenin yöneticileri bugüne kadar hiç dert edinmedi. Makarnayı ekmekle tüketen ve günlük besin ihtiyacının yüzde 55′ni ekmekten sağlayan bir toplumun ekmek kalitesinden daha öncelikli bir sorunu olabilir mi? Elbette olmamalı. Lakin vakıa odur ki, bu ülkenin çözüme kavuşturulması gereken en önemli sorunu, yine ekmektir ve çözüme yönelik ne Tarım ne de Sağlık Bakanlıklarında hiçbir çaba görmemekteyiz.

 

Türkiye’de bir kişi, günlük ortalama 400 gr ekmek tüketiyor. Ancak ekmeğin kalitesizliği ve sağlıksız şartlarda üretilmesi yetersiz beslenme sorunu ortaya çıkardığından, hemen herkes potansiyel hasta konumuna düşüyor. Bu durum başta ilaç firmaları olmak üzere sağlık sektörünü mutlu etmeye elbette yetiyor.

 

Devletin çözüm üretemediği kalitesiz, niteliksiz ve ambalajsız ekmekleri tüketmediğimiz zaman, sektör kendi çıkarı hesabına bu sorunu çözmek zorunda kalacaktır. İnsan dışındaki canlılar, önüne konan her şeyi tüketmez. Çünkü diğer canlılar fıtratın dışına çıkıp isyan ederek kendi kendilerine zarar vermiyorlar. Lakin ?akıllı? olan bunun farkında değil!

 

Öte yandan hayatın her alanına müdahil bir dinin ekmekle ilgili bir çözümünün olmaması düşünülemez. Ancak Müslümanların önemli bir kısmı buna merak bile ediyor değil. Halbuki hayatın her alanına müdahil bir dinin ekmek gibi bir nimete yönelik çözümünün olmaması mümkün olabilir mi?

O halde ekmek konusunda birkaç Hadi Şerif’i naklederek konuyu daha iyi anlamaya çalışalım. ‘Resulüllah s.a.v. hiç kepeksiz undan yapılmış beyaz ekmek yedi mi?’ sorusuna Sehl İbn-u  Sa’d r.a. ?Hayır! Resulüllah s.a.v., Allah’ın O’nu peygamber olarak gönderdiği günden ölünceye kadar hiç beyaz ekmek görmedi’ cevabını verirken ‘Elekleriniz var mıydı?’ sorusuna ise ‘Hayır! dedi. (Buhari, Et’ime 22, 10; Tirmizi, Zühd 38, (2365))

 

Resul-i Ekrem s.a.v. ?Annemden sonra annemdir? buyurduğu Ümmi Eymen r.a.’nın anlattığına göre: Kendisi bir unu eleyip ondan Peygamber s.a.v. için ekmek yapmıştır. Resülullah: ‘Bu nedir?‘ diye sormuş, O da: ‘Bu bizim diyarda yaptığımız bir yiyecektir. Ben ondan sizin için bir ekmek yapmak arzu ettim’ demiştir. Efendimiz de: ‘Şu eleyip ayırdığın kepeği, öbürüne un kısmına geri kat, sonra yoğur ve ekmek yap’ buyurmuştur.? (Kütüb-i Sitte 6984)

 

Hz. Aişe r.a. annemiz anlatıyor: ‘Resulüllah s.a.v. odama girmişlerdi. Düşmüş bir ekmek parçası gördüler. Hemen onu alıp silerek yediler ve: ?Ey Aişe! Kıymetli olan ekmeğe hürmet et! Zira şu ekmek, bir kavme nefret edip kaçmışsa bir daha dönmemiştir? buyurdular.? (Kütüb-i Sitte 6990)

 

Ekmek sorunu çözen ülkelerin sağlık sonunu büyük oranda çözmüş ve koruyucu hekimlik alanında başarılı ülkeler olduğunu ve de kepeksiz olması nedeniyle B12 vitaminin eksikliği ile beyazlatılmış ekmek yüzünden şeker hastalığındaki artışları göz önüne alırsak Hz Peygamber s.a.v. tavsiyelerinin önemi açıkça anlaşılıyor olmalı.

 

Un ve ekmek

Un ve ekmek

Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı A.B.D. akademisyenlerince ?Ekmek fırınlarının yönetmeliklere uygunluğunun değerlendirilmesi? başlıklı 136 fırın üzerinde yaptıkları denetim ve inceleme raporunda yer alan bulgular dikkat çekici olmasının yanı sıra ürpertici de.

 

Rapor özetle ?Ekmek, Türkiye’de insan beslenmesindeki başlıca gıda maddesidir. Vitamin B, proteinler ve mineraller içerir. Ayrıca ekmek iyi bir enerji kaynağıdır. Ülkemizde ekmeğin hijyenik koşullarda üretimi konusunda birçok eksiklik bulunmaktadır. Yapılan tüm denetimler ve uygulanan cezalar durumun düzeltilmesi konusunda yetersiz kalmaktadır. Tanımlayıcı tipteki bu araştırmanın amacı, fırınların yönetmelik hükümlerine uygun olup olmadığını belirlemek ve sorunları tanımlamaktır. Araştırma sonucunda 136 fırından 92’sinin (%67,6) ruhsatlı, 44′ünün (%32,4) ruhsatsız olarak faaliyet gösterdiği tespit edilmiştir. ruhsatı olan fırınların (sadece) %6,5′i (7 fırın) denetim sonuçlarına göre sorunsuz olarak bulunmuştur. Faaliyeti durdurulması gereken fırın sayısı ruhsatlı fırınların yarısını (%50,46) oluşturmaktaydı. Araştırma sonucunda ruhsatsız olarak çalışan fırınlar saptanmıştır. Fırınların çoğunun yönetmeliklere uygun olmayan şartlarda üretim yaptıkları tespit edilmiştir? demekte.

 

Diğer taraftan ekmeklere eklenen E472a-f kodlu ‘Mono ve Digliserid Diasetil Tartarik Asit Esterleri’nin bitkilerin yanı sıra hayvanlardan da elde edilmekte. Bazı profesörlerimizin özensiz aklama fetvasını görmezlikten gelerek bu katkı maddesinin domuz menşeli olma ihtimali belirtmekte yarar var. Bu durumda bu katkı maddesini şüpheli hale getirmeye yetmekte.

 

Hollanda Wageningen Üniversitesi web sitesinde E472a-f kodlu katkı maddesini kaynağını için ?Gliserol, doğal yağ asitleri ve diğer organik asitlerden (asetik, laktik, tartarik, sitrik) üretilen sentetik yağ esterleridir. Yağ asitleri genelde bitkisel kökenlidir. Fakat hayvansal kaynaklı yağ asitleri de kullanılabilir. Hayvansal yağların (domuz yağı gibi) kullanımı dışlanamaz. Bundan dolayı; birtakım gruplar, örneğin, etin yanı sıra süt ve süt ürünleri de yemeyen vejeteryanlar, Müslümanlar ve Yahudiler bu ürünlerden uzak durmalıdır? bilgi ve uyarılarını yapmakta. ‘Bizim kattığımız bitkiseldir’ diye beyan edenleri sözlerinin muteberliğinin tartışmalı olduğu bir çağda kazar sizin.

 

Son olarak ekmekler genetik mühendisliğinin en kolay sirayet edebileceği ürünlerden biri olduğunu belirtmeli. Gerekçesi ne olursa olsun tam undan üretilmeyen, endüstriyel katkı maddeleri eklenmiş ekmeklerden özellikle de E472 kodlu katkı maddesi ile amylase, dough, catalase, conditioner ve lactase gibi maddelerin şerlerinden emin olabilmek için uzak durmalı.

 

Kemal Özer : Timeturk

Yazı kategorisi: Diger Konular | 1 Yorum »

Kireçlenmenin etkili ilacı

Yazan: Site - Yönetici Ekim 17, 2009

Kireçlenmenin etkili ilacı TARÇIN

Kireçlenmenin etkili ilacı TARÇIN

Kireçlenmenin etkili ilacı

Bu 5 baharat lezzetleri kadar aynı zamanda güç veren doğal besinler. Baharatları, yiyeceklerinize ve salatanıza karıştırmak gücünüzü artırıyor, bağışıklığınızı güçlendiriyor.

TARÇIN

Doğal bir mikrop düşmanı olan tarçını, her gün çay kaşığının 1/4’ü kadar aldığınızda, kan şekerinizi ve kolesterolünüzü düşürür.

KEKİK

Izgarada pişireceğiniz tavuk, balık veya eti kekikle marine ettiğinizde mentollü ve biraz ekşimsi tadı mükemmel bir lezzet verir. Kekik, birçok sağlık uzmanının listesinde kanserden koruyucu olarak yer alır. Kekik yağı ağız temizliğinde tercih edilebilir.

KİMYON

Kimyon kanser savaşçısıdır. Egzotik lezzetler elde etmek için pilav, tahıl, salatalara ekleyebilir, et yemeklerini marine edebilirsiniz. Eti kalp sağlığını koruyan kimyonla pişirebilirsiniz.

MERCAN KÖŞK

Bir elmadan 42 kat daha fazla antioksidan içeren mercan köşk bitkisini salata, omlet veya favori kurabiyelerinize ekleyebilirsiniz.

ZERDEÇAL

Zerdeçal, kist, kanser, kireçlenme hatta alzheimera karşı oldukça yararlı. Hafızaya iyi gelen zerdeçaldan bir tutam alarak, yaptığınız pilav, yahni veya mercimek gibi yemeklere ekleyebilirsiniz.

..

Yazı kategorisi: Diger Konular, Kireçlenme | Etiketler: , , , , , | » yorum bırak;

BAZI MEYVELER VE SEBZELER

Yazan: Site - Yönetici Ekim 16, 2009

BAZI MEYVELER VE SEBZELER

BAZI MEYVELER VE SEBZELER

BAZI MEYVELER VE SEBZELER

  • İncir,hurma,kuru üzüm ve keçi boynuzu gibi meyveler digerlerine göre midede fazla kaldıklarından insanı tok tutar ve besleyicidir.

  • Armut yeterince yenirse bagırsakları yumuşatır.Sert armut pişirilip ( haşlanıp ) yenilebilir.

  • Olgun elma, yemek üzerine yeteri kadar yendiginde hazıma yardımcı olur. Elmayı yemekten evvel yemek daha faydalıdır.

  • Erigin tatlı olanları bagırsakları yumuşatır, ham erigin fazlası mideyi bozar. Mayhoş erigin hoşafı mide ve bagırsaklara iyi gelir.

  • Şeftali, kabugu soyulmadan yenmelidir.Fazla yenmesi zararlıdır.

  • Ayva ishali keser,mideye faydalıdır.

  • Kızılcık iştah açar.

  • İncir fazla yenirse bagırsakları bozar.Nemli yerlerde tutulan kuru incirin üzeri  un-kepek gibi beyazlanırsa yenmesi zararlıdır.

  • Demirhindi bagırsakları çalıştırıp ateşi düşürür.

  • Kara dutun olgunu bagırsakları yumuşatır.

  • Hunnab ( çigde ) kurusu kaynatılırsa gögüs agrılarına yararlıdır.Bagırsak ve mide rahatsızlıklarına iyi gelir.

  • Ekşi nar şurubu harareti giderir, serinlik verir. Ekşi ve tatlı narı sıkıp suyunu içmek daha faydalıdır.İçindeki sarı perdeleride yemelidir.

  • Portakalın agızda bir süre tutulması harareti azaltır. Suyuna seker katılarak içilmesi harareti ve agız kurulugunu giderir.

  • İyi cins kavun-karpuz yaz mevsiminde yenirse vücudu serin tutar,sakinleştirir. Fazla yenirse şişkinlik verip rahatsız eder.

  • Salatalık vücüdü serinletip yumuşatır.Mevsiminde salatası serinlik verir,iştah açar.

  • Mısırın hazımı güçtür,Mideyi yordugu için çok yenilmesi şişkinlik ve rahatsızlık verir.

  • Yemeklerden önce kahve içilmesi hazma yardımcı olur.

  • Çay idrar söktürücü,mideyi uyarıcı oldugu için,yemeklerden sonra içilmesi hazma yararlıdır.Kahveye göre daha çok tercih edilir.Aşırı içilmesi tansiyonu yükseltir.

 

Fazilet Takvimi – 10 mayıs – 2009

Yazı kategorisi: Diger Konular | » yorum bırak;

Ekmek yerine zehir yiyoruz!!!

Yazan: Site - Yönetici Ekim 15, 2009

Ekmek yerine zehir yiyoruz!!!

Ekmek yerine zehir yiyoruz!!!

Ekmek yerine zehir yiyoruz!!!

GİMDES Genel Başkanı Dr. Müh. Hüseyin Kami Büyüközer ekmekteki katkı maddelerini internet sitesinde açıkladı.

GİMDES Genel Başkanı Dr. Müh. Hüseyin Kami Büyüközer ekmekteki katkı maddelerini internet sitesinde açıkladı. Sitedeki bilgiler insanın tüylerini ürpertiyor. İnsan saçından domuz kılına kadar pek çok katkı maddesi içeren ekmek hastalıklara davetiye çıkarıyor…

GİMDES (Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Denetleme ve Sertifikalandırma Derneği) Genel Başkanı Dr. Müh. Hüseyin Kami Büyüközer ekmekteki katkı maddelerini internet sitesinde açıkladı. Büyüközer’e göre ekmeğe katkı maddelerinin konulma sebebi şöyle; “Hamurun asidini artırmak, bayatlamayı geciktirmek, ekmek hatalarını ve hastalıklarını düzeltmek, su kaldırma oranını yükseltmek, hacim artışı sağlamak, un rekoltesini yükseltmek .”

İŞTE O MADDELER

E170 kalsiyum karbonat: Hem renklendirici hem mineral tuz; kaya minerali veya kemikten elde edilir; diş macunu, beyaz boya, temizleme tozları, bisküvi, ekmek, kek, dondurma, dondurulmuş konserve sebze ve meyvede ve ilaçlarda kullanılır; yüksek dozlarda zehirlidir; safra, böbrek taşı, hemoroid, kabızlık ve fistül kanamalarına sebep olabilir. Ayrıca kemikten elde edilmesi ihtimali bu katkı maddesini en azından şüpheli hale getirir.

E 471-E477 Mono: Homojenleştirici. Bitkisel ve hayvani kökenli olabilir. Bitkisel kökenden türetilirse, helâl, hayvani unsurlardan türetilirse, şüphelidir. nE 280 propiyonik asit: Koruyucu olarak kullanılır. Migren ağrılarına sebep olabilir; doğal olarak mayalanmış gıdalarda, insan teri ve geviş getirenlerin sindirim organlarında bulunur, mayalanmış kağıt hamuru veya çürümüş lif bakterisinden elde edilir; ekmek ve un mamullerinde kullanılır.

E 200 sorbik asit: Koruyucu olarak kullanılır. Ciltte kaşıntı yapabilir.

E420 sorbitol: Kıvam artırıcı,suni tatlandırıcı ve nem tutucu; etli ve zarlı kabuksuz meyvelerden veya sentetik olarak glukozdan elde edilir; gıda, ilaç ve kozmetiklerde kullanılır. Bebek ve çocuk gıdalarında kullanmak yasaktır.

E422 gliserin: Kıvam artırıcı, tatlandırıcı ve nem tutucu, yağlı renksiz alkol; hayvansal veya bitkisel yağların alkalilerle ayrışması sonucu elde edilir; petrol ürünlerinden ve bazen propilenden sentetik olarak elde edilir; büyük miktarlar baş ağrısı, susuzluk, bulantı ve yüksek kan şekerine sebep olabilir.

E920 Sistain: Un işleme ajanı. İnsan saçı, başta domuz olmak üzere hayvan kılı ve tavuk tüyünden elde edilir. nE924 potasyum bromat: Un işleme ajanı. Bulantı, kusma, diyare ve sancılara neden olabilir.

E928 benzoil peroksit: Unun beyazlaması için kullanılır. Alerjik geçmişi olanlar sakınmalıdır. Büyüközer, “Bunlar migrenden alerjiye hatta kansere kadar birçok rahatsızlıklar oluşturabilen maddelerdir. Uygulamada ise bu katkı maddeleri bu isimleri ile değil ticari isimleri ile alınır satılır.

Ayrıca fırınlarda bu katkı maddelerini hamura katacak eğitilmiş elemanların yetersizliği sebebi ile ekseriya limit aşımı tehlikesi de söz konusudur. Ancak ister paketli olsun, ister paketsiz satılsın çoğu ekmeklerde kullanılan katkı maddelerinin detay bilgileri yer almamaktadır. Bu da tüketiciyi zor durumda bırakmaktadır” şeklinde konuştu.

Peki ne yapacağız?

Dr. Müh. Hüseyin Kami Büyüközer, “Peki ne yapacağız?” sorusunun cevabını ise şöyle veriyor: “Güvendiğimiz market veya fırından katkısız ekmek isteyelim. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın yeni tebliğinde ekmeğe, herhangi bir katkı maddesi katılmaz ise “etiket üzerinde ekmek adı ile birlikte ‘katkısız’ ifadesi kullanılır” şeklinde bir düzenleme getirildi. O halde öncelikle çevremizde katkısız ekmek üreten fırınları araştırmalıyız. Bulduktan sonra iyice sorgulamalıyız. Çünki maalesef ülkemizde üreticilerden doğru bilgi almak ekseriya zor olmaktadır. İyice emin olduktan sonra katkısız ekmek tüketmeliyiz.

BEYAZ EKMEĞİ KALDIRIN

Kepek ekmeğini tercih etmeliyiz. Çünkü buğday, sağlık açısından yararlı B2 ve B6 vitaminleri ile niyasin, folik asit, demir ve çinko içeriyor. Bu maddelerin daha çok yoğunlaştığı kısım olan buğdayın dış kabuğu, un yapımı sırasında ayrıştırılıyor ve ekmeğin besin değeri düşüyor. Bu nedenle kepek ekmeği yemek daha doğru.”

MERYEM HATİCE

 www.haber5.com

Yazı kategorisi: Diger Konular, MERYEM HATİCE'NİN YAZILARI | » yorum bırak;