LOKMAN HEKİM – SADE BİR HAYAT

Gerçek Tıp – Yitik şifanın izinde ( Sade bir hayat )

Şubat, 2012 için Arşiv

Dikkat! Hiç arı olmadan bal yapıyorlar

Posted by Site - Yönetici Şubat 27, 2012

Dikkat! Hiç arı olmadan bal yapıyorlar

Türkiye`de son aylarda bir bal furyasıdır gidiyor. Fakat uzmanların uyarısı çok çarpıcı. Sahtekarlar hiç arı olmadan bal üretmeye başladı. İşte ağzı açık bırakan gerçekler…

Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Seyrani Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Sibel Silici, ”Bal üretiminde hileli yöntemler kullanıyorlar, glikozdan şurup şeklinde hazırladıkları ürüne polen veya renklendirici katıyorlar, hiç arı olmadan bal yapıyorlar” dedi.

Silici, AA muhabirine yaptığı açıklamada, balın tatlandırıcı ya da renklendirici gibi herhangi bir ek maddenin kullanılmadığı tek doğal ürün olduğunu söyledi. Balın bağışıklık istemini güçlendirici özellikleri bulunduğuna işaret eden Silici, ”Arı ürünlerinin tedavi amacıyla kullanılması apiterapi olarak adlandırılıyor” diye konuştu.

Bal üretiminde zaman zaman hileli yöntemlerin kullanıldığını, tüketicilerin bu yöntemleri kolaylıkla fark edemeyeceğini anlatan Doç.Dr. Silici, ”Biz de ancak laboratuvar çalışmasında bunu tespit edebiliyoruz. Sahte bal, daha çok ticari glikoz ve nişasta kullanılarak üretilen baldır. Buna bal demek bile yanlış olur” dedi.

Sahte ürünlerle ilgili denetimlerin yapıldığını ancak yeterli olmadığını ifade eden Sibel Silici, şöyle devam etti:

Sahtecilik metotlarını araştırmaktan usandık ama onlar yeni yeni sahtecilik metotları bulmaktan usanmadılar. Bal üretiminde hileli yöntemler kullanıyorlar. Glikozdan şurup şeklinde hazırladıkları ürüne polen veya renklendirici katıyorlar. Hiç arı olmadan da bal yapıyorlar. Bazen öyle örnekler geliyor ki gözle ayırt etmek mümkün değil. Ancak laboratuvar analizinde ortaya çıkabiliyor.”

Etiketli ve garanti bantlı ürünleri tercih edin

Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği Başkanı Bahri Yılmaz da bal üreticilerinin hakkını korumanın yanı sıra insanların gerçek bal tüketmesi için çaba gösterdiklerini ifade etti. Yılmaz, ”Aslında balın sahtesi olmaz. İnsanlar sahte yöntemlerle ürettikleri ürünü bal diye satıyor” dedi.

Vatandaşlara markalaşmış firmaların ürünlerini tercih etmeleri tavsiyesinde bulunan Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

Cam kavanozda ambalajlanmış ürünleri tavsiye ediyoruz. Tercih edilen ürün ambalajında Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın izni, etiketi, garanti bandı ve ürünün özellikleri yazılı olmalıdır. Üretici firmaya ait her türlü bilgi bulunmalıdır ki şikayet durumunda ürünün nerede üretildiği belli olsun.

.

Yazı kategorisi: Diger Konular, GENEL KONULAR | » yorum bırak;

Çay kahve ile böyle kısır ve kanser yapılıyor…

Posted by Site - Yönetici Şubat 25, 2012

Çay kahve ile böyle kısır ve kanser yapılıyor…

Çay-kahve keyfiniz kabusa dönüşmesin. Prof. Dr. Selma Çivi, kahve ve çay gibi sıcak içecekler için kullanılan plastikten üretilen bardakların, kanserojen bir madde olarak bilinen benzenden üretildiğini ve bu bardakların özellikle erkeklerdeki testosteron hormonunu etkileyerek, erkeklerde kısırlık ve güçsüzlüğe neden olduğunu söyledi.

Konya Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Selma Çivi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ABD’de yapılan bir araştırmada, plastik ürünlerini fazla kullananlarda, özellikle karaciğer enzimlerinin yükseldiğinin, karın yağlanmasının arttığının tespit edildiğini söyledi.

Plastik ürünlerinde bisfenol A ve flalein isimli maddelerin kullanıldığını ifade eden Çivi, “Çevresel kirleticiler olarak vasıflandırdığımız plastikler, boğazımızdan başlayarak tiroit bezini, karın bölgesinde yer alan pankreas bezini, kadınlarda yumurtalıkları, erkeklerde de testisleri temel olarak etkilemekte ve kısırlığa neden olmaktadır” dedi.

Çivi, bebek biberonlarında da bu maddelerin kullanılabildiğine dikkati çekerek, biberonların ısıtılmasıyla çocukların küçük yaşlarda, plastik ürünlerdeki zararlı maddelere maruz kaldığını dile getirdi.

“CAM VE ÇELİK TERCİH EDİLMELİ”

Bu maddelerin, çocuklarda davranış bozukluklarına sebep olduğunu vurgulayan Çivi, “Bu zararlı maddeler, çocukların bütün genetik yapılarını değiştirebilmekte. Bu nedenle plastikleri, günlük yaşamımızdan mümkün olduğunca uzaklaştırıp, plastik ürünler yerine içindeki sıvıya zararlı maddelerini bırakmayan cam ve çelik gibi ürünleri tercih etmeliyiz” diye konuştu.

Çivi, plastiklerde üçgen biçimindeki bir kutunun içerisinde numaralar olduğunu belirterek, bu numaralardan en tehlikeli olanların 3-6-7 numaralı maddeler olduğunu bildirdi.

Bu numaralardan 3, V ya da PVC yazan plastiğin, gıdalarda kullanılmaması gerektiğini anlatan Çivi, şunları kaydetti:

7 işareti bulunan veya numarasız olan cam gibi parlak ve sert plastik, en tehlikeli olan plastiktir ve ‘güvenli değildir’ demektir. İçindeki zararlı maddeleri gıdalara sızdıran bu plastikler yiyecek ve içeceklerde kullanılmamalıdır. 6 numaralı plastik ise kahve ve çay gibi sıcak içecekler için kullanılan köpük bardakların plastik olduğunu çoğumuz bilmeyiz. Bu malzeme benzenden üretilir. Kanserojen bir madde olarak bilinen bu maddenin mutfaktan kesinlikle uzak tutulması gerekir.

PLASTİKTEN KORUNMAK İÇİN PRATİK ÖNLEMLER

Günlük hayatta tamamen vazgeçilemeyecek olan plastiklerin zararlarını en aza indirgemek için pratik önlemlerin alınabileceğini anlatan Çivi, “Konserve yerine daha çok taze sebze ve meyveleri tercih ederek bunlardan büyük ölçüde korunabiliriz. Ayrıca biberon kullanmak yerine annelerin bebeklerini emzirmeleri veya toz şeklindeki mamaları tercih etmeleri daha uygun olur” diye konuştu.

3-6-7 ve numarasız plastik ürünlerinin gıdalardan uzak tutulması gerektiğinin dile getiren Çivi, şu tavsiyelerde bulundu:

Plastiklerin içerisinde herhangi bir sıvıyı dondurmamak ve ısıtmamak gerekiyor. Aynı şekilde asitli ve tuzlu yiyecekler, plastiğin yapısını bozarak Bisfonel maddesinin gıdaya geçmesine neden oluyor. Konserve veya salamura gibi yiyecekler için plastik kaplar kullanmamalıyız. Plastik ürünlerinde bulunan flalein maddesi, özellikle erkeklerdeki testosteron hormonunu etkileyerek, erkeklerde kısırlık ve güçsüzlüğe neden olmaktadır.” (aa)

.

Yazı kategorisi: Diger Konular, GENEL KONULAR | » yorum bırak;

Çayda domuz kanı tespiti

Posted by Site - Yönetici Şubat 22, 2012

Çayda domuz kanı tespiti

Çayda domuz kanı iddiasını değerlendiren Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı Kemal Özer; “Çaya domuz kanı eklendi haberleri, Türkiye’nin gıda fotoğrafının sadece küçük bir kesitidir” dedi.
Dünyanın en çok çay tüketen ikinci toplumu olan Anadolu insanının çayına domuz kanı karıştırılmasının ihtimal dışı olmadığını belirten Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı Kemal Özer, yaptığı açıklamada şu görüşleri dile getirdi:

HABERLERDE HİÇBİR HATA YOKTU

“Hafta başında çok sayıda ilimizde Jandarma’nın 6 ay süren takibi sonrasında piyasa değeri 20 milyon (20 trilyon) lira olan, 1 milyon 473 bin kilogram çayın İran’dan, katırların sırtında kaçak yollarla Türkiye’ye sokulduğunun tespit edilerek operasyon yapıldığı, yapılan operasyonda; aralarında polis, jandarma, adliye görevlileri ve işadamlarının da olduğu 32 kişinin gözaltına alınarak mahkemeye sevk edildiği haberi AA, CİHAN, DHA, İHA haber ajansları ile birçok basın yayın organında yer almıştı.

DOMUZ KANI SON OPERASYONA AİT DEĞİL

“Jandarma Komutanlığı ekiplerince önceki operasyonlarda ele geçirilen ve Gümrük Müdürlüğü’nce, yediemin depolarında muhafaza edilen çayların Tarım Bakanlığı laboratuvarlarına gönderilen numunelerinde yapılan incelemelerde de domuz kanı ve sağlığa zararlı birçok katkı maddesi bulunduğu” bilgisi, müştereken tüm haberlerde yer almaktaydı.

Türkiye’de faaliyet gösteren tüm ajanslarda benzer ifadelerle yer alan bu haberin tümünde, Tarım Bakanlığı laboratuvarlarında domuz kanı tespit edildiği bilgisi yer almaktaydı. Ajanslar bu habere bir basın açıklaması veya basın toplantısı yoluyla ulaşmamış, bilakis sanıkların adliyeye intikali sırasında haberdar olmuşlardı. Ayrıca muhabirler de haberi farklı kaynaklardan aldıklarını ifade etmekteler.

Bu haberi ilginç kılan ve daha çok etki yapmasına neden olan “domuz kanı” bulunduğu bilgisi, -bir gün gecikmeli olarak- Tarım Bakanlığı ve Van Valiliği’nce yalanlandı.

Ajansların haberleri dikkatle incelendiğinde, domuz kanının son operasyona ait olmadığı, özellikle de bu operasyon öncesi yapılan diğer operasyonlar kast edilerek, çaylarda domuz kanı dâhil çok sayıda sağlığa zararlı katkı maddesinin yer aldığı açıkça görülecektir. Buna rağmen, Bakanlık ve Valiliğin, önceki operasyonların inceleme sonuçlarını yok sayarak, ‘analiz yapılmadı ki, domuz kanı tespit edilsin’ kabilinden bir açıklama yapması, hem operasyonu gölgelemiş, hem de toplumu yanlış bilgilendirmiştir.

ÇAYKUR: İTHAL ÇAYLAR ZEHİR DEPOSU

Türkiye’nin en büyük çay tedarikçisi ve Tarım Bakanlığı’na bağlı bir Genel Müdürlük olan Çaykur’un Genel Müdürü yaptığı açıklamada “Yabancı menşeli çaylarda zararlı kimyasallara rastladık. Zirai mücadelede kullanılan ilaçlara ve ağır metallere rastladık. Menşei belli olmayan bu çaylar tüketici için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Dışarıdan gelen çayların içerisinde ne olduğunu bilmiyoruz” şeklinde gerçeği bir başka dille ifade etmektedir.

TARIM BAKANLIĞI BUNU HEP YAPIYOR

Ne yazık ki bütün bu gerçekler, Tarım Bakanlığı ve Van Valiliği’nin basın açıklamasıyla gölgelenmekle kalmamış, hem topluma yanlış bilgi verilmiş, hem dürüst üreticilere hem de basın mensuplarına büyük bir haksızlık yapılmıştır. Tüm çıplaklığıyla ortada olan olayla ilgili, kamuoyu şu soruların cevaplarını beklemektedir.

İŞTE CEVAP BEKLEYEN SORULAR

1-      Haber metinlerindeki ‘önceki operasyonlarda ele geçirilen çayların, Tarım Bakanlığı laboratuvarlarına gönderilen numunelerinde yapılan incelemelerde de domuz kanı ve sağlığa zararlı birçok katkı maddesi bulunduğu’ ifadesinin son operasyona ait olmadığı halde, Tarım Bakanlığı neden yalanlama ihtiyacı hissetmiştir?
2-      Şayet bu bilgi doğru değilse, bu kadar ajans bu bilgiye nasıl ulaşmıştır ve habercilere bu bilgileri kim veya kimler vermiştir? Bu bilgiler yanlışsa, bilgi kaynakları hakkında herhangi bir işlem yapılmış mıdır?
3-      Bu durumda, önceki operasyonlarda ele geçirilen çayların analiz sonuçları dava dosyasında var mıdır?
4-      Çaykur genel müdürünün haberleri doğrulayan açıklamasına rağmen, Bakanlık, kamuoyunu yeniden ve doğru olarak bilgilendirecek midir?
5-      Son operasyonda dâhil olmak üzere tüm gelişmeler kamuoyuna açıklanarak şeffaflık sağlanacak mıdır? Yoksa bir yalanlama açıklaması ile konunun üzeri kapatılacak mıdır?
6-      Gıda maddelerini yasal olmayan yollarla ülkeye sokanlar ve sağlıksız ürünleri tüketime arz ederek toplum sağlığını hiçe sayan şahıs, kurum ve şirketler ifşa edilecek midir?
7-      Hem tüm bu risklere, hem de dünyanın en önemli çay üreticilerinden biri olmamıza rağmen, hâlâ çay ithalatına izin verilmeye devam edilecek midir?

GERÇEK HALKTAN SÜREKLİ SAKLANIYOR

Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi olarak bu son olay vesilesiyle, Türkiye’de hâlen yaşanmaya devam edilen ve önlenmesi için hiçbir somut adım atılmayan ‘gıda terörü’ ile ilgili bazı bilgileri kamuoyu ile paylaşmakta yarar görmekteyiz.

Ne yazık ki, ülkemizde gıda terörü ile ilgili medyaya yansıyan olay sayısı son derece azdır. Oysa ülkemiz gıda terörünün en yoğun görüldüğü ülkelerden biridir. Medyaya yansıyan olaylarla ilgili olarak Bakanlık bilgileri gizleyip, olay takibinin yapılmasını engellemektedir. Bu da birçok gıda sorununun sumen altı edilmesine, dolayısıyla da insanların sağlık sorunları yaşayarak maddi ve manevi zarar görmesine neden olmaktadır.

DOMUZ KANI SİGARA FİLTRELERİNDE DE BULUNMUŞTU

Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz yıl, sigara filtrelerine domuz kanı ilave edildiği bazı üniversiteler tarafından tespit edilmiş, hatta bir üreticinin itiraf etmesine rağmen, konunun üstü Sağlık Bakanlığı tarafından kapatılmıştı.

HALK SAĞLIĞINI ASIL TEHDİT EDEN BAKANLIK

Bu tür tespitleri kamuoyu ile paylaşarak, üreticiler nezdinde caydırıcı olması gereken Tarım Bakanlığı, tüm gıda sorunlarının üstüne sünger çekerek, halk sağlığını tehdit eden en büyük güç olma vasfını koruyor.

Herhangi bir gıda ve sağlık sorunu polis operasyonuna konu olmadığı, yargıya intikal etmediği veya basın tarafından haber yapılmadığı sürece, Türkiye, insanlığı tehdit eden bu tehlikeyi hiçbir zaman öğrenememektedir. Mezkûr gelişmede olduğu gibi çoğu hâdisede de yapılan açıklamalarla olaylar kapatılmak istenmektedir.

GIDA TERÖRİSTLERİNİN DEŞİFRE EDİLMESİNDE KAMU YARARI YOKMUŞ

Yine bu vesileyle, Gıda Hareketi olarak geçtiğimiz ay Tarım Bakanlığı’na yaptığımız, ‘mevzuata aykırı gıda üreten firmaların kimler olduğu’ yönündeki sorumuza verilen üzücü ve kaygı verici cevabı paylaşarak, Tarım Bakanlığı’nın bozuk ve sağlıksız gıda üreten firmalara yönelik korumacılığına dikkatleri çekmekte yarar görüyoruz.

“Olumsuzluk tespit edilen ürünler belirli bir firma tarafından üretilmiş ürünler olmayıp, gıda üretim tüketim sürecinde ürün bazında tespit edilen olumsuzluktan da sadece bir firma sorumlu değildir. Ayrıca denetimler sonucunda tespit edilen bu ürünler, toplatılmış olduğundan ve satın alınması yasal olarak mümkün olmadığından, ürün ve üreticilerinin adlarının tüketiciye duyurulmasında halk sağlığının korunması bakımından pratik bir yarar bulunmamaktadır. Talep ettiğiniz firma ve marka isimlerinin, tarafınıza verilmesi veya kamuoyuna açıklanması uygun görülmemektedir” (31 Mayıs 2011 / Tarım Bakanlığı Koruma Kontrol Genel Müdürlüğü)

TARIM BÜROKRASİSİ DE YARGILANMALI

Nasıl ki kazalarda Karayolları Genel Müdürlüğü de kusuru oranında yargılanıyorsa, sağlıksız gıda üreten, rüşvet alıp/verenlerle birlikte, denetim görevini yeterince yapmayan Bakan ve bürokratları da yargılanmalıdır.

Çünkü anayasanın ve yasaların yüklediği denetim yükümlülüğünün gereği gibi yapılmaması ve denetim sonuçlarının kamuoyundan gizlenmesi suçtur. Bu suçlar cezalandırılmazsa, kontrol edilemez hâle gelir ve bugünkü sonuçlar ortaya çıkar. Unutulmamalıdır ki, sağlıksız gıda, temel insan haklarının ihlâlidir.

Bu gelişmelerin toplum ve medyanın duyarlılığını artırmasını diliyoruz.”

Yazı kategorisi: Diger Konular, GENEL KONULAR | 1 Yorum »

GDO nedir, nasıl yapılır?

Posted by Site - Yönetici Şubat 21, 2012

GDO nedir, nasıl yapılır?

Temel olarak kısaca şu iki tanımı yapalım:

Genetik değişim (GD) modern biyoteknoloji teknikleri kullanarak bitki veya hayvan gibi bir organizmanın genlerini değiştirmektir.

Genetiği değiştirilmiş organizma (GDO) genetik değişim yolu ile farklılaştırılan bir bitki, hayvan ya da diğer bir organizmadır.

GD, geleneksel ıslah teknikleri ile yapılamayacak yollardan bir organizmanın genlerini değiştirebilir.

Benim birçok kişiye sorup doğru düzgün cevap alamadığım bir soru var:

Gen nerededir?

Evet sürekli bahsedilen, genetik bilgiyi de taşıyan bu çok önemli/gerekli şey gen nerededir ve nedir?

Bunu açıklamak için gelin büyükten küçüğe gidelim, temel biyoloji bilgilerimizi tazeleyelim:

Organizma: Canlı bir varlığı oluşturan organların tümüne denir. Örneğin insan organizması, kurbağa organizması, Elma ağacı organizması (ağacın bütünü)

Sistem: Aynı amaç için bir yapı sisteminde çalışan organların bütünüdür. Örneğin insan sindirim sistemi, kurbağa solunum sistemi, Elma Ağacı kök sistemi

Organ: Canlı bir vücuttaki dokuların bir araya gelerek anatomik ve işlevsel bir bütün oluşturduğu, belirli bir görev yapan ve sınırları kesin olarak belirlenmiş vücut bölümüne organ denir. Örneğin insan midesi, kurbağa akciğeri, elma meyvesi

Doku: Organları meydana getiren, şekil ve yapı bakımından benzer olup, aynı vazifeyi gören, birbirleriyle sıkı alâkaları olan aynı kökten gelen hücrelerin topluluğudur. Örneğin insan mide bağ dokusu, akciğer zarı, elma epidermis dokusu

Hücre: Bir canlının yapısal ve işlevsel özellikleri gösterebilen en küçük birimidir. Hücreler bir araya gelerek dokuları oluşturur.

Hücre, diğer yukarıdakilerden farklı olarak kendi başına da bir canlıdır.

Gelin şimdi hücrenin resmine bakıp genin ne ve nerede olduğuna buradan bakalım:

Resim 1: Teorik bir canlı hücrenin, teorik çizimi.


Evet, genin nerede olduğunu bulmak üzereyiz. Az kaldı.

Hücre bölünerek çoğalır. Yukarıdaki resimde gördüğünüz çekirdekçik, kromatin ipliğin yoğunlaşmış şeklidir. Bunlar hücre bölünmesi anında kısalıp, kalınlaşarak belirginleşir ve kromozom adını alırlar. Kromozom sıkışmış DNA’ dır. Görevleri, hücrenin yönetimini ve kalıtımı sağlamaktır. Her canlı türünde belli sayıda olup, zamanla değişmez.

Normal zamanda kromatin iplikçikleri halinde çekirdek içerisinde bulunan DNA, hücre bölünmesi sırasında sıkışarak kromozom şeklinde eşlenmiş hale gelir. Bir çizim ile anlatacak olursak:

Resim 2: Teorik bir canlı hücrenin, teorik bir kromozomunun teorik olarak çizimi ve DNA sarmalı.


DNA (Deoksiribo Nükleik Asit) : Tüm organizmalar ve bazı virüslerin canlılık işlevleri ve biyolojik gelişmeleri için gerekli olan genetik talimatları taşıyan bir nükleik asittir.

İşte bir organizmanın nasıl oluşup nasıl işleyeceğinin tüm bilgisi bu DNA zinciri içerisindedir. Gen ise sözlük anlamı ile,

Gen: Bir kromozomun belirli bir kısmını oluşturan dizidir. (Yani kromozom üzerinde bir bölgedir)


Resim 3: Gen(ler)in nerede olduğunun basit tarifi


Yani gen kromozomun ya da DNA zincirinin uzun ya da kısa olabilen bir parçasıdır ve her bir gen organizmanın oluşumu veya işleyişi ile ilgili bir bilgi taşır. Kimi zaman organizmanın belirli bir özelliğinin bilgisi tek bir gen tarafından belirlenirken kimi özellikler birden çok gen tarafından belirlenebilir.

İşte bu noktadan sonra işler daha da karmaşıklaşıyor. Bir genin, bir canlının hangi özelliklerini yönettiğini ya da bir özelliğin bilgisinin hangi genlerde olduğunu bilmek çok zor. Örneğin insanlarda göz rengi:

İnsanlarda Göz Renginin Genetik Durumu

“Önceleri bilim adamları insanın göz rengini sadece bir çift genin belirlediğini düşünüyorlardı. Dolayısıyla bu düşünceye göre kahverengi göz dominant (baskın), mavi ise resesif (çekinik) olarak tanımlanmıştı. Günümüzdeyse artık bu düşüncenin doğru olmadığı, göz rengini belirleyen mekanizmanın daha karışık olduğu ve en az üç farklı gen tarafından kontrol edildiğini biliniyor. Bu genlerden ikisi 15. kromozom (bey 1 ve bey 2 genleri) biri ise 19. kromozom (gey geni) üzerinde bulunuyor. Bey 1 geni kahverengi göz rengi koduna, bey 2 geni kahverengi ve mavi göz rengi kodlarına (kahverengi ve mavi aletler), gey geni ise mavi ve yeşil göz rengi kodlarına (mavi ve yeşil aleller) sahip.

Her ne kadar bu bilgiler mavi yeşil ve kahverengi göz renginin genetik geçişini açıklasa da, diğer göz renklerinin nasıl oluştuğunu veya mavi göz rengine sahip ebeveynlerden nasıl olup da kahverengi göz rengine sahip çocukların doğduğu açıklanamıyor. Bu da henüz daha kanıtlanamamış ve göz renginin belirlenmesi mekanizmasında görev yapan başka genlerin de olabileceği mesajını veriyor.”

Burada vurgulamak istediğim asıl nokta, bırakın bir bitkinin ya da hayvanın genetiği değiştirildiğinde üretebileceği bilinmez maddelerin ne olabileceğini tahmin etmeyi; bilim şu anda insan göz renginin bile nasıl oluştuğunu ve hangi genlerce nasıl yönetildiğini net olarak bilememektedir.

Evet şimdi GDO’ nun nasıl yapıldığı ve dolayısı ile ne sonuçlara yol açabileceğini aydınlatabiliriz:

GDO Nasıl Yapılır?

GDO yapmak için temelde 2 yöntem var. Daha sık kullanılan “Ti plazmid” yolu ile ve diğer, “gen bombardımanı”. Daha net anlatabilmek için bir çizime bakalım:

Resim 4: Bitkilerde GDO yapımı. [Kaynak: Mirkov (2003) / http://bch.cbd.int/cpb_art15/training/module1.shtml indirme (30.01.2012) Tercüme Hakan Ozan Erzincanlı]


1. Safha: İstenen genlerin bitki hücresine verilmesi

Ti plazmid (Agrobacterium) Metodu:

Burada özellikle patates bitki köklerinde tümör yaptığı bilinen ve bitki hücrelerine sahip olduğu Ti plazmid (tumor inducing plazmid) aracılığı ile gen aktarabilen “Agrobacterium tumefaciens” adlı bir toprak bakterisi kullanılır.

Plazmid: Bakteri sitoplazmalarında (hücre duvarı ile çekirdeği arasındaki kısım) bulunan ve kromozom gibi davranan DNA’lar. Plazmid, kendi kendini eşleyebilen, kromozomdan ayrı bir DNA parçasıdır. Tipik olarak dairesel ve çift sarmallıdır.

Bu Ti plazmide bitkiye aktarılmak istenen gen (örneğin ot ilaçlarına dayanıklılık geni. Böylece örneğin mısır bitkisi yetiştirilirken üretici, otlara ve mısır bitkilerine dilediği kadar ilaç atacak ancak GDO mısırlara bir şey olmazken otlar ölcektir), bunun yanı sıra belirli bir tip antibiyotiğe direnç geni eklenir. Bu Ti plazmid, Agrobacterium Tumaficens’ e konulur. Sonra bir besi ortamında bitki hücreleri ve Agrobacterium Tumaficens birlikte yaşatılır. Agrobacterium Tumaficens özelliği gereği bu tümör yapıcı plazmidi bu sırada bazı bitki hücrelerine aktarır.

Bundan sonrası iki metotta da aynı olmakla beraber bu aktarım bir de gen bombardımanı metodu ile yapılır.

Gen Bombardımanı (parçacık tabancası) Metodu

İçerisinde belirli bir tür antibiyatiğe dayanıklılık geni de içeren istenilen genlerin DNA kodu ile kaplanmış parçacıklar (bunlar özel enzimlerle, örneğin Bacillus thuringiensis bakterisinden, alınır. Bu gen mısır iç kurduna zehir üretme bilgisini taşıyan DNA kodudur ve bu tip GDO’ lu mısırlara bakteri adının ilk harfleri eklenerek “Bt mısır” deniyor) bitki hücrelerine bir parçacık tabancası ile püskürtülür. Yani bu DNA parçaları bitki hücrelerine bombardıman yapılır.

2. Safha: İstenen genleri DNA’ sına eklemiş hücrelerin tespiti ve ayrıştırılması

Çizimde detayı verilmemiş olmasına karşın istenen gen parçacığının eklenmiş olduğu hücreleri tespit için hücreler antibiyotik ile muamele edilir. Genlerine antibiyotiğe direnç geni de içeren genleri almış olan bitki hücreleri yaşarken, genleri değişmemiş olan bitki hücreleri ölür. Canlı kalan hücreler ayrılarak alınır.

3. Safha: Seçilmiş hücrelerin çoğaltılması

Bu aşamada çeşitli besin ve hormonlarla bitki hücreleri yapay ortamda çoğaltılır ve kallus elde edilir. Kallus, organize olmamış parankinma hücrelerinin kitlesel yapısıdır. (örneğin ağaçların yaralanan kısımlarında yarayı kapatmak için oluşan kısımlar kallustur.)

4. Safha: Kallustan köklü filizcikler elde edilmesi

Kallusa önce kök geliştirici ve ardından yaprak geliştirici bir hormon verilir. Böylece filizcikler elde edilir. Bu aşamada totipotensi ilkesi çalışır. İnternette iyi bir tanım bulamadığım için tanımını ben yapayım:

Totipotensi: Tek bir hücrenin, sahip olduğu DNA bilgisi sayesinde tam bir organizma meydana getirebilme potansiyeli.

5. Safha: Köklü filizciklerden bitki elde edilmesi

Bu aşamada köklü filizcikler büyütülür ve zamanla toprağa aktarılır. Böylece genetiği değiştirilmiş bir organizma olan bitki oluşmuştur. Artık, örneğin bir Bt mısır ise,  bu bitkiyi yemeye çalışan mısır iç kurtları ölecektir. Çünkü bu bitkiye, aslında Bacillus thuringiensis bakterisinin sahip olduğu mısır iç kurduna zehir üretme yeteneği insan tarafından bahşedilmiştir. (Ve bu yeteneğe sahip bitki artık, bu çalışmaya yatırım  yapmış olan firmanındır.)

Peki GDO’ nun Tüketene Etkisi Ne Olabilir?

Tüm bu yukarıdakileri okuduysanız artık siz de bu konuda bir uzman sayılırsınız ve şimdi açıklayacağım kısımlar umarım daha kolay anlaşılır olacaktır.

Yukarıda insan göz renginin nasıl ve hangi mekanizmalarla oluştuğunun tam olarak bilinememesi (ve uzun süre tam olarak bilinmesinin mümkün olamaması, bilinse bile “tüm mekanizmadan” emin olmanın çok zor olması) gibi;

    1- Bir bitki veya hayvanın da bir kromozomunda bir bölgenin değiştirilmesi sonucunda “o organizma ne üretir ya da önceden ürettiği neyi üretmeyi keser?” sorularının cevabını yanıtlamak çok çok zordur.

2- Genetiği değiştirilmiş organizma daha önce hiç bilinmeyen ve bir ihtimal doğada hiç var olmamış yeni maddeler (proteinler) üretebilir. Bunların özellikle uzun dönemde bu canlıları yiyenlerde ne gibi etkilere yol açacağını bulmak çok çok zor ve zaman alıcıdır.

    3- GDO (transgenik) gıdaların özellikle tüketenin sağlığına zararlı etkilerinin olup olmadığını anlamak için risk analizleri yapılmaktadır. Ancak iyi bir risk analizi yapabilmek için metottan ziyade gerekli en önemli bilgi, olası etkilerdir. Örneğin 20 kromozomunda 50.000 gen içeren 2,5 milyar baz taşıyan mısır DNA’ sının bu genler aracılığı ile tam olarak neler ürettiğini (insan gözü örneğinde görüldüğü gibi bazı özellikler birden çok genin birbiri ile etkileşimi ile ortaya çıkar), bu genlerin korelasyonu ile neler üretebileceğini, genlerin yeri ve yapısında yapılacak yapay bir değişikliğin ne gibi sonuçlara yol açacağını bilmek mümkün müdür? Bu bilinse bile bundan emin olmak çok ama çok zor olacaktır. Çünkü bu bahsettiğimiz 50.000 gen içeren mısır da çalışmadan çalışmaya farklı çeşitlerde olduğundan (yani farklı mısır türleri ile GDO çalışmaları yapıldığından), ortaya akıl almaz bir olasılıklar listesi çıkacaktır ve bu olasılıkları tam olarak bilmeden, yetkin bir risk değerlendirmesi yapılamaz. Çıkan sonuçlardan bilimsel açıdan, istatistiki güvenilirlik payları ile bile emin olunamaz.

Durum Bu iken Neden Israrla GDO Yapılıyor?

Bence şu sebeplerden GDO yapılıyor:

    1- Yukarıda anlattığım bu teknik bilgileri elde edecek teknolojik seviyeye ulaşmak büyük masraflara sebep olur. Temel olarak bilimciler, yapılan bu çalışmaların dünyaya ve insanlığa faydalı olduğuna önceleri kendileri ikna olur (yoksa meslekleri ve kendileri işlevsiz kalacaktır) ve sonra bu çalışmalar için finans desteği sağlayacak kurumları, şirketleri sonrasında beraberce hükümetleri ikna ederler. Bilimciler çalışmalarına para bulamazlarsa bu konuda gelişme olmaz (ya da finans kaynakları bulundukça, yavaş yavaş olur), bilim hazla ilerlemez ve bu bilimcilerin bildikleri bu kadar bilgi ve emek boşa gider. Ayrıca bilimciler bu yavaş giden gelişmeleri bekleyecek kadar sabırlı değillerdir. Bulunacak bu ilginç şeyler onlar hayattayken kendileri tarafından bulunmalı ve isimleri tarihe geçmelidir.

Öğrendiğiniz bir bilgiyi kullanmamanın bedeli var. Örneğin ben biyoteknoloji yüksek lisansı yaptım. Ancak GDO’ nun zararlı olduğunu ve asla yapılmaması gerektiğini düşünüyorum. Bu sebeple bu konuda çalışıp gelir elde etmekten feragat etmeyi göze almak zorundayım. Doğruları savunmak kolay değil…

  2- Bir firma bir mısıra sahip olamaz normalde. Örneğin A firması çıkıp da “xx mısırı” benimdir. Ben izin vermedikçe kimse bu mısırı ekemez, dikemez. Ancak benden satın aldıklarınızı ekip, dikebilirsiniz” diyemez. Derse saçma olur çünkü o mısır insanlığın hatta dünyanın hatta evrenin ortak mirasıdır. Ancak ilgili firma bu mısırın genlerini belirli bir yatırım yapıp da doğada asla var olamayacak şekilde değiştirirse bu mısırı sahiplenebilir. Evet genlerin 50.000′ de 1′ ini değiştirse de yeni mısır varyetesini sahiplenerek patentleyebilir ve bunun alımı-satımı ile ilgili tüm gelirlere talip olabilir.

Bu iki maddeden ötesi (GDO’ ların açlığa çare olacağı, verimi arttırdığı, daha sağlıklı gıdalar üretilmesine sebep olabileceği) firmaların ve bilimcilerin olası gelirlerini kaybetmemek için buldukları çeşitlemelerdir ve tümü kolayca çürütülebilir.

Sonsöz

GDO’ nun zararları ile ilgili soru geldiği zaman, cevabı yeteri kadar verebilmek için bu işin içeriğini de detaylı anlamak, anlatmak gerekiyor. Yoksa dinleyicilerin, uzmanlar grubu karşısında sürekli bir sorular yumağı içerisinde kafası karışıyor. Söz konusu bilgi eksikliği boşluğundan faydalanan konuşmacılar da nereden tutarlarsa istedikleri gibi konuyu anlatıyorlar.

Bu yazıda GDO yapım safhalarının sonuna kadar olan kısım (insan gözünün kalıtımı ile ilgili yaptığım kısa yorum hariç) tamamen yorumlarımı içermeyen bilimsel bilgidir. Burayı okuyarak GDO’ nun ne olduğunu, ne gibi etkileri olabileceğini kendiniz değerlendirebilir; uzmanlara soru sorarken bu bilgilerden faydalanabilirsiniz.

İnanılamaz bir karmaşa içerisinde akıl almaz bir düzen sağlayan DNA’ ya, insanların zorla ve hile ile müdahalesinin son bulması dileğimle…

Yazı kategorisi: Diger Konular, GDO - Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar, GDO - Nedir ?, GENEL KONULAR | » yorum bırak;

Dikkat sentetik et geliyor

Posted by Site - Yönetici Şubat 20, 2012

Dikkat sentetik et geliyor

Sentetik bir hayat vadeden batı kültürü şimdide de sentetik/yapay et icat etti. Hollandalı geliştirilen yapay etten üretilen hamburgerinin Ekim ayına dek hazır olacağını söyledi.

Kimliği açıklanmayan bir kişinin bağışıyla üretilen ve 250 bin euroya mal olan sentetik etin, büyükbaş hayvanlardaki kök hücreler kullanılarak elde edildiği açıklandı.

Hollanda’daki Maastricht Üniversitesi’nden Doktor Mark Post, projenin ardındaki ismin, Ekim ayında dünyaca ünlü şef Heston Blumenthal tarafından pişirilecek eti ilk hangi ünlünün tadacağına henüz karar vermediğini anlattı.

Dünyada ete olan talebin 2050 yılında ikiye katlanması bekleniyor.

Et üretimi için hayvancılık sektörü, dünyadaki tarımsal arazinin yüzde 70′ini kullanıyor.

Çiftlik hayvanları var hayvancılığın küresel ısınmaya etki ettiği belirtiliyor.

Uzmanlar, sentetik et sayesinde et ticaretinin çevreye verdiği zararın en aza indirgeneceği yolunda umutlarını dile getirdi. Bilimadamları laboratuvarda üretilecek etlerin çok daha sağlıklı olabileceğini, bakteri riskinin azalacağını savunuyor.

Ama kimi çevreler -Frankeştayn tarzı- diye tanımlayan sentetik eti, doğal olmayan bir gıda olduğu gerekçesiyle eleştiriyor. (bbc)

DEĞİŞEN BİR ŞEY OLMAYACAK

Günümüzde etler hayvanlardan elde eidlse de besin değeri olmayan sentetik etlerden ne farkı var ki? Üstelik antibiyorik ve hormonlarda cabası…
.

Yazı kategorisi: Diger Konular, GENEL KONULAR | 1 Yorum »

Karahindiba çayı kanseri yendi!

Posted by Site - Yönetici Şubat 17, 2012

Karahindiba çayı kanseri yendi!

Windsor Üniversitesi Onkoloji Servisi bilimadamları tedavisinden umut kesilerek evine gönderilen 72 yaşındaki bir hastanın karahindiba bitkisinin çayıyla kanseri tedavi etmeyi başardı…

Kanada’nın Windsor kentinde biliminsanları, halk arasında karahindiba olarak bilinen bitkinin çayı ile kronik miyelomonositik kan kanseri hastasını iyileştirmeyi başardılar.

Kanser hastaları için umut verici çalışma, Windsor Üniversitesi Onkoloji Servisi bilimadamları ve Windsor Bölgesel Kanser Merkezi ekiplerince ortaklaşa yürütülüyor.

Konuyla ilgili bilgi veren Dr. Caroline Hamm, karahindiba kökü ekstresinin eşsiz bir bitki olduğunu belirterek, bununla tedavisinden umut kesilerek evine gönderilen 72 yaşındaki bir hastanın iyileştiğini anlattı.

John DiCarlio isimli hastanın, 3 yıl süren yoğun lösemi tedavisinin ardından, yapılacak birşey kalmadığı için, kalan ömrünü ailesi ile birlikte geçirmesi için evine gönderildiğini belirten Dr. Caroline Hamm, “laboratuvarda hazırlanan karahindiba ekstresini, John;un evine götürüp çay olarak hazırladık.

Kendisine de nasıl hazırlayacağını öğreterek, bittikçe yenilerini verdik. 4 ay sonra kanser değerlerinde iyileşme saptadık. Aradan geçen 3 yılın ardından John, tamamen iyileşti” dedi.

Karahindiba kökü çayının, herkeste aynı etkiyi göstermediğine dikkati çeken Dr. Hamm, her hastanın ihtiyacı olan dozun belirlenmesinin önemli olduğunu ve buna yoğunlaştıklarını ifade etti.

Doktor tedavisi ve kontrolü altında olan, kemoterapi ya da düzenli ilaç kullanan kanser hastalarının, doktorlarına danışmadan bu çayı kullanmamalarını isteyen Dr. Caroline Hamm, bilim heyetinin Kanada Sağlık Bakanlığına ekstre ile ilgili yasal müracaatları yaptığını, bunun kabul edilmesi halinde klinik çalışmaların en az 21 hasta üzerinde başlayacağını söyledi.

Caroline Hamm, 6 ila 8 ay sürecek olan birinci aşamanın ardından, karahindiba kökü çayının hangi kanser türlerine ne oranda iyi geldiğinin belirleneceğini anlattı.

Yazı kategorisi: Diger Konular, GENEL KONULAR | » yorum bırak;

GDO – Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar

Posted by Site - Yönetici Şubat 16, 2012

GDO – Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar

Yazı kategorisi: Diger Konular, GDO - Nedir ?, GENEL KONULAR | Etiketler: | » yorum bırak;

Domates Ağacı ( Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar )

Posted by Site - Yönetici Şubat 13, 2012

Domates Ağacı ( Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar )

Çin’in doğusudaki Shandong eyaleti Shouguang düzenlenen uluslararası sebzecilik bilim-teknik fuarında yılda 3 bin ton ürün veren domates ağacı tanıtıldı.

Yazı kategorisi: Diger Konular, GDO - Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar, GENEL KONULAR | » yorum bırak;

ZAYIFLAMAK !

Posted by Site - Yönetici Şubat 11, 2012

ZAYIFLAMAK !

Açıklama : Bu bölümde tavsiye edilen sifalı bitkilerden, aç karına sabah, öğle, aksam, yatarken, çay gibi demletilir, 2 – 3 bardak çam balı ile içilir. Öğütülür çam balı ile macun yapılır, 1 – 2 tatlı kasığı yenir, Damıtılmıs bitki suyu birer su bardağı içilir. 10 gram bitki yağı, 90 gram damıtılmıs bitki suyu, bal ile tatlandırılır çalkalanır 1 çay bardağı hülasa olarak içilir. Çam balı tercih edilmelidir. Az yemek, çok çiğnemek, eksi seyler yemek içmek, yünlü giyinmek, aç olarak banyoda çok durmak, spor yapmak, çok çalısmak, kum üzerinde uyumak, terlemek, ishal yapan seyleri, çok kullanmak gerekmektedir. Ayrıca, lahana, tere, soğan, marul, hıyar – salatalık, turp, domates, yer elması, maydanoz gibi sebzeler karıstırılarak salata yapılır, limon, zeytin yağı ilave edilir. Yemeklerden 15 dakika Önce yenirse, damarları açar, kanı çoğaltır, kanı temizler, kandaki yağları eriterek insanı zayıflatır.
Ada çayı : Demletilir balla içilir. Dikkat! Çok miktarda alınırsa zehirleyebilir.
Adi marrup : Çayı ve suyu içilir.
Akgünlük sakızı : Macunu yenir. Suyu ve hülasası içilir. Yağı kullanılır.
Amber ağacı : Fazla içilirse zayıflatır.
Ardıç tohumu (siyah) : Macunu yenir. Çayı, suyu ve hülasası içilir. Yağı kullanılır.
Armut : Yenir. Surubu içilir. Çekirdeğinin çayı ve suyu içilir.
Arpa : Ekmeği yenir. Unlu ve sekerli seyler azaltılmalı.
At kestanesi : Bir su bardağı kaynar suya 10 gram toz konur. Hafif ateste yarım saat karıstırılır. Sabah aksam birer çorba kasığı balla içilir.
At kuyruğu (kırk kilit) : Çayı ve suyu içilir.
Ayrık otu : 20 gram kök bir litre suda haslanırken, içine limon katılarak çay gibi içilir. Suyu ile lavman yapılır.. 4 gram kadar meskteki ayrık suyu ile içilir
Ayva : Surubu içilir.
Badem ve yağı : Sabah aç karnına 1 yemek kasığı içilir.
Bakla : Baklanın 15 gram çiçeği bir litre suda haslanır, bir kaç kasık içilir.
Bal : Yenir, sifalı bitkilerle macun yapılır, Serbeti içilir. Merhem gibi sürülür.
Bezelye : Yenir. Lapası sarılır.
Biberiye (kusdili) : Çayı ve suyu içilir.
Burçak : Çayı ve suyu içilir.
Civan perçemi (akbaslı) : Tazesinin çayı ve suyu içilir.
Çam : Tomurcukları kaynatılıp içilir.
Çitlembik : Tohumlarının çayı ve suyu içilir..
Çörek otu : Macunu yenir. 5 gram yağı içilir. 5 gram su ile yutulur. Yağı kullanılır.
Deniz köpüğü : Sirke ile hamur yapılır vücuda sürülür. veya çok az deniz köpüğü sandaloz sakızı ile içilir, üzerine erik hosafı veya kitre yutulur. sesi bozmaması için.
Deve dikeni : 20 gram sirke içinde, 12 gramı kaynatılır, 20 gün sonra içilir.
Disotu (kürdan otu) : Tohumları ve yaprakları kaynatılarak içilir.
Domates : Yenir. Salatası yapılır aç karına suyu içilir.
Elma : Yenir. Suyu ve surubu içilir.
Enginar : Suyu içilir.
Fener çiçeği : Çayı ve suyu içilir.
Funda : Çayı ve suyu içilir.
Giyim : Elbiseler mevsime uygun rahat ve temiz olmalı. Sık sık değistirilmeli.
Gökçe (ökse – burç) : Macunu yenir. Çayı ve suyu içilir.
Greyfurt (ağaç kavunu) : 2 tanesi, 3 limon kabukları ile beraber ince ince doğranır, 1 litre su ilave edilir 15 dakika kaynatılır, 1 çay bardağı çam balı ile içilir.
Hardal (siyah) : Macunu yenir. Hülasası içilir. Yağı kullanılır.
Hareketler : Hareketlerde asırılık olmamalı, düzenli hareket etmeli, yapacağı ise kendini hazırlamalı. Her seyde ani değisiklik olmamalı. Temiz yerlerde gezmeli. Erken yatıp erken kalkmalı. Ilık dus yapmalı, cildi tahris edici seyler kullanmamalı. Kabız olmamalı, Disler sağlıklı olmalı. Unutkanlık ve bunama olmaması için, zihin çalıstırıcı mesguliyetler bulmalı.
Hatmi çiçeği (gülhatmi) : Tohumu çay gibi demletilir balla içilir.
Havuç : Taze çıkarılmıs suyu içilir.
Helile (kara ve sarı) : Macunu yenir. Çayı ve suyu içilir.
Hıyar (salatalık) : Yemeklerden 15 dakika önce çiğ veya salata içinde yenir.
Hint sümbülü (Mekke ayrığı) : Fazla sismanlar içerlerse zayıflatır.
Hünnap : Kekik suyu ile kaynatılarak içilir.
Hüsnü Yusuf (kır karanfili) : Kaynatılarak içilir.
Ihlamur : Macunu yenir. Çayı ve suyu içilir.
Isırgan otu ve tohumu : Macunu yenir. Çayı ve suyu içilir.
Ispanak : Çiğ olarak marul salatasının içinde yenir. Yemeği yenir ve kaynatılarak içilir.
İçecekler : Çay, kahve, kakao, sigara ve içki içmek zararlıdır.
İncir : Tohumları ve yaprakları kaynatılarak içilir.
Kantaron (sarı) : Macunu yenir. Çayı, suyu ve hülasası içilir. Yağı kullanılır.
Kara lahana : Aç karına salatası yenir,
Karabas lavanta çiçeği : Macunu yenir. Çayı, suyu ve hülasası içilir. Yağı kullanılır.
Karabiber : Koyun sütü ile içilir. Komposto içine konur.
Karpuz : Yemeklerden önce yenir.
Kavun : Aç karına yenir.
Kayısı : Kaynatılarak içilir.
Kekik : Macunu yenir. Çayı, suyu ve hülasası içilir. Yağı kullanılır.
Kepek : Yemeklerden önce iki çorba kasığı su ile karıstırılarak alınmalıdır.
Kereviz : 2 adet doğranır, 1 litre suda 15 dakika kaynatılır, süzülür, üzerine 1 su bardağı domates suyu 1 su bardağı havuç suyu konur, yemeklerden 2 saat sonra birer su bardağı içilir.
Keten tohumu : 4 gram kaynatılarak içilir.
Kına : Macunu yenir.
Kısa mahmut (dalak otu) : Tohumlarının çayı ve suyu içilir..
Kusburnu (yabani gül) : Macunu yenir. Çayı ve suyu içilir.
Lahana : Aç karına suyu içilir. salata olarak yenir. Çorbası içilir.
Limon : Yenir veya Suyu içilir. Ayrıca 6 hafta her gün su tertip uygulanır.
1 – 1 kahve fincanı limon suyu, aynı miktar su, 1kahve kasığı Balla içilir. :
2 – 1 çay bardağı limon suyu, aynı miktar su, 1kahve kasığı balla içilir. :
3 – 1 su bardağı limon suyu, aynı miktar su, 1kahve kasığı balla içilir. :
4 – 1 çay bardağı limon suyu, aynı miktar su, 1kahve kasığı balla içilir. :
5 - bir buçuk fincan limon suyu, aynı miktar su, 1kahve kasığı balla içilir. :
6 – 1 fincan limon suyu, aynı miktar su, 1kahve kasığı balla içilir. :
Marul : Yenir. Aç karına salatası veya çiğ olarak yenir, Tohumu ve yağı da kullanılır.
Maydanoz : Bol miktarda çiğ olarak yenir. Tohumları ve yaprakları kaynatılarak içilir.
Meyan kökü : Macunu yenir. Çayı, suyu ve surubu içilir.
Meyve : Yemeklerden önce yenmeli. Soğuk su azaltılmalı, meyve yenmeli.
Mısır : Püskülü bir litre suda kaynatılıp içilir. Mısır özü hülasası içilir. Yağı sürülür.
Muz : Yenir.
Nane : Macunu yenir. Çayı, suyu ve hülasası içilir. Yağı kullanılır.
Nohut : Kaynatılır suyu içilir
Oğulotu (melisa) : Macunu yenir. Çayı, suyu ve hülasası içilir. Yağı kullanılır.
Okaliptüs (sıtma ağacı) : Çayı ve suyu içilir. Yağı kullanılır.
Ödağacı (udi hindi) : 3 gram tozu bir fincan zeytinyağı içine konur. Sabahları aç karna içilir.
Papatya : Macunu yenir. Çayı, suyu ve hülasası içilir. Yağı kullanılır.
Patates : Yarım saat kaynatılır aç karına limon ilavesiyle bir fincan içilir.
Patlıcan : Közde pisirilir kabukları soyulur salatası yapılır limon ve zeytin yağı ilave edilir yemeklerden 15 dakika Önce yenir.
Pekmez : Arpa suyu ile içilir.
Pırasa : Çiğ olarak yenir. Suyu içilir.
Portakal : Yenir, suyu içilir. Yağı balla serbet yapılır.
Rezene : Macunu yenir. Çayı, suyu ve hülasası içilir. Yağı kullanılır.
Salata yemeği : Lahana, tere, soğan, marul, Hıyar (salatalık), turp, domates, yer elması, maydanoz karıstırılarak salata yapılır limon, Zeytin yağı ilave edilir. Yemeklerden 15 dakika Önce yenir. Bunlar kanı temizler, kandaki yağları eritir, damarları açar, hazmı kolaylastırır.
Salkım söğüt : Yaprağının külü sirke ile karıstırılıp sürülür.
Sandaloz sakızı : Sirke ve bal ile karıstırılır sıcak su ile içilir. veya kitre ile yutulur.
Sarımsak : Kokusunu gidermek için, sirkenin içinde bekletilerek yenir.
Sebze : Mevsimine göre sebze yemeğine ağırlık verilmeli. Salatası da yenir.
Selvi (servi ağacı) : 10 – 15 gram kozalak 90 derecelik ispirtonun içinde bir hafta bırakılır süzüldükten sonra her sabah 10 – 15 damla içilir.
Semiz otu : Demletilir balla içilir.
Sığır kuyruğu : Çiçekleri ve ufak yaprakları çay gibi içilir.
Sinameki : Macunu yenir. Çayı ve suyu içilir.
Sinir otu : Çayı ve suyu içilir.
Sirke : İçilir.
Soğan : Bol miktarda yenir. Suyu içilir. Salatada kullanılır.
Söğüt (aksöğüt) : 20 gram yaprağı, 5 gram nane, 10 gram papatya, 50 gram civan perçeminin çayı ve suyu içilir.
Süt : Kesiği üzerine, Zeytin ve yağı ve maydanoz konur 3 öğün yenir.
Sahtere otu : 10 gram bir su bardağı suda hafif ateste yarım saat ısıtılır. Süzüldükten sonra içilir. Günde üç kez tekrarlanır. Dikkat! Çok miktarda alınırsa zehirleyebilir.
Salgam : Yenir, suyu içilir.
Seker : Eritilmis tereyağı ile sıcak olarak içilir.
Tarçın (Çin tarçını) : Çayı ve suyu içilir.
Tere otu ve tohumu : Macunu yenir. Çayı ve suyu içilir.
Tere yağı : Sekerle yutulur.
Turp : Salatası yenir. Suyu içilir.
Turunç : Serbeti içilir.
Tütün : Serbeti içilir.
Üzerlik tohumu : Macunu yenir. Çayı ve suyu içilir.
Üzüm : Yenir. Suyu içilir.
Yavsanotu (yarpuz – filiskin) : Demletilir ve çam balı ile içilir.
Yer elması : Yemeklerden 15 dakika önce çiğ veya salata gibi yenir.
Yer kestanesi : 8 gram kaynatıp 15 gün içilir.
Yulaf : Yenir ve samanından çay yapılarak içilir. Bir su bardağı suya bir tatlı kasığı unundan konur orta ateste pisirilir ve içilir.
Yumurta : Rafadan yapılır aç karnına birer defa içilir.
Zeytin ve yağı : Zeytin yağı kaynatılır içine seker ilave edilir gece sıcak su ile bir fincan içilir.

.

Yazı kategorisi: Diger Konular, GENEL KONULAR, Şifalı Bitkiler | 1 Yorum »

ORGANİK UN – SU DEĞİRMENİ – UN DEĞİRMENİ

Posted by Site - Yönetici Şubat 10, 2012

ORGANİK UN – SU DEĞİRMENİ – UN DEĞİRMENİ

Yazı kategorisi: Diger Konular, GENEL KONULAR | Etiketler: | » yorum bırak;

Süt, ekmek, yoğurt ve tavuk kanusunda gerçekler.

Posted by Site - Yönetici Şubat 8, 2012

Süt, ekmek, yoğurt ve tavuk kanusunda gerçekler.

Yazı kategorisi: Diger Konular, GENEL KONULAR | » yorum bırak;

İsrail’den şimdi de siyah domates garabeti

Posted by Site - Yönetici Şubat 3, 2012

 

İsrail’den şimdi de siyah domates garabeti

Basın yayın organlarında İsrail’in domatesin rengini değiştirip dünya pazarına ‘siyah domates’ adıyla sunmaya başladı. Kimi çevrelerin öve öve bitirmediği ürünün önümüzdeki yıl Türkiye pazarlarında da yer alacağı iddia ediliyor.

İsrail rengarenk havuçlar ve kırmızı limondan sonra şimdi de domatesin genetiğiyle oynayarak rengini siyahlaştırıp ‘siyah domates’ tohumlarını dünya piyasasına arz etti.

Basında yer alan habererlere göre siyah domateslerin siyah rengini yaban mersinden alınan pigment vasıtasıyla elde edilmiş. Fıtratı bozulan domatesler ek miktar C vitamini ve antioksidanlar içerdiği iddiasıyla pazarlanıyor. İsrail’in buluş olarak nitelediği bu GDO’lu ürünleri Şubat başında açılacak Uluslararası Tarım Fuarı’nda tanıtacağı öğrenildi.

Rusya basınında yer alan habere göre GDO’lu domateslerin 2012 yaz sezonunda aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ülkelerde ekilecekmiş.

.

 

Yazı kategorisi: Diger Konular, GDO - Nedir ?, GENEL KONULAR | Etiketler: | 1 Yorum »

 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 50 other followers