Yazan: Site - Yönetici Ekim 9, 2009

GMO
Biraz uzun bir yazı , ama okumanızı tavsiye ederim.
TORUNLARIMIZ KUYRUKLU YA DA YÜZGEÇLİ OLURSA !
Genetiği değiştirilmiş ürünlerin, zamanla insanlarda ne tür etkiler oluşturacağını gösteren sağlıklı hiçbir test yapılmamıştır. Tükettiğimiz akrep, balık, domuz veya insan geni taşıyan domates ya da patates acaba bizim genlerimize ne gibi etki yapabilir? Mesela torunlarımız kuyruklu veya yüzgeçli doğar mı?
Haber Ajanda, Aralık 2006
KONTROL EDİLEBİLİR BİR NESİL Mİ YETİŞİYOR?
Esra DURU
e.duru@haberajanda.com
Haber Ajanda Dergisi. YIL 1 SAYI 9, ARALIK 2006
Genetiği değiştirilmiş ürünlerin, zamanla insanlarda ne tür etkiler oluşturacağını gösteren sağlıklı hiçbir test yapılmamıştır. Tükettiğimiz akrep, balık, domuz veya insan geni taşıyan domates ya da patates acaba bizim genlerimize ne gibi etki yapabilir? Mesela torunlarımız kuyruklu veya yüzgeçli doğar mı?
***
Bir kere değiştirilmiş bir geni, eski haline döndürmek artık imkânsızdır. Doğadaki akrabalarından çok daha güçlü hale gelen GMO’lar, akrabalarını doğal ekolojik sistemin dışına itebileceği gibi onları tamamen yok da edebilir ya da gıda zincirine dâhil olarak tamamen beklenmedik ve öngörülemeyen yeni formlara neden olabilir. Böyle bir felaket, atom faciasından bile daha korkunç sonuçlar doğurabilir.
***
Belirli tip hücreleri yok eden genler belirli bir grubu veya belirtiyi de hedef alabilir’ Örneğin göz veya ten rengi, saç yapısı, ırk, din veya diğer bir özelliğe yönlendirilmiş olabilir. GMO, korkunç bir kitle imha silahına dönüşebileceği gibi, insan, hayvan, bitki ve mikroorganizmaların kitlesel yönetimini sağlayan bir makine halini de alabilir.
***
Gen teknolojisi veya nanoteknoloji yöntemleriyle elde edilen ilaçlar, genetiği değiştirilmiş vitaminler ve şifalı otlar, gen teknolojisinin veya nanoteknolojinin kullanıldığı tedavi yöntemleri, farkında olmasak da DNA moleküllerimiz içinde kalıcı bir değişimi başlatıyor. Bizi insan türünden çıkartarak tamamen başka tür varlıklara dönüştürmüş oluyor.
KÖPEKBALIĞI GENLİ DOMATES, AKREP GENLİ PATATES TÜKETİYORUZ’ GENETİK BOMBALAR MI YİYORUZ? DEĞİŞTİRDİĞİMİZ GENLERİ KONTROL EDEMEZSEK! TORUNLARIMIZ KUYRUKLUYA DA YÜZGEÇLİ OLURSA’
KONTROL EDİLEBİLİR BİR NESİL Mİ YETİŞİYOR?
Geçtiğimiz ay Meclis’ten geçen ‘Tohumculuk Yasası’ birçok tartışmayı da beraberinde getirdi. Bu tartışmalar sırasında konunun uzman isimleri, kamuoyunun dikkatini GDO’lu ürünlerle ilgili soru işaretlerine çekti. Günlük hayatta, diktiğimiz salatalıktan ya da domatesten neden tohum alamadığımıza kafa yorarken, bunun aslında daha ciddi birtakım sonuçlar doğurabileceğini pek de düşünmemiştik. Yeni yasanın, Türkiye’ye girişine ve ekimine izin verdiği ‘Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar’ın (GDO, İngilizcesi GMO); kısırlığa, alerjik reaksiyonlara ve antibiyotik dayanıklılığa neden olduğu söyleniyor. Ayrıca farklı genlerle birtakım özellikler kazandırılan ürünlerin, bunlarla insan vücudunda başka ne gibi etkilere yol açabileceği de bilinmiyor.
Özbekistan’ın sürgündeki muhalif lideri Muhammed Salih’in biyolog eşi Dr. Aydın Salih, GMO’ların hayatımızı ne kadar kuşattığını ve olası etkileriyle ilgili iddiaları HABER AJANDA için değerlendirdi. Salih, transfer edilen genlerin daha sonra insan vücudunda yol açabilecekleri zararların yanı sıra örneğin belirli bir ırka has özelliklerle savaşmaya yönelik kullanılabileceğini de ifade etti.
Tarım Bakanlığı ise, GDO’ların insan ve hayvan sağlığına zararlı olduğuna dair herhangi bir bulguya henüz rastlanamadığına, ancak bu ürünlerin üretime girmesinden bu yana geçen sürenin, bir sorunun varlığının tespiti için kısa olduğuna vurgu yaptı.
Doğalın yerini çoktan GMO’lar aldı
- Sayın Salih, GMO nedir?
- Ülkeye çoktan girmiş olan GMO’nun ne olduğunu halk bilmiyor ve tehlikelerinin de farkında değil. İngilizcesi, ‘Genetically Modified Organisms’ olan tabir ‘Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar’ (GMO) olarak çevrilebilir. Bu teknoloji, tek bir gen veya gen gruplarının eklenmesi, çıkarılması, yapısının değiştirilmesi veya türler arasında karşılıklı değiştirilmesini kapsar. Genetik mühendisliği (GM) ürünü olan bu tip ürünlerin oluşumu, doğal ortamda birbirleri ile ilişkileri olmayan organizmaların genlerinin değiştirilmesi veya transferi ile gerçekleşir. Transfer edilen genler mikrop geni, virüs geni, bitki geni, hayvan geni hatta insan geni olabilmektedir. Bir organizmanın belirli genlerini, diğer bir organizmaya nakletme manipülasyonları sonucunda ‘genetik taşıyıcı’ tamamen yeni bir şekil alır. Gereken genlerin kombinasyonu yapılarak, istenilen renk, tat, koku, şekil, sertlik veya yumuşaklıkta bir ürün elde edilebilir.
- GMO’lar hangi yiyeceklerde kullanılıyor?
- Günümüzde neredeyse her hazır yiyecek ve içecekte GM katkılarının en az birkaçı katkı maddesi olarak kullanılıyor. Modifiye soya lesitini, aromalar, glikoz, fruktoz, nişasta, maltodekstrin, karamel, riboflavin ve diğer E endeksi adı altındaki transgen katkı maddeleri, aspartam, àspasvit, aspamiks vs. örnek olarak verilebilir.
- GMO’ların girdiği başka ürünler var mı?
- Tüketicinin tarımda kullanılan GMO tohumlarının miktarından da hiç haberi yok. Halbuki doğalın yerini çoktan GMO almış durumda. Pamuk, buğday, pirinç, soya, mısır, ayçiçeği, şeker pancarı, patates, ıspanak, soğan, sarımsak, karpuz, elma ve kavun gibi birçok gıdanın üretiminde GMO tohumları yaygın olarak kullanılıyor. Tabii listeye bir de bu meyve ve sebzeden elde edilen ürünleri katmanız gerekecek. Yani şeker, un, yağ, parfüm, temizlik malzemeleri, boya, kumaş, gübre vs’
Transfer ettiğimiz genler kontrolden çıkarsa
- Ürünlerin genetiği nasıl değiştiriliyor ve bunda amaç nedir?
- Genetik mühendislik, oluşturduğu organizmalarda, bizim ‘transgen’ dediğimiz ve asla insan yiyeceği kaynağı olmayan materyalleri kullanarak doğal/temel besinlerimizi değiştiriyor. Domatesi soğuğa daha dayanıklı hale getirebilmek için köpekbalığı geni nakledilirken, patatese de, ona zarar veren böceklerden kurtarmak için akrep geni naklediliyor. Bazı bitkilere ise bağışıklık sisteminden sorumlu olan insan geni naklediyorlar. Transgenlerin, yani genetiği değiştirilmiş ürünlerin zaman içerisinde ne gibi etki doğuracağını anlamamızı sağlayacak uzun süreli hiçbir test yapılmamıştır. Tükettiğimiz akrep, balık, domuz veya insan geni taşıyan domates ya da patates acaba bizim genlerimize ne gibi etki yapabilir? Mesela torunlarımız kuyruklu veya yüzgeçli olur mu? Transfer edilen bu genlerin (transgenler) yeni ortamlarında bulunan komşu genlerle ne gibi etkileşime girecekleri, dayanıklılık dereceleri, stabil kalıp kalamadıkları ya da yeni yerlerini terk ederek göç edip etmeyecekleri bilinmiyor. Bir bitkiden diğerine ya da gübreden toprak bakterilerine, ardından da sayısız değişik organizmaya geçiş yapabilir mi bu genler? Mesela yenen bir meyveden bağırsak bakterisine, oradan kan hücrelerine, kan hücresi ile de organlara ya da hamile bir kadının çocuğuna göç etme olasılığı nedir bu genlerin?
- GMO’lar insan vücudunda nelere yol açıyor?
- Kanser hastalıklarına, kısırlığa, alerjiye yol açabildiği gibi, yeni doğmuş bebeklerde hastalık ve ölüm oranlarının artmasına neden oluyor. GMO’nun bağışıklık sistemini bozduğu, metabolizmada sorunlara yol açtığı ve alerjik etki doğurduğu birçok bilimsel araştırma ile kanıtlanmıştır. Ayrıca bitkiye yabancı bir genin entegre edilmesi ile bitki genomunun stabilitesinin azaldığı da kanıtlanan gerçeklerden biridir.
- Peki bu genler aktarıldıkları organizmalarda kontrol edilebiliyor mu?
- Geçtiğimiz yıl bir haberde, Adana’da yetiştirilmiş GM mandalina ağacının bir dalı gösterildi. Aynı dalda yan yana mandalina meyvesi ve kırmızı acı biber olgunlaşıyordu. GM ağacının sahibi, bu durumu ‘Allah’ın Mucizesi’ olarak adlandırıyordu. Hâlbuki bu vakanın mucizeyle hiç alakası yok. Bu sadece, mandalina ağacının meyvelerine kırmızı biberden nakledilmiş genin stabil olmadığının göstergesidir. Korkunç olan ise bu stabil olmayan genin mandalina ağacında başladığı yolculuğun nerede biteceğinin bilinmemesidir.
Bir kere elden çıkmış bir geni ya da genleri geriye döndürmek artık imkânsızdır. Doğadaki akrabalarından çok daha güçlü hale gelen GMO’lar, akrabalarını doğal ekolojik sistemin dışına itebileceği gibi onları tamamen yok da edebilir. Ya da gıda zincirine dâhil olarak tamamen beklenmedik ve öngörülemeyen yeni formların doğumuna neden olabilir. Bunun gibi ve benzeri bir felaketin sonuçlarını öngörebilmek imkânsızdır. Böyle bir felaket, atom bombası faciasından bile daha korkunç sonuçlar doğurabilir, çünkü atom bombası faciasının ardından ortaya çıkan nukliatidler, zamanla zararsız element halini alana dek parçalanıyorlar. Tıpkı kurşun gibi… GMO ise zamanla sadece katastrofik bir şekilde çoğalacak ve tahmin edilemez bir form alarak facia sınırlarını genişletecektir.
- GMO’lar iyi amaçlar için de kullanılabiliyor mu?
- Genetik mühendislik aracılığıyla kişinin genetik yapısı doğrudan etkilenerek, bedensel hastalıkların tedavisi, akıl ve ruh hastalıkları, madde bağımlılığı, davranış bozuklukları, anti-sosyal kişilik, şizofreni ve suç bağımlılığı gibi ruhsal bozuklukların tedavisi de mümkün hale geliyor. Kişinin genetik yapısına özel etkili ve sadece hastalıklı bölgeyi hedef alan, bedenin geri kalan kısmını etkilemeyen ilaçlar zamanla üretilecektir. Ancak tablo göründüğü kadar parlak değil’
GMO’lu tohumlar tarımı dışa bağımlı hale getiriyor
- Tohumlarda yapılan genetik değişiklikler nasıl sonuçlara yol açıyor?
- Günümüzde, birçok transgenik tohuma, ‘Terminatör Geni’ yerleştirilerek, bu tohumların bir sonraki mevsimde kısır olmaları sağlanıyor. Yani bu tür tohumlar, sadece bir kere ekilebiliyor ve bir daha asla kullanılamıyor. Tüm canlı organizmaların üreme sistemi genelde aynı prensiplere dayandığından bu tohumlara yerleştirilen terminatör genler insanoğlunun da doğurganlığı üzerinde etki yaratabilir. Belirli tip hücreleri yok eden genleri GMO’ya yerleştirdiğinizi bir düşünün. Bu genler insanoğlunun bilinmeyen hastalıklara yakalanmasına sebep olabileceği gibi dünyaya bakış açısını ve psikolojik süreci de geri dönülemez bir şekilde etkileyebilir. Ayrıca bu yok edici genler belirli bir grubu veya belirtiyi de hedef alabilir. Örneğin, göz veya ten rengi, saç yapısı, ırk, din veya diğer bir özelliğe yönlendirilmiş olabilir. GMO, korkunç bir kitle imha silahına dönüşebileceği gibi, insan, hayvan, bitki ve mikroorganizmaların kitlesel yönetimini sağlayan bir makine halini de alabilir.
Hatta tarihte öyle sözler var ki, bu gelişmelere yönelik olarak yorumlanabilir. Mesela Aziz Paul’un zamanında yaptığı bir kehanet var: ‘Öyle bir zaman gelecek ki insanoğlu sadece yabani otla beslenebilecek’ diyor. Tabii eğer beslenebilecek ot kalırsa’ Davut Aleyhisselam da, ‘Yemek onlar için bir ceza, bir ağ, bir tuzak ve bir pranga olacaktır’ demiş.
Kur’ân-ı Kerîm’de, Nisa Suresi 119 ve 120. ayetlerde Allah, ‘(Şeytan), Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları boş kuruntulara boğacağım, kesinlikle onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını kesecekler, şüphesiz onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler, dedi. Kim Allah’ı bırakır da şeytanı dost edinirse, elbette apaçık bir ziyana düşmüştür. (Şeytan) onlara söz verir ve onları ümitlendirir; hâlbuki şeytanın onlara söz vermesi aldatmacadan başka bir şey değildir’ diyor.
Bu ayette GMO ve genetik mühendislikle ilgili detaylı ve herkesin anlayabildiği bir şekilde bilgi verilmiştir. Ancak ‘hayvanların kulaklarını kesecekler’ olayının anlaşılmasında belki güçlük çekenler vardır. Genetik araştırmalarda, mutasyonları takip etmek için yapılan deneylerde, hayvanların kulakları kesilerek dokular elde ediliyor. Yani anlayacağınız, transgenik teknoloji, bir nevi şeytani özellikler taşıyor.
DNA’mız değişiyor
- Yediğimiz ve içtiğimiz gıda maddelerinde, hatta örneğin kozmetik için kullandığımız birtakım ürünlerde meydana gelen bu değişiklikler zamanla DNA’mızı etkileyebilir mi?
- DNA değişimleriyle ilgili araştırmalar yapan bilim adamlarının iddialarından önce söylenmesi gereken şu ki, dünyadaki her canlı varlık, iki helezonlu DNA’ya sahiptir. Normal yaşam sürdüren insanın veya dünyadaki herhangi bir canlı varlığın DNA’sı doğumdan ölüme kadar geçen sürede değişim geçirmiyor. Değişimlerin oluşması için ise, çok uzun, yüzlerce yıl gibi bir zaman gerekiyor. Diğer tarafta ise, bilim adamları DNA’daki değişimlerin kısa süren periyotlar içinde gerçekleşmelerinin mümkün olduğunu ve belirgin bir değişimin bir yaşam süresi sırasında oluşabileceğini iddia ediyor. Örneğin, DNA’yı değişime uğratmanın en kolay yolu, bir virüsle etkileşimidir. ‘Epsteyn Barr’ ve ‘Herpes 6′ gibi DNA virüsleri, hücresel yapıda değişikliklere sebep oluyor. Bazı yankılanma ve ses dağılımı titreşimleri DNA moleküllerinin içindeki helezonun, kıvrımın çözülmesine ve değişime açık hale gelmesine neden oluyor. DNA’daki değişimleri araştıran bilim adamları diyor ki: ‘Tahminen 5 ila 20 sene önce başlayan süreçte, insanlık sürekli bir değişim içindeydi ve insan DNA’sındaki 12 helezon gelişiyor. Bu, türümüzün henüz sonuçlarının ne olacağı bilinmeyen bir değişimi.’
- Bu değişimin insan vücudundaki etkileri nasıl fark edilebilir?
- Konuyla ilgili bilim adamlarının açıklamalarını size aktarayım: ‘DNA ve hücresel değişimlerden geçerken, insan, kendini bulunduğu yerde değilmiş gibi hissedebilir. Yorgunluk hissedebilir, çünkü beden hücreleri harfi harfine değişiyor ve insan, yeni, farklı bir varlığa dönüşüyor. Yeni bir bebek gibi çok daha fazla dinlenme ve uykuya ihtiyaç duyabilir. Zihinsel karışıklıklar ve sıradan işlere yoğunlaşmada zorluklar oluşabilir. Vücudunda belli bir sebebi olmayan ağrı ve sızılar sıklaşabilir. Görünen fiziksel bir sebep olmadığından, ruhsal çöküntü ve ruhsal problem oluşur. Kadınlar sebebini bilmeden ağlar ve menapoza daha erken yaşta girerler. Erkekler canlı ve enerjikken, hissettikleri yorgunluk hissi ile huzursuzlaşabilirler, kadınsı şefkat yönlerinin dışarı çıktığını hissedebilirler.’ Size de tanıdık geliyor mu?
Her şey bilimkurgu filmi gibi
- Bu belirtilerle doktora giden insanlara ne gibi tedavi uygulanır?
- Yine aynı bilim adamları bu soruya da şöyle cevap veriyor: ‘Enerjetik beden üzerinde çalışma (bioenerji terapisi gibi), hormonal terapi, homeopati, vitamin, şifalı ot, aromaterapi ve de soğuk lazer terapisi kullanılıyor. Tedavi yöntemlerinden çoğu, atalardan -diğer güneş sistemlerindeki gezegenlerden bu gezegene- şimdiki değişim sürecinde yardım etmek için enkarne olmuş varlıklardan öğreniliyor.’
DNA moleküllerimizin, bazı yankılanma ve ses dağılımı titreşimlerinden etkilendiğini söylemiştik. Her mağazada, hatta yeni model her asansörde, sinemalarda dört taraftan bizi bombalayan yankılı ve ses dağılımlı müziğe maruz kalıyoruz. Aynı şekilde, hormonal tedaviler, sokakların her köşesinde satılan, gen teknoloji veya nanoteknoloji yöntemleriyle elde edilen ilaçlar, GM bazlı vitaminler, GM şifalı otlar, gen teknoloji veya nanoteknoloji yöntemleriyle elde edilen aromalar, soğuk lazer terapisi ve lazer cerrahi de DNA’mızı etkiliyor. Bunlara ek olarak, diğer enkarne olmuş varlıklardan öğrenildiği iddia edilen yöntemler de, DNA moleküllerimiz içinde kalıcı bir değişimi başlatıyor. Bizi insan türünden çıkartarak, tamamen başka tür varlıklara dönüştürüyor.
Dünyadaki her canlı varlık, iki helezonlu DNA’ya sahip olduğuna göre, biz dünya varlıkları değil, acaba ne gibi gezegenlerarası bir varlığa dönüşüyoruz? Bilim adamları bu soru ile ilgili ısrarla belirsizliği vurgularken, bir yandan da vaatler sıralıyor: ‘Hastalıklar olmayacak, ölmemize gerek kalmayacak, çocuklar ‘Gen Teknoloji’ yöntemleriyle isteğimiz üzerine üretilecek, hapislere gerek kalmayacak, yaşam dersleri acılar çekerek değil, zevk ve sevgi içinde öğrenilebilecek…’ Dünya insanının değişim sürecini tamamlaması için verilen tarih ise 2012′
GM soya ile beslenen kobay fareler ölüyor
- Sayın Salih, konuyla ilgili bilimsel araştırma sonuçları var mı? Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: Diger Konular, GDO - Nedir ? | 1 Yorum »