LOKMAN HEKİM – SADE BİR HAYAT

Gerçek Tıp – Yitik şifanın izinde ( Sade bir hayat )

Archive for the ‘Sülük tedavisi’ Category

Profesör Doktor Sülük!

Posted by Site - Yönetici Ekim 24, 2009

sülük

sülük

Profesör Doktor Sülük!

Yazıyı lütfen sonuna kadar okuyun!
Bana değil, size faydası var, isterseniz okumayın.
Sözün bittiği yeri gördüm çünkü.
Sözün bittiği yerden yazmaya çalışıyorum şimdi.
Zor bir yazı.

Bütün doktorlar aynı şeyi söylediler bu hastalara. “Tıbben yapılabilecek hiçbir şey yok
Sonra da eklediler; “Sabredin, ileriki yıllarda tıp alanında gelişmeler olursa gözünüz açılabilir
Kimi on yıldır, kimi de 26 yıldır bekliyor “bir gelişme” olsun diye.
Ama hala dünyaları karanlık. Yani bir gelişme olmadı.
Kimi Behçet hastası, kimi Glokom, kimi de tavuk karası.
Küçük yaşta kafası üstüne düşüp, görme merkezini hasara uğratanlar da var.
Hepsinin ortak özelliği gözlerinin görmüyor olması.
Hastalardan biri 26 yıl önce kaybetmiş gözlerini.
Behçet hastası. Doktorlar O’na “kesinlikle çaresi yok” demiş. Çünkü modern tıp bu hastalığa henüz çare bulamadı.
Kapı kapı dolaşıp çare arayan Aydınlı bir kadına doktor en son şu sözü söylemiş; “Amerika’ya da gitsen çaresi yok
Kadın yıkılmış.
Bir diğeri defalarca ameliyat olmuş, ama nafile.
Tek isteği görmek. Ama göremiyor. Modern tıp çaresiz.
Şimdi buraya dikkat.
Tüm bu hastalar bir hafta gibi kısa bir sürede görmeye başladılar.
Yıllarca dünyaya kör bakan bu hastalar, mutluluktan havalara uçuyor.
Peki karanlık yılların hesabını kim verecek?
Onları tedavi eden doktor bir sülük.
Evet sülük.
Hani şu kocakarı ilaçlarından olan sülük.
Hem doktor, hem de ilaç.
Sülükle tedavi eden kişi bir tıp doktoru.
İşte sözün bittiği yer burası.
Sülük tedavisiyle bir hafta içinde yıllardır göremeyen bu hastalar şimdi görüyor.
Sadece göz değil.
Tıbbın çaresi yok dediği bir çok hastalık Manisa’daki bu merkezde tedavi ediliyor.
Yürüyemeyenler yürüyor, konuşamayanlar konuşuyor.
Merkez, Türkiye’nin dört bir yanından gelen hastalarla dolup taşıyor.
Yurt dışından gelenler de var.
Manisa’daki otellerde yer yok. Yeni oteller inşa ediliyor.
Türk şeyi” bu değil de nedir sizce?
Şimdi soru şu;
Modern tıbbın yapamadığını yapan sülükler mi alternatif, yoksa, sülüğün yaptığını yapamayan modern tıp mı?
Hangisi alternatif tıp?
Benim kafam karışık.
Uyuyan bir insanı uyandırmak kolaydır, ama uyuyor taklidi yapıyorsa O’nu uyandıramazsınız.

Turgay Güler /haber7

Posted in Diger Konular, Sülük tedavisi | 17 Comments »

Sülük tedavisi her derde deva mı ?

Posted by Site - Yönetici Ekim 3, 2009

Sülük tedavisi her derde deva mı ?

Sülük tedavisi her derde deva mı ?

Sülük tedavisi her derde deva mı ?

Çocukluğumda hamamlarda sülük vurunurlardı. Yani, birkaç santimetre uzunluğunda sülük dediğimiz hayvan vasıtasıyla şifa için kan aldırırlardı. Yenilere kadar da bunu iptidai bir metot olarak bilirdim. Halbuki şimdi, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde tıp araştırmacılarının, sülüklerle yeniden araştırma yapmaya başladıklarını hayretle görüyoruz. Belirli şartlar altında bu hayvan, faydalı bir tedavi vasıtası kabul edilmektedir.


Doktorların tıbbî sülük dedikleri bizim küçük vampir, acaba nasıl kan emer? İnsanlar hangi cesaretle bu hayvana derilerini, damarlarını kestirip de kanlarını akıttırıyorlar?
Sülükler, tâ doğuştan modern kan alma metoduna sahiptir. Yani, Sani-i Hakîm, bu iş için onları hususi tanzim etmiş. Şimdi bir laboratuara gidip kan aldırmağa kalksanız; mutlaka carınız yanar. Amma bizim tıbbî sülük hiç acıtmaz. Cenab-ı Hak ona üç adet jilet keskinliğinde çene takmış O, bunlarla operasyon yapar.Sonra yaraya, uyuşturucu şırınga etmeyi de ihmal etmez! İşte bunun için kanını emeceği kimseyi acıtmaz. Acaba bizim sülük efendi, insanların sinir sistemine sahip olduklarını, bunları uyuşturunca acı çektirmeyeceğini hangi tıp fakültesinden öğrendi? Sonra kendi özel uyuşturucu maddesini hangi laboratuarda keşfetti?
Dahası var. Bizim sülük efendinin tıbbî mahareti bundan ibaret değil. İnsanların bir tarafı kesilse ve küçük bir yara açılsa, kan birkaç dakika sonra kendiliğinden kesilir. Bu da Cenab-ı Allah’ın hayatımızın devamı için kanımıza verdiği bir özelliktir. Aksi takdirde hastalık var demektir. Bizim sülük efendi, kestiği damara yanaştı mı, normal olarak şöyle bir yarım saat kadar kan emmelidir. Çünkü ancak bu zaman zarfında bir öğünlük gıdasını alabilir. Eh, bilim sülük efendi insan kanun en iyi tanıyanlardan birisidir! Nasıl olsa o, en az bir doktor kadar bilgili ve bir kimyager kadar maharetli!
Bunun için vücudunda salgı bezleri inşa etmiş. Bu minik laboratuarlarda, kanın pıhtılaşmasını önleyici birudun denilen maddeyi keşfedip imal etmeye başlamış. Uyuşturucunun yanı sıra, deriye bu maddeyi de şırınga eder Böylece kanın; sürekli akmasını sağlayarak istediği kadar içer. Önce, sarsılıp titreyerek emmeye başlar. 20 – 30 dakika sonra, bir öğünlük gıdasını oluşturan kanla şişmiş olarak deriden ayrılır. Ve yavaş yavaş sindirim işlemine başlar.
Hani insan, sülüğün kan emmek için sahip olduğu özel aletlerini, vücudunun hususi tanzimini ve tıbbî maharetlerini Cenab-ı Allah’a vermese, onu, mütehassıs bir doktor, eşsiz bir biyokimyacı kabul etmesi gerekiyor. Bilmem başka nasıl izah edeceğiz? 4nu yaratan ancak Cenab-ı Hak’tır. Çünkü Rabbımız canlıları ve onların kanlarını, sinir sistemlerini en iyi bilen2at’tır. İşte bunun için sülüğü ona göre tanzim etmiştir: Sülüğün varlığı ve kan emmek için hususi tanzimi gösteriyor ki, sülüğü kim yaratmışsa, insanları da yaratan O’dur. Evet, bir sülüğün vücudumuzda açacağı yarayı uyuşturabilmesi, kanımızın akışını sağlayan humdun maddesini imal edebilmesi, yaratıcının birliğine bir ispattır. Vahdaniyete bir delildir.
Bakın, sülüğün vücudunda, Rabbımızın daha ne hikmetleri var.
Sülük, bir insan vücudundan 20 – 30 dakikada aldığı kanla, hayatını tânı altı ay kadar sürdürebilir. Bunu nasıl sağlar? Niçin bir emişte hu kadar çok kan alma istidadı verilmiş?
Tıbbî sülük, yaşadığı kendi tabiî sulak ortamında, insan kanına benzeyen bir besini kolay kolay bulamaz. Bu yüzden Sani-î Hakim olan Rabbımız, onun vücuduna, elde ettiği bir besinden en fazla faydalanabileceği bir sistem yerleştirmiştir. Şöyle ki : Bir öğünlük besinini emip ve depolarken vücudu, normal hacmine göre on kat şişebilmektedir. Emmeden sonra, önce kanın suyu ayrılır ve özel ceplerde depolanır. İş bununla da bitmez. Kanın çözüşmemesi gerekir.Bunun için de bağırsaklarında bulundurduğuöze’1 bakterileri (Pseudomonas hirudinus) kullanır. İşte bu sistem sayesinde bir sülük, yalnız bir öğün yemeği ile hayatını altı ay kadar sürdürebilir. Hatta bu süre sonunda kendi vücut dokularını parçalayarak bir süre daha yaşayabilir.
Bu hayvan şimdi modern tıpta nerelerde 9kullanılıyor?
Sülük uygulamasının, ciddi doku zedeleme sinin verdiği rahatsızlıkları giderdiği görülüyor.Meselâ ameliyattan sonra yara izini taşıyan dokuyu iyileştirdiğini gösteren emareler var. Sülükler kan çekme aracı olarak da kullanılabilecek. Bilhassa kalp yetmezliği, ya da kalp krizi geçiren insanların tedavisi onların yeni kullanım sahalarıdır. Ayrıca son araştırmalar, vücuttan kopmuş organların dikilmesinde de onların işe yaradığını göstermiştir.
Sülüğün hiç acıtmadan, modern bir tarzda kan emebilme vasfı, bu şekilde hususi tanzimi bize mühim bir sünnete işaret etmektedir : Kan aldırmak. Hazret-i Peygamber hacamat âleti vurmakla kan aldırmıştır. Bir hadîste şöyle duyuruluyor :
Şifa üç şeye münhasırdır : Bal şerbeti içmek hacamat âleti vurmak, ateşle dağlamak. Fakat ümmetimi (başka çare kalmadıkça) ateşle dağlamaktan men ederim (Sahîh-i Buhari; 12. cilt, sayfa 79).
Mademki iki cihan serveri, Hz. Peygamber(S.), kan aldırmak şifa demiştir, o mutlaka şifadır. Çünkü O’nu konuşturan Rabbimizdir. O kendi hevasından, nefsinden konuşmaz. Sünnetinde, emir ve tavsiyelerinde, hem bu hayatımız için, hem de öldükten sonraki ebedî hayatımız için derin hikmetler, azim faydalar vardır.
Şimdi tıp ilmine bakalım. Kan aldırmak gerçekten insan sağlığı için faydalı mı?
Kan aldırılınca, anormal derecede koyu kanı bulunan hastaların beyinlerinden geçen kan akışı hızlanabilmektedir. Bu keşif, Londra Milli Hastahanesinde ve Kopenhag Kraliyet hastahanesindeki araştırmalarda bulunmuştur.
Kanın emilin incelmesi, kandaki alyuvar yoğurduğunu azaltır. Böylece kalp, beyne daha rahat pompalama yapar. Kan emilince, kandakiıoksijen taşıyıcı madde olan hemoglobin seviyesi de düşer. Bu yüzden kan, beyine yeterli oksijeni taşıyabilmesi için daha hızlı akmaya başlar.
Ayrıca araştırmacılar, kan akışının artmasıyla insanın ataklığının fark edilir derecede arttığını ispatlamışlardır.
Koyu kandan dolayı kalp krizi ve kalp yetmezliği tehlikesi altında bulunan insanlarda kan aldırmanın koruyucu bir rol oynayabileceği de tahmin edilmektedir. Bu tahmin, İngiltere ve Danimarka’da yapılan son araştırmalarca desteklenmektedir.
Şimdi düşünelim : 1400 sene evvel yaşamış ümmî bir insan, kan aldırmanın bunca faydasını nasıl bildi? 1400 sene evvel, şimdiki zamana kıyasla, cehaletin kol gezdiği bir devirde, bir insanın çıkıp ta başını yardırıp kan aldırması kolay anlaşılacak bir iş değildir. Böyle derin tıpâ ilgisi isteyen bir işi, O Zat’ın, kendinden emin olarak yapması ve etrafına da inandırması, O’nun peygamberliğine aşikâr bir delildir.

 

H.Hüseyin Korkmaz/
kalbinsesi.com

Posted in Sülük tedavisi | 32 Comments »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 210 takipçiye katılın