LOKMAN HEKİM – SADE BİR HAYAT

Gerçek Tıp – Yitik şifanın izinde ( Sade bir hayat )

Süt

Posted by Site - Yönetici Aralık 11, 2008

Sut

Sut

Süt

 

Süt: Anne sütü iki yaşına kadar gerekli tek yemektir. Anne sütü olmazsa o zaman koyun veya keçi sütü insana inek sütünden daha uygundur. Bütün sütleri özellikle inek sütünü sağıldıktan sonra ılık içmek şifalıdır. Bekletilip ve kaynatıldıktan sonra içilirse yemek gibi olur şifası olmaz.

 

Pastörize sütlerin ise faydasından çok zararı vardır. Çünkü midede sütü hazım için sistem yoktur. Süt bağırsakta ve oradaki mikroplar ile hazım olunur. Eğer insan antibiyotik ile tedavi görmüş ise antibiyotik zararlılar ile beraber bağırsaktaki faydalı mikropları da öldürdüğü için süt hazım olunamaz. Balgam, kireçleme ve bütün damarlarda tıkanıklığa sebep olur. Yine de pastörize süt içilmek istenirse zencefil ile kaynatıp biraz ılıklaşınca bal ile karıştırarak içmektir. Zencefil sütün hazmını kolaylaştırır.

En güzel en sağlıklı olanı sütten yoğurt yapmaktır. Yoğurttaki mikroplar sütü hazmeder. Mikroplarla hazım olunmuş süt yoğurt olur ve vücut onu çok rahat hazmeder. Yoğurt sütte bulunan bütün faydaları taşır ve zararlarını yok eder. Yoğurt bir gün sonra biraz ekşiyince yenilmelidir. Mayalandıktan hemen sonra hiç ekşimeden yenilirse, süt sonuna kadar hazım olunmadan yenilmiş olur. Kefir ve kültürmelk de yoğurt gibi şifalıdır. Hatta kefir ve kültürmelk daha şifalıdır, çünkü onlarda bağırsakta bulunan faydalı mikroplar daha fazladır. Sabahları aç karna içilirse gazın yok olmasına ve bağırsakların çalışmasına yardımcı olur. Peynir yoğurtun suyu alındıktan sonra yapılır. Yoğurdun en şifalı sıfatlarını kaybeder, hazmı en ağır kısmı kalır. Peynirin hazmını kolaylaştırmak için domates salata gibi şeylerle birlikte yenilirse, bu sebzeler hafif sular taşıdığı için peynirin hazmına yardımcı olur.

 

Reklamlar

6 Yanıt to “Süt”

  1. 5- Süt ürünleri

    Eğer besin seçiminde öncelik insan sağlığıysa, o zaman ticari mandıralarda üretilen pastörize inek ürünlerini tüketmemek için o kadar çok sebep vardır ki, sağlıklı kalmaya çalışan insanların hala neden bu ürünleri kullandıklarını anlamak imkânsızdır. İnek sütü, insan sütüne oranla yüzde 400 daha fazla protein içerir. Bu proteinlere, çok güçlü ve yapışkan olduğu için kitap yapıştırma ve posta zamkı üretiminde kullanılan kazein de dâhildir. Bu maddenin bağırsaklarınızda nelere sebep olduğunu hayal edin.
    Pastörizasyon, sütün içinde bulunan ve sindirimi için gerekli olan enzimleri öldürür ve birçok insan vücudunda bu enzimi üretmediği için süt midede kalır ve sindirilemeyen proteinler sindirim yolu boyunca, bağırsak duvarlarını kaplayıp geçişi engelleyen sert ve lastiksi bir astara benzer çikletsi mukus tabakaları oluştururlar. Bebeklerin pastörize inek sütü ile beslendikleri zaman ağızlarının köpürüp beyaz bir balgamı geri çıkarmalarının sebebi, normalde genetik olarak insan sütü hazmetmek üzere tasarlanmış, fonksiyonlarına yeni başlayan midelerinin inek sütünde bulunan hantal kazein proteinini sindirememesidir.
    Günümüzde, ineklere daha çok süt üretmeleri için yüksek dozlarda verilen sentetik hormonlar yüzünden, ticari mandıra sütü insan sağlığı için zararlı kabul edilmektedir. İneğin meme bezlerinin beş-altı katı daha fazla süt üretmesine sebep olan bu güçlü hormonların kalıntıları sütle birlikte insan vücuduna girmekte ve özellikle kadınların ve çocukların endokrin sistemlerinde ciddi dengesizliklere sebep olmaktadır. Son senelerde dünyada genelinde aile hekimleri genç kızlar arasında, tam göğüs gelişimi, cinsel üretkenlik ve hamilelik de dahil olmak üzere, alarm veren erken ergenlik belirtileri rapor etmiştir. Günlük diyetimizdeki sütün içerdiği hormonlar bu konuda başlıca şüphelilerdir ve bu hormonlar yetişkin kadınların bezlerinde de anormalliklere sebep olmaktadır. Besin ve İyileşme adlı kitabında, besin terapisti Annemarie Colbin, “Süt, peynir, yoğurt ve dondurma dâhil süt ürünleri, yumurtalık tümörleri ve kistler, vajinal akıntılar ve enfeksiyonlar da dahil olmak üzere kadınların üreme sistemlerindeki problemler ile yakından ilgili olabilirler,” diye belirtmektedir.
    Birçok vakada, süt ürünleri diyetten elimine edildikten hemen sonra, bu problemler de ortadan kalkmaktadır.
    Batı dünyasındaki kadınlara, doktorları tarafından osteoporozdan korunmaları amacıyla pastörize inek sütü içmeleri önerilmektedir, ancak süt ürünleri tüketen Batılı kadınlar arasında osteoporoz oranı artmaya devam etmektedir. Bunun sebebi insan vücudunun inek sütündeki kalsiyumu özümseyememesidir; içindeki yüksek fosfor miktarı kalsiyumun alınımını engellediği için, inek sütü insan vücudu için kesinlikle bir kalsiyum kaynağı değildir. Gerçekte, vücut, süt ürünlerinin çürüyerek bozduğu asit dengesini tekrar kurmak için kemiklerden kalsiyum çekmek zorunda kalır ve bu, osteoporozu sadece körükler. Hayrat etmeyin bu konu artık dünya bilim adamlarının üzerinde durdukları çok önemli bir konudur, bu zamana kadar bizi hep ovaladılar en çok kalsiyum süttedir diye.

    Doğada şöyle bir kural vardır: Her türlü hayvan yavrusu, sadece sütle beslenir. Yaşamlarının ilk dönemlerinde memeliler süt dışında herhangi bir yiyecek tüketmezler. Daha sonra sütle birlikte diğer yiyecekleri tükettiği dönem başlar; fakat diğer yiyecekleri sütten ayrı kullanırlar. Bunun ardından, nihayet sütten vazgeçtiği dönem gelir ve artık sütü hiç tüketmezler.
    İnsanlara gelince, yağı alınmamış süt; başka yiyecek olmadığı zaman, çok sıcak, kuru veya çok soğuk ve kuru ortamlarda, ayrıca özel “rüzgâr” yapısına sahip insanlar tarafından tüketilebilir.
    Sütte protein ve yağ bulunduğundan ekşi meyvelerden başka her türlü yiyecekle uyumu kötüdür. Mideye iner inmez süt çökelek oluşturarak pıhtılaşır. Pıhtılaşan süt midedeki diğer yiyecek parçacıklarını sürükler ve mide usaresinin etkisinden izole eder. Pıhtılaşan süt sindirilene kadar bu parçacıklar hazmedilmez.
    Süt kâinatta var olan en eksiksiz gıda olarak tanımlanmaktadır. Bu böyledir; gerçektende bir yavru için gıda olarak süt dışında bir şey düşünülemez. Öyle ki, araştırmalar, 2 yaşına kadar anne sütü içen çocukların, yetersiz olarak anne sütü veya inek sütü içen, mama ile beslenen çocuklara nispeten hastalığa karşı çok daha dayanıklı olduğunu ortaya koymuştur.
    Bununla beraber bu çocuklar, büyüdüklerinde ağır, kalıcı hastalıklara kolay-kolay yakalanmazlar.
    Ancak bir gerçek vardır ki, insan dışında hiçbir canlı annesinden ayrıldıktan, yani süt emer döneminden sonraki yaşamı boyunca süt içmez.
    Süt yararlıdır; ama zamanında yararlıdır. İnsanlar yaşlandıkça midelerinde sütü hazmeden enzimler azalmaya başlar ve hatta tamamen yok olur. Bu yüzden bazılarına süt dokunmaktadır. Uzmanlar bu konuyu en üst düzeyde araştırmaktadırlar.
    En iyisi süt ürünleri tüketimini minimum düzeyde tutmaktır. Süt ürünlerini tüketmemek için birçok iyi neden vardır. ( Grant, W. B. 1998. milkand other dietary infiluences on coronaru heart disease. Altrn. Med rev. 3: 281-94; segall, J. J. 1997. epidemiological evidence fort he ling between dietary lactose and atherosclerosis, in Colaco, C ed. The glycation hypthesis of atherosclerosis. Austin , Tex.: Landes Bioscience, pp. 185-209: Artad-Wild, >S. M. S. L. Connor, G. Sexton,etal. 1993. differences in coronaary mortality can be exblained by differences in cholesterol and saturated fat intakes in 40 countries but not in France and Finland: aparadox. Circulation 88:2771-79) Süt ürünlerindeki laktoz ve iskemik kalp hastalığı arasında güçlü bir ilişki vardır. Ayrıca, süt ürünleri gibi hızlı büyümeye neden olan yiyeceklerle kanser arasında de net bir bağlantı vardır. (Davies, . W. C. R. Palmer, E. Ruji, and j.m. Lipscombe. 1996. Adolescent milk, dairy products and fruit consumption and testicular cancer. Rrbr. J. Cancer 74 (4): 657-60) Süt ürünlerindeki yağda çeşitli toksinler bulunur ve toplumumuzun dioksite yüksek oranda maruz kalmasının başlıca kaynağıdır. Dioksit oldukça yüksek oranda toksin olan kimyasal bir bileşimdir. Hatta ABD Çevresel Korunma Kurumu bile onu, tereyağı ve peynir gibi yağlı süt ürünleri tüketen kişilerde görülen pek çok kanser çeşidinin de önde gelen nedeni olarak kabul etmektedir. Ayrıca, peynir de asit yüküne neden olur ve daha fazla kalsiyum kaybına yol açar. Peynir ve tereyağının en fazla doymuş yağ içeren ve dioksitin başlıca kaynağı olan yiyecekler olduğu düşünüldüğünde, kalsiyum almak için peynir yemek özellikle aptalca bir seçimdir.
    İnek sütü hızlı büyüyen buzağı için “tasarlanmış” olan harika bir yiyecektir; fakat yukarıda bahsedildiği gibi, hızlı büyümeye neden olan yiyecekler kanseri tetikler. Süt ürünleri tüketiminin prostat ve yumurtalık kanserlerine neden olan faktörlerden biri olduğuna dair yeterince kanıt vardır. Nisan 2000’de yapılan bir Harvard çalışmasında, günde 2,5 porsiyon süt alınması ile prostat kanseri arasında gizli bir ilişki olduğu gösterilmiştir. Verileri inceleyen yazarlar, Yunanlıların domates tüketimini artırıp süt ürünleri tüketimini azaltmakla, prostat kanseri görülme sıklığını yüzde 41 oranında azaltabilecekleri sonucuna varmışlardır.
    Hemşeri Sağlık Araştırması’na katılan 80,326 kadında laktoz (süt şekeri) ve yumurtalık kanseri arasındaki bağlantıyı araştıran Dr. Kathleeen Fairfield ve meslektaşları, fazla laktoz tüketen kadınların (günde bir ve ya daha fazla porsiyon süt), az miktarda laktoz tüketenlere göre (ayda üç ve ya daha az porsiyon), bütün yumurtalık kanseri tiplerine yakalanma riskinin yüzde 44 daha fazla olduğunu bulmuşlardır. Yağsız ya da yağlı süt, laktoz tüketimine en fazla katkıda bulunan faktörlerdir. Kısaca süt ürünleri sağlıklı kalsiyum kaynağı değildir.

    Sterilize edildiğinde sütün organik ve biyolojik özelliklerinde bazı değişiklikler gözlemlenir; kaynatılmış tadını alır, viskozitesi artar (koloitler kaybolur ve protein pıhtılaşır), içerdiği vitamin ve diğer maddelerin oranı azalır.
    Eğer süt ürünleri tüketmeyi seçersiniz, sadece yağsız süt ürünlerini kullanın ve alımınızı küçük miktarlarla sınırlayın. Yediklerinizin yüzde 90’ı sağlık veren bütün bitkisel yiyecekler olsun. Süt ürünleri kalan yüzde 10’un bir parçası olabilir; ama iyi bir sağlığın temeli değildir. Özellikle tereyağı ve peynir gibi yağ içeren süt ürünleri potansiyel sağlık riski taşır. Bununla birlikte süt kullanmak isteyenlere tavsiye olarak şunları söyleyebilirim: Eğer süt tüketmek istiyorsanız, sütü başka hiçbir madde ve gıdayla bir arada kullanmayın. Çünkü süt çok besleyicidir, hazmı ağırdır ve uzun sürer. Yani süt; özellikle şekerle, pirinçle, hamur işleriyle, etle ve yumurtayla kesinlikle bir arada yenilemez.
    Kilo alanlar, şişmanlama eğiliminde olanlar yağsız süt içmelidirler. Solunum sorunları olan çocuklar ve yetişkin kimseler fazla süt içmemelidirler. Çünkü süt balgam yapar. Eğer çocuğunuz şişmanlıyorsa ya da bir solunum zorluğu varsa, bir doktora danışmanız gerekebilir. Süt içirmeye kalkarsanız sulandırılmış inek sütü veya keçi sütü içirebilirsiniz.
    Soya fasulyesi, havuç suyu ve Hindistan cevizi sütü gibi başka süt benzeri besinler de bu gibi durumlarda süt yerine tercih edilebilir. Gerçek süt ürünlerinden yoğurt ve tereyağı gibi ürünler, laktik asit bakımından çok zengindir ve laktik asit hazmı kolaylaştırmak, bedendeki sağlıksız kalıntıları temizlemek bakımından son derece etkilidir.
    Süt ürünleri arasında yoğurt kuşkusuz en yararlısıdır. Sağlık için ne kadar yararlı olduğu geçmişten günümüze kadar bilinmektedir. Yoğurtta bulunan yararlı bakterilerin, sindirim sisteminizin sağlığında büyük rolü vardır.
    Eğer sağlıklı bir diyetle besleniyorsanız, yeterli kalsiyum almak için süt ürünlerine o kadarda ihtiyacınız kalmaz. Hayvansal gıdalar ve süt ürünleri, sülfür oranı yüksek proteinle doludur. Sülfür, bedende fazla asit oluşmasına neden olur; kemikler sülfürle yıkanırken kalsiyum erir ve sonra da idrarla birlikte tamamen bedenden atılır.
    İlker çağlarda yani laboratuar aletlerinin olmadığı zamanlarda sütte kalsiyum bulunmuştu, o günden halede insanlar sütü en çok kalsiyum kaynağı zannetmektedirler. Hal bu ki, İşlenmemiş doğal yiyecekler kalsiyum açısından zengindir; şalgam, lahana, kıvırcık, dereotu ve salata gibi.
    Bütün bir portakalda (portakal suyunda değil) bile 60 mg. kalsiyum vardır. Temel beslenme bilimi konusunda eğitilmiş doktorlar kalsiyum kaynağı olarak asla inek sütünü önermezler; özellikle de, sütten çok daha fazla kalsiyum içeren ve sindirim ile ilgili sütün sebep olduğu streslerin hiçbirini oluşturmayan bunca ürün varken. Örneğin, 100 gr inek sütü 118 mg kalsiyum içerirken aynı miktarda badem 254 mg, brokoli 130 mg, kale 187 mg, sardalye 400 mg, esmer suyosunu 1093 mg içerir ve mütevazı susam tohumunun 100 g’ında 1160 mg organik kalsiyum bulunur. Öyleyse, kimin süte ihtiyacı var ki?
    Günlük diyetlerinde süt, peynir ve yoğurt gibi süt ürünleri bulunmasını isteyen kişilerin, daha alkalik yapıcı olan ve aynı oranlarda protein, kalsiyum, fosfor ve diğer besinleri içeren keçi sütünden imal edilmiş ürünleri tercih etmelerinde fayda vardır. Yağ oranı daha düşük olduğu için kolay sindirilir ve düşük kaloridir.
    Aşağıda kalsiyum içiren gıdalar verilmiştir.
    6. Çeşitli Gıdaların 100 gr’ındaki Kalsiyum Miktarı.
    (Günlük İhtiyaç: 800–1200 mg )
    . Şalgam yeşilliği 1,055
    Lahana 921
    Kıvırcık salata 455
    Badem 254
    Tere 210
    Dereotu 208
    Fındık 200
    Maydanoz 200
    Brokoli 182
    Susam tohumları 170
    İnce kepek 140
    Kuru fasulye 137
    Soya fasulyesi 134
    Kuru incir 170
    Süt 117
    Semizotu 110
    Zeytin 100
    Buğday çimi 90
    Kuru kaysı 80
    Ispanak 80
    Baş kereviz 60
    Mercimek 60
    Hıyar 63
    Yulaf ezmesi 55
    Enginar 40
    Anne sütü 30
    Balık 38
    Yumurta 32
    Biftek 5

    Görüldüğü gibi, sütün yeterince kalsiyum içermediği ortadadır. Eğer sağlıklı bir diyetle besleniyorsanız, yeterli kalsiyum almak için süt ürünlerine o kadar da ihtiyacınız kalmaz. Bütün halindeki işlenmemiş doğal yiyecekler kalsiyum açısından zengindir: Şalgam, lahana, kıvırcık salata gibi. Bütün bir portakalda (portakal suyunda değil) bile 60 mg. kalsiyum vardır.
    Süt, yağ oranı yüksek olan bir besindir. Yaklaşık 30 kiloluk bir dana, bir yıl sonra yaklaşık 180 kiloluk bir ineğe dönüşür. Süt endüstrisi, yağ oranı yüksek olan sütün içindeki yağı alıp tereyağı, dondurma, sütlü çikolata, krema, yoğurt ve peynir gibi yağlı besinlerin içine koyar. Tüm bunlar yıllar boyu sık sık yenir ve ölüme neden olan hastalıkların başını çeken kalp ve damar hastalıklarının temel nedeni olurlar.
    Damar sertliğine yol açan bu yağlı besinler, bedendeki tüm damarlarda tahribata neden olurlar. Eğer yağ beyne giden damarları etkilerse, felç olabilirsiniz. Eğer yağ, böbreğe giden damarları tıkarsa böbrek yetmezliği ya da yüksek tansiyon başlar. Eğer yağlı maddeler, kalpteki kanı alıp karın ve bacaklara gönderen aortta birikirse, damar duvarları zarar görmeye ve zayıf düşmeye başlar, böylelikle kişi gücünü kaybeder. Damarlardaki yüksek basınçlı kan, kendisini taşıyan damarların balon gibi şişerek genişlemesine neden olur. Eğer yağlı karışımlar kalbe giden atardamarı tıkarsa, göğüs ağrısı çekersiniz. Eğer kan akışını tamamen tıkarsa da kalp krizi geçirirsiniz. Hayvansal yağın neden olduğu bütün bu benzer rahatsızlıklar, hayvansal gıdalarla beslenen insanların başına gelir. Bu hastalıkların hiçbirisini vejetaryen inşalarda göremezsiniz. . Et ve süt ürünleri ile beslenme, birkaç nedenden ötürü bedende tamiri zor hasarlara neden olur.

    Kemik erimesi gibi ciddi bir sorunla karşılaşmamak ve bu ciddi sorunu hayatınızdan ertelemek istiyorsanız mutlaka aşağıdaki maddeleri hayata geçirin.

    • Spor ve egzersizi her gün, düzenli yapın.
    • Bol kalsiyumlu gıda alın.
    • Stresi azaltın ve stresten uzak durun.
    • Alkol kullanımını bırakın.
    • Çay ve kahve tüketimini azaltın.
    Sigara tüketimi sadece osteoporozis riskini değil, aynı zamanda kalp hastalığı, yüksek tansiyon, akciğer kanseri riskini de önemli derecede artırır. Gerek regl dönemi, regl öncesi, gerekse menopoz dönemlerinde sigara, kadınlık hormonu olan östrojenin önemli ölçüde azalmasına neden olur. Sigara kullanan kadınlar menopoza, kullanmayanlara nazaran iki yıl daha erken girmektedir. Tüm bu gerçekler ve östrojenin kalsiyum kaybını önleyici etkisi de dikkate alındığında sigara kullanımının osteoporozis riskini artıran ne derece olumsuz bir alışkanlık olduğu kolaylıkla anlaşılacaktır.
    Eğer süt ürünleri tüketmeyi seçersiniz, sadece yağsız süt ürünlerini kullanın ve alımınızı küçük miktarlarla sınırlayın. Yediklerinizin yüzde 90’ı sağlık veren bitkisel yiyecekler olsun. Süt ürünleri kalan yüzde 10’un bir parçası olabilir; ama iyi bir sağlığın temeli değildirler. Özellikle tereyağı ve peynir gibi yağ içeren süt ürünleri potansiyel sağlık riskleri taşır.
    Vücuttan kalsiyumu uzaklaştıran en önemli faktörlerin başında sodyum, yani yemeklerle aldığımız tuz gelir. Bir tatlı kaşığı tuz ki -2300 mg tuza karşılık gelir- çoğumuz bir gün içinde bu tuz miktarını tüketiriz. Bu kadar az miktardaki tuz bile 40-80 mg kalsiyumu bağlayabilmektedir. Ancak tuzu en fazla yemeklik tuz halinde tükettiğinizi zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Zira ondan çok daha fazlası işlenmiş ürünler, yani fermente salam, sucuk, sosis, pastırma, soya sosu, hazır çorbalar vb. gıdalardan alınmaktadır.
    Kalsiyum kaybına neden olan bir diğer önemli etken de protein yönünden zengin beslenmedir. Öyle ki protein ağırlıklı beslenme ve uzun süre bu stil beslenmede ısrar etmekle vücuttan kalsiyum atılımı %50 oranında artmaktadır. Özellikle fosfat miktarı fazla olan et, süt, peynir ve bunların ürünleri ile fasulye ve baklagiller kalsiyum atımını artırmaktadır.

    Kalsiyumun Faydaları:
    1. Romatizmayı önler, varsa gidermeye yarar.
    2. Gençlerde kemiklerin normal gelişmesini sağlar, yaşlılarda kemik erimesini önler
    3. Sinir sisteminin normal çalışmasını sağlar.
    4. Kanın pıhtılaşmasını kolaylaştırır.
    5. Romatizmaları, kas kramplarını önler.
    6. Kalbin sağlıklı çalışmasına yardım eder.
    7. Akciğerleri sağlıklı tutar.
    .
    “İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Bölümü Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın, sütün alternatifinin dereotu olduğunu söyledi. Adana Otizm Derneği’nin düzenlediği ‘Otizm Hastalığı’nın Tedavisi ve Beslenme’ konulu konferansta konuşan Prof. Dr. Ahmet Aydın, sütün kalsiyum bakımından en zengin besin olmadığını belirterek, “Dereotu sütten daha fazla kalsiyum içeriyor.
    İnek sütünde 117 miligram kalsiyum bulunurken, dereotunda bu oran 208’dir. Ayrıca dereotu magnezyum ve potasyum bakımından da zengin olduğu için kemik sağlığına daha faydalıdır.” dedi. Prof. Dr. Aydın, dünyada en cok süt tüketen ülke olan ABD’de, yine dünyada en çok osteoporoz rahatsızlığının olduğunu bildirdi. Prof. Dr. Aydın, çocukların ve anne- babaların kemiklerinin kuvvetli olması için mutlaka dereotu tüketilmesini önerdi.
    İsveç’te yapılan bir çalışmada 50- 85 yaşlarındaki menopoz sonrası kadınlarda süt tüketimi fazlalığının kırıkları azaltmadığının saptandığını kaydeden Prof. Dr. Aydın, şöyle konuştu: “Benzer şekilde ABD’de hemşireler üzerinde yapılan araştırmada gerek süt, gerekse süt dışı kalsiyum tüketimi fazlalığının kalça kırıklarını azaltmadığı tespit edilmiştir.
    Çocuklarınız ve kendinizin kemiklerinizin kuvvetli olması için mutlaka dereotu tüketin. Dereotundaki magnezyum ve kalsiyum kemik gelişimi için oldukça önemli bir mineraldir. Her memelinin sütü kendi yavrusunadır. 5-6 milyon yıllık insanlık tarihinin sadece son 10 bin yılında insanlar başka memelilerin sütünü içmişlerdir.
    Kendi annelerinin sütünü ise sadece hayatlarının ilk 2 yılında emerler, daha sonraları hiç süt tüketmezlerdi. Fosil incelemeleri, taş devri insanlarının kalın ve kırığa dirençli sağlam kemiklerinin olduğunu göstermektedir. Bu devre ait kemik örneklerinde osteoporoz yok denecek kadar azdır. Bunun nedeni de o devirde insanların sütten ziyade, daha çok yeşil sebze, ot türü yiyecekler tüketmesindendir.”

    Kalsiyum’dan yararlanma öncelikle gıdaya, cinsiyete ve yaşa göre değişmektedir. Süt ve süt ürünlerindeki kalsiyum gene sütte mevcut D vitamininin etkisi ile, portakal suyuna ilave edilen kalsiyum da portakal suyundaki C vitamininin etkisi ile çok daha kolay emilmektedir. Bu yüzden kalsiyum ihtiyacının karşılanmasında süt ve süt ürünleri ile kalsiyum fortifîye portakal sularına rağbet etmeniz doğru olacaktır. Diğer tarafta özellikle hamile veya süt verme döneminde olan kadınların kalsiyumdan yararlanabilme olasılıkları da diğer insanlara nazaran daha fazladır. Yaş da kalsiyumdan yararlanma üzerinde etkilidir. Yaşlanmaya bağlı olarak mide ve bağırsak yüzeyinin ve buradaki hücrelerin yaşlanması ve yıpranması ile kalsiyum, gençliktekine göre daha az emilmekte, dolayısı ile de kalsiyumdan yararlanabilme kabiliyeti yaşlılarda gençlere nazaran daha düşük olmaktadır. Kalsiyum emilimi ayrıca pankreas, karaciğer ve bağırsak hastalıklarında, C ve D vitamini yetmezliklerinde ve menopozda azalmaktadır. Boş midede sanılanın aksine kalsiyum daha az ve daha yavaş emilmektedir. Stres ve fiziksel güç kaybı da kalsiyum emilimini azaltmaktadır.
    Gıdalardan özellikle bazı bitkiler, içerdikleri oksalat ve oksalik asit nedeni ile kalsiyum emilimini azaltır. Zira oksalat ve oksalik asit kalsiyumu bağlayarak emilimini engeller. Oksalat ve oksalik asitin bol bulunduğu gıdalar havuç, ıspanak, kabak, çikolata ve kakaodur. Dolayısıyla, bu gıdaları kalsiyum yönünden zengin bir öğünden en az bir iki saat sonra tüketin ki, bu bir iki saatlik aralıkta kalsiyum hiç bir madde tarafından bağlanmaksızın bağırsaklardan emilerek kemiklere yönelebilsin.
    Lifler kalsiyum’u bağlayarak emilimini azaltır ve bu yolla kalsiyum eksikliğinin oluşumunda etkili olur. Liflerin kanserojen maddeleri bağlayarak kansere karşı koruyucu etkisi, dışkıyı şekillendirerek dışkılamayı kolaylaştırıcı etkisi, sindirim bozukluklarına karşı koruyucu etkisi, şeker ve kolesterol’ü düşürücü etkisi bu kitaptaki değişik kısımlarda sıkça belirtilmiştir. Bu olumlu etkilerinden dolayı pek çok rahatsızlık ve hastalığın önlenmesinde lifçe zengin beslenme son derece önemlidir. Ancak konumuz olan kalsiyum mineralini bağlaması ve sadece kalsiyumu değil, C vitamini, fosfor, demir ve magnezyum gibi bağlayıcı etkileri ile de lifli beslenme bazen mineral ve vitamin eksikliğini gündeme getirebilmektedir. Bu durumda bir taraftan liflerin önemli hastalıklara karşı koruyucu etkisi, diğer taraftan alınan diğer gıdalardaki önemli mineral ve vitaminleri bağlayıcı etkisi dikkate alındığında önemli bir sorunla karşılaşmaktayız. Lifli beslenmenin hem olumlu hem de olumsuz etkisi vardır. Ancak lifli gıdaları öğünler esnasında değil de öğünler arasında alırsanız, yani kalsiyum ve benzeri değerli mineralleri, ayrıca pek çok vitaminin bağırsaktan emilerek kana karışmasını takiben lifli gıdaları tükettiğinizde, hem liflerin olumlu etkilerinden yararlanmış hem de olumsuz etkilerinden korunmuş olursunuz. Yani lifli gıdaları diğer kısımlarda da belirttiğim üzere kesinlikle yemekler esnasında almayın. Bırakın, yemeğiniz iyice sindirilsin, yemeğinizi takiben bir iki saat geçsin. Ancak ondan sonra lifli gıdanızı tüketme yoluna gidin. Bu arada liflerin kalsiyumu bağlayıcı etkisi fazla abartılmamalıdır. Yani lifli maddelerin kalsiyumu bağlayarak vücuttan uzaklaştırıcı etkisi olduğu doğrudur; ancak lif etkisi ile bağlanarak vücuttan uzaklaştırılan kalsiyum miktarı sanılanın aksine çok azdır. Liften de önemlisi “phytic” asit adlı bir maddedir ki bu madde bitkilerde ve tahıllarda bulunur ve de kalsiyum bağlayıcı etkisi oldukça fazladır. Özellikle fasulye ve baklagillerin dış yüzeylerinde; çavdar, yulaf, mısır ve mercimeğin dış kabuk yüzeylerinde de bu madde bulunmaktadır
    Vücuttan kalsiyumu uzaklaştıran en önemli faktörlerin başında sodyum yani yemeklerle aldığımız tuz gelir. Bir tatlı kaşığı tuz 2300 mg tuza karşılık gelir ki, çoğumuz bir gün içinde bu tuz miktarını tüketiriz. Bu kadar az miktar tuz bile 40–80 mg kalsiyumu imha emektedir. Ancak tuzu, en fazla yemeklik tuz halinde tükettiğinizi zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Zira ondan çok daha fazlası işlenmiş ürünler yani fermente salam, sucuk, sosis, pastırma, soya sosu, hazır çorbalar vb. gıdalardan alınmaktadır.
    Yukarıda, tuzun kalsiyum eksiltici olumsuz etkisinden bahsettik. O halde tuzun bu zararlı etkisinden korunmak doğrultusunda onu beslenmemizden nasıl eksiltebiliriz sorusu ortaya çıkıyor, bunu öncelikle kendimizi ve çevremizi eğiterek yapabiliriz. Gıda seçimi ve tüketim alışkanlığı kazanmak gerçekten bir eğitimdir. İşlenmiş ve fermente gıdaları, tütsülenmiş ve küflermiş gıdaları mutfaktan mümkün olduğunca uzak tutarak taze sebze ve meyve tüketimine ve bitkisel kökenli beslenmeye ağırlık vermekle kendiliğinden tuz tüketimi de azaltılmış olacaktır. Çünkü yediğiniz tüm meyve, sebze ve salâtlarda gerçek organik tuz bulunmaktadır.
    Kalsiyum kaybına neden olan bir diğer önemli etken de protein yönünden zengin beslenmedir. Öyle ki protein ağırlıklı beslenme ve uzun süre bu stil beslenmede ısrar etmek, vücuttan kalsiyum atılımı % 50 oranında artmaktadır. Özellikle fosfat miktarı fazla olan et, süt ve bunların ürünleri ile fasulye ve baklagiller kalsiyum atımını artırmaktadır (Heaney, 1996). Fasulye ve baklagillerin kalsiyum bağlayıcı bu etkisine rağmen ben yine de bu gıdaları ağırlıkta olarak tüketin diyorum. Bu tür bir sakıncası olabilir, ancak bu gıdaların şeker ve kolesterolü düşürücü etkileri, Alzheimer ve Parkinson hastalıklarındaki koruyucu etkileri dikkate alındığında bu olumsuz etkisini fazla abartmayalım. Kalsiyum alımını, yeşil yapraklı sebzeleri ve yağlı balık tüketimini bol olarak yaptığınızda zaten yeterince gerçekleştirmiş olacaksınız.

  2. meryem hatice said

    Gülhan beydemir…
    Aydınlatıcı yazınızdan dolayı teşekkür ederiz..

  3. tuğba nur dursun said

    Sağlıklı beslenme yeterli ve dengeli beslenmedir.Vücudumuzu oluşturan hücrelerin düzenli ve dengeli çalışması için besin öğelerinden yani yağlar, karbonhidratlar, proteinler, vitaminler ve minerallerden yeterli miktarda almalıyız. Vücudumuzun tüm besin maddelerine ihtiyacı vardır. Tek taraflı beslenmek yani sadece protein veya karbonhidratla beslenmek yanlıştır. Dengeli beslenerek vitaminler, mineraller ve lifler gibi önemli besin maddelerinden de almış oluruz.

    Beslenme Piramidi

    Beslenme piramidi 5 ana besin grubunu içerir. Piramit en altta yer alan ve sıklıkla tüketilmesi gereken karbonhidratlarla başlar ve daha az tüketilmesi gereken gıdalara doğru gider. Bu besin grupları karbonhidratlar, mineraller, proteinler, yağ ve şekerdir.Beslenme piramidi gıdaların doğru seçimi için rehberiniz olmalıdır.

    Karbonhidratlar:Alt grupta yer alan ve sıklıkla tüketilmesi gereken gıdalardır. Karbonhidratlar pirinç, bulgur, makarna gibi tahıllardır.

    Mineraller: Sağlıklı yaşam için gereklidir. Mineraller (kalsiyum, bakır, iyot, demir, çinko vb.) sebze ve meyvelerde bulunur, hücre korunması ve sağlıklı diş, kemik, cilt yapısı için önemlidir. Mineraller ayrıca kalp ritmi, kan basıncı, vücuttaki sıvı dengesi gibi daha birçok düzenleyici fonksiyonlarda rol oynar.

    Proteinler: Vücudun en etkili kalori yakıcı bölümü olan kas dokusunu güçlendirmek açısından çok önemlidir. Protein ette, süt ürünlerinde ve daha az olarak hububat ürünlerinde bulunmaktadır.

    Yağ-şeker: Yağ ve şeker, çok az tüketilmesi gereken gıdalardır fakat A, D, E ve K vitaminleri gibi vücudumuz için önemli vitaminleri taşıma görevi yaptıklarından dolayı sağlığımız için yenilmesi de çok önemlidir. Sıvı ve katı yağlar, şeker ve tatlılar bu grupta yer alır.

    Yemek yeme alışkanlığımız zihinsel ve bedensel faaliyetlerimizi etkileyen unsurlardan biridir. Sağlıksız beslenme düşünme ve kavrama yeteneğinin azalmasına ve hafıza kayıplarına neden olur. Günde 8 saat uyuduğunuz halde kendinizi yorgun hissediyor, bedensel, zihinsel faaliyetlerinizde çabuk yoruluyor, hafıza ve düşüncenizde azalma görüyorsanız mutlaka yemek yeme alışkanlığınızı gözden geçirin ve aşağıdaki önerilerimize bir göz atın.

    Dengeli Beslenme Önerileri:

    Doymuş yağ (tere yağ, kuyruk yağı) oranı yüksek besinleri daha az tüketin.Yeterli miktarda doymamış yağ (ay çiçek, mısırözü, soya, fındık, zeytin yağı) almaya dikkat edin. Yarım yağlı süt, yağsız yoğurt tüketin.Yağlı kırmızı et yerine yağsız et, kuru baklagiller (nohut, mercimek, fasulye gibi) balık ve tavuk tercih edin. Süt ve süt ürünleri de (yoğurt, peynir vb.) tüketilmeli fakat bunlarında az yağlı olmalarına dikkat edilmeli.Yemeklerinizi haşlama, fırında pişirme veya ızgarada pişirme yöntemleriyle pişirirseniz yemeğe eklenecek yağıda azaltmış olursunuz.

    Aşırı şekerli gıdalardan kaçınmalı ve hatta çay, kahve gibi içecekler şekersiz içilmeli veya şeker miktarı azaltılmalıdır.

    Gıdalardan aldığımız günlük tuz miktarı 6 gr.ı (bir tatlı kaşığı) geçmemelidir. Bu miktara yemeklerden, ekmekten, içeceklerden aldığımız tuz miktarı dahildir. Tuz tüketimi ile yüksek tansiyon arasında ilişki bulunmaktadır. Yüksek tansiyonu olanlar doktorlarının tavsiyesine göre ya hiç tuz kullanmamalı yada miktarını azaltmalıdır.

    Güne kahvaltınızı yaparak başlayın. Gece boyu gıda alımı olmadığından beyninizin sabah kalkınca enerjiye ihtiyacı vardır. Daha sonra gıda alımınızı kahvaltıdan başlayarak gün içine yaymanız daha etkin kalori yakmanıza neden olur.Öğünlerinizi önceden belirleyiniz.Mümkünse yediklerinizi 3 ana öğün, 3ara öğüne bölün az ve sık beslenin.Bol su için, yiyecekleri iyice çiğneyin. Her yemek yediğinizde midenin 1/3’ünü boş bırakın. Tam olarak dolu mide sağlığımızın zaman içinde bozulmasına ,erken yaşlanmaya neden olur.Midenizi katı gıdalarla doldurmayın .Katı gıdalarla dolu mide içeriğinin gerekli öz suyu her tarafa dengeli ulaştırması güçleşir ve sindirim zorlaşır. Düzenli yemek yiyenler daha dengeli ve sağlıklı beslenmekte ve ideal kilolarını korumaktadırlar.

    Zihinsel faaliyetlerin gerektirdiği enerji kaynaklarının en önemlilerinden biride meyvelerdir. Beynin oksijen dışındaki tek enerjisi glikozdur. Glikoz meyvelerde hazır halde bulunur. Diğer gıdalarla alınan şeker midede yakılarak glikoza çevrilir. Bu nedenle meyveleri aç karnına yemeliyiz.Meyveler yemeklerden 30 dakika önce veya 3 saat sonra alınmalıdır.Mide doluyken alınan meyveler midede kalıp besin değeri kaybolup orada mayalanacağı için bütün sindirim sistemimizi yorar.

    Vücudumuzda dakikada 10 milyon hücre ölür ve bir o kadarı da yenilenir. Ortalama 100 günde (beyin ve sinir hücreleri hariç) bütün vücudumuz yenilenir.Düzensiz kötü beslenme yenileme sistemini aksatır. Cildiniz canlılığını, tazeliğini kaybeder ve en önemlisi hastalıklara açık olursunuz. Yorgunluk, çabuk yorulma, baş ağrısı olabilir. Düşünce ve hafıza sistemi bulanıklaşır.Bu nedenlerden dolayı düzenli ve sağlıklı beslenmeye dikkat etmeli ve yemek için yaşamamalı sadece yaşamak için yemeli görüşünü benimsemeliyiz.

  4. tuğba nur dursun said

    DENGELİ BESLENME KURALLARI

    Hayatınızda akılcı bir beslenme rejimi her zaman olmalı. Kilo vermeyi ertelemeyin. Eğer hızla kilo veremediyseniz, hayal kırıklığına uğramayın. Keza çok çabuk kilo kaybederseniz, yeme alışkanlıklarınızı değiştirmeniz imkansız. Herhangi bir tatlıyı yemeden veya bisküvi paketini açmadan önce kendinize sorun, “Ben gerçekten aç mıyım” eğer cevabınız olumluysa, on dakika bekleyin ve bu soruyu tekrar sorun.

    Yiyeceklerinizi haftalık olarak planlayın. Böylece alışveriş yaparken, abur cubur satın almaktan kurtulabilirsiniz.Asla süpermarkete aç gitmeyin. Eğer insanlar tok karnına alışverişe giderlerse, besin değeri daha yüksek yiyecekler alıyorlar. Abur cuburdan da uzak duruyorlar.

    Daha hareketli olabilmek için hayatınızda, beslenme rejiminizde değişiklik yapmaktan kaçınmayın.

    Bir günlük tutun. Hem ne yediğinizi, hem de ruh halinizi kaydedin. Eğer istemediğiniz halde yemek yiyorsanız, bir dakika sonra kendinizi kontrol altına alabilirsiniz. İradeyi kullanmak, dakikalarla başlar, saatlik, günlük, haftalık, aylık… sürelerle devam eder. Daima geriye dönüp kendinizi kontrol edin..

    Hiçbir zaman neden kilo vermek istediğinizi unutmayın. Sıkıldığınızda veya diyet yapmaktan yorulduğunuzda eski fotoğraflarınıza göz atın. Ve her verdiğiniz kiloda kendinizi nasıl hissettiğinizi hatırlayın. Değişimin zamanla ve sabırla olacağını hep aklınızın bir köşesinde bulundurun.

    Geçmişi değiştiremeyebiliriz ama gelecek için şansımızı deneyebiliriz.

    Eğer istemediğiniz halde yemek yiyorsanız, bir dakika sonra kendinizi kontrol altına alabilirsiniz. İradeyi kullanmak, dakikalarla başlar, saatlik, günlük, haftalık, aylık… sürelerle devam eder.

    Yeryüzündeki hiçbir yiyecek, sizin kendinizi zayıf hissetmenizden daha lezzetli olamaz.

    Artık biliyorum ki, doğru seçimler yaparsam, zayıflayabilirim. Her an şu soruyu soruyorum: “Buna ihtiyacım var mı, gerçekten onu yemeyi istiyor muyum?

    Eğer yemek yemek istemiyorsanız, yemek yiyebileceğiniz bir yere gitmeyin.

    Sosyal zorunluluk olarak, bir partiye gidiyorsunuz, ne yiyeceğinizi de planlayın

    Eğer bir açık büfe ile yüz yüze iseniz, hemen salata bölümüne gidin ve tabağınızı salatayla doldurun. İkinci kez gittiğinizde kendinizi tok hissedeceksiniz ve daha fazla kontrol edebileceksiniz.

    Her zaman ölçülü olun. Porsiyonlarınız küçük olsun.

    Bol sebze, Az yağ, Bardak bardak su… .

    Yemeğe başlamadan önce bir bardak su için ve bu sırada düşünün, “Şu anda yemek yiyorum ama hedeflediğim kilodan uzaklaşıyorum.” Kendi kendinizle yapacağınız tartışmalar işe yarayacak.

    Bilinçli bir şekilde yemek yiyin. Yavaş olun. Ağzınıza götürdüğünüz her lokmaya dikkat edin.

    Her yemekten sonra dişleriniz fırçalayın. Ağzınızdaki temizlik duygusu sizin bir kaç saat acıkmanızı engelliyor.

    Yediklerimiz Nasıl Harcanır?

    3 dilim ekmek 79 dakika yürüyüş veya 45 dakika ev temizliği
    Kaşarlı tost 18 dakika jimnastik veya 11 dakika ip atlama
    100 gr. pastırma 125 dakika kayak veya 36 dakika ev temizliği
    1 kase mercimek çorbası 44 dakika yürüyüş veya 12 dakika ip atlama
    1 tabak patlıcan musakka 28 dakika jimnastik veya 36 dakika ev temizliği
    1 cheesburger 65 dakika jimnastik 39 dakika ip atlama
    1 tabak zeytinyağlı barbunya 160 dakika kayak veya 80 dakika yürüyüş
    1 adet muz 25 dakika yürüyüş veya 50 dakika kayak
    1 dilim üzümlü kek 17 dakika jimnastik veya 22 dakika ev temizliği

    Günlük Kalori Hesabı

    Herkesin günlük belirli bir kaloriye ihtiyacı vardır. Bu konuda aşağıdaki tablodan faydalanabilirsiniz. Yaptığınız aktiviteye göre, vücut ağırlığınızı belirtilen sayıyla çarpın, çıkan sayı almanız gereken kaloriyi gösterecektir.

    AKTİVİTE
    ERKEKLER İÇİN
    KADINLAR iÇİN

    Hafif

    Orta

    Yoğun
    Ağırlık x 37

    Ağırlık x 42

    Ağırlık x 51
    Ağırlık x 35

    Ağırlık x 37

    Ağırlık x 44

  5. ahmet idris ulutaş said

    AYDINLATTIĞINIZ BİLGİLER İÇİN TEŞŞEKKÜR EDERİZ.DR. AHMET AYDIN BEY’İN BAHSETTİĞİ KEÇİ SÜTÜNDEN YAPILAN KEFİR’DE ÇOK FAYDALIDIR.

  6. Gülihan said

    elamün Aleyküm bir soru ile sizi rahatsız etcem cok uzun zamandır arastırııyorum ama bulamadım emziren anneler açlık orucunun bir sakıncası varmı 1,5 yaşında ve günde 1-2 kez içiyor yemekde yıyor ben daha oncede aclık oruclarını ıygaldım sımdı şifa için 21 güne nıyet etım 3 gümdeyim aclık değülde su orucu gıbı yapıyorum emzırdıgın için gunde 3 lt su

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: