LOKMAN HEKİM – SADE BİR HAYAT

Gerçek Tıp – Yitik şifanın izinde ( Sade bir hayat )

Archive for Ekim 2009

Lokman hekimin meyve suyu sırrı.

Posted by Site - Yönetici Ekim 31, 2009

Lokman hekimin meyve suyu sırrı.

Lokman hekimin meyve suyu sırrı.

Lokman hekimin meyve suyu sırrı.

Enfeksiyon hastalıklarından korunmanın ve sağlıklı bir ömür geçirmenin yolu bağışıklık sistemini güçlendirmekten geçiyor. Güçlü bir bağışıklık sistemi için meyve suyu tüketilmesi şart. Peki hangi meyve suyu neye yarıyor?

Vücudun ihtiyaç duyduğu bu sağlık kaynağı ise meyve suyunda gizli. Uzmanlar, bünyeyi sağlam tutmak için bol miktarda A, C ve E vitamini ile çeşitli antioksidanlar içeren meyve suyu tüketilmesini öneriyor. Peki hangi meyve suyu neye yarıyor? Bu sorunun cevabı aşağıda:

Portakal suyu: Bağışıklık sistemini güçlendirerek soğuk algınlığı ve gribe karşı güçlü bir savunma oluşturuyor. İçerdiği C vitamini ve folik asit sayesinde öksürüğü azaltıyor. Ayrıca içeriğinde bulunan bioflavin adlı antioksidan sayesinde kılcal damarları güçlendirerek kalbin zarar görmesini engelliyor. Potasyum içeriğiyle de tansiyonun dengelenmesine yardımcı oluyor, aynı zamanda cildi güzelleştiriyor.

Nar suyu: Kolesterol ve şekeri dengeleyerek kalp sağlığını koruyor. Kanser hücrelerinin gelişmesini de engelliyor. Ayrıca, ishali kesmeye, bağırsaklardaki parazitleri düşürmeye de etkili. Nar suyunun idrar söktürücü ve kan yapıcı özelliği de bulunuyor.

Vişne suyu: Ateşli hastalıklara karşı güçlü bir silah olan vişnede A vitamini ve potasyum bulunuyor. Kandaki asitleşmeyi de temizleyen vişne suyu, vücutta biriken fazla suyun dışarı atılmasını, mide ve karaciğerin düzenli olarak çalışmasını da sağlıyor. Ayrıca, idrar söktürücü özelliği de bulunuyor.

Kayısı suyu: İçerdiği A, E ve B3 vitaminleri, kalsiyum, magnezyum, potasyum ve fosfor sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirip kan yapımına yardımcı oluyor, sinirleri gevşetiyor. Kalsiyum ve magnezyum oranıyla da kemik erimesini önlüyor. İçeriğindeki betakaroten, akciğer kanserinin, kalp hastalıklarının ve kataraktın önlenmesinde rol oynuyor.

Elma suyu: Elma bağışıklık sistemini güçlendirici özelliği olan B3 ve E vitamini, potasyum ve bol miktarda pektin içeriyor. Kan şekerini kontrol altında tutan elma suyu baş ağrısına da iyi geliyor. Ayrıca böbreklerin temizlenmesini ve kolesterolün düşürülmesini sağlıyor. Bunların dışında, romatizma, gut ve mide rahatsızlıklarına karşı panzehir etkisi gösteriyor. Akciğer kanserine yakalanma riskini azaltıyor, tansiyonun yükselmesini engelliyor.

Şeftali suyu: Şeftali içerdiği A, B3 ve C vitaminleri, folik asit, betakaroten ve potasyum ile gribe karşı vücudun savunma mekanizmasını güçlendiriyor. Antioksidan özelliği ile zehirli maddelerin vücuda vereceği zararları azaltıyor. Sinir sistemini olumlu etkiliyor ve uykusuzluğu gideriyor. Böbreklerin ve safrakesesinin düzenli çalışmasını sağlıyor.

Üzüm suyu: ‘Bol miktarda A ve C vitamini, çeşitli mineraller ve demir ile potasyum içeriyor. Antioksidan özellikli olduğu için cildin yaşlanmasını geciktiriyor. Kan yapıcı özelliğinin yanı sıra romatizma ağrılarına iyi gelip kalp sistemini düzenliyor, bedensel ve zihinsel yorgunlukları gideriyor.

Domates suyu: İçerdiği C ve E vitaminleri, potasyum ve diğer mineralleri ile de sağlık için oldukça yararlı. Domates suyunda bol miktarda bulunan C vitamini ve bir antioksidan olan likopen, vücudu grip ve nezleden koruyor. Ayrıca likopen vücudu kalp hastalıkları ve kansere karşı da koruyor.

 

Meyve suyu yüzde 100 meyveden üretilmeli

Uluslararası standartlara ve Türk Gıda Kodeksi’ne göre meyve suyu ve benzeri içecekler, içerdikleri meyve oranına göre üç gruba ayrılıyor: Meyve suyu, meyve nektarı ve meyveli içecek. Meyve suları yüzde 100 meyveden üretiliyor. Meyve nektarlarında ise çeşidine göre meyve oranı yüzde 25 ile yüzde 50 arasında değişiyor. Meyveli içeceklerdeki meyve oranı da yüzde 10 civarında. Dolayısıyla içecekteki gerçek meyve oranı arttıkça, bunun vücuda faydası da artıyor. Uzmanlar, yüzde 100 meyveden üretilen içeceklerin tercih edilmesi gerektiğini belirtiyor

Posted in Diger Konular | Leave a Comment »

Profesör Doktor Sülük!

Posted by Site - Yönetici Ekim 24, 2009

sülük

sülük

Profesör Doktor Sülük!

Yazıyı lütfen sonuna kadar okuyun!
Bana değil, size faydası var, isterseniz okumayın.
Sözün bittiği yeri gördüm çünkü.
Sözün bittiği yerden yazmaya çalışıyorum şimdi.
Zor bir yazı.

Bütün doktorlar aynı şeyi söylediler bu hastalara. “Tıbben yapılabilecek hiçbir şey yok
Sonra da eklediler; “Sabredin, ileriki yıllarda tıp alanında gelişmeler olursa gözünüz açılabilir
Kimi on yıldır, kimi de 26 yıldır bekliyor “bir gelişme” olsun diye.
Ama hala dünyaları karanlık. Yani bir gelişme olmadı.
Kimi Behçet hastası, kimi Glokom, kimi de tavuk karası.
Küçük yaşta kafası üstüne düşüp, görme merkezini hasara uğratanlar da var.
Hepsinin ortak özelliği gözlerinin görmüyor olması.
Hastalardan biri 26 yıl önce kaybetmiş gözlerini.
Behçet hastası. Doktorlar O’na “kesinlikle çaresi yok” demiş. Çünkü modern tıp bu hastalığa henüz çare bulamadı.
Kapı kapı dolaşıp çare arayan Aydınlı bir kadına doktor en son şu sözü söylemiş; “Amerika’ya da gitsen çaresi yok
Kadın yıkılmış.
Bir diğeri defalarca ameliyat olmuş, ama nafile.
Tek isteği görmek. Ama göremiyor. Modern tıp çaresiz.
Şimdi buraya dikkat.
Tüm bu hastalar bir hafta gibi kısa bir sürede görmeye başladılar.
Yıllarca dünyaya kör bakan bu hastalar, mutluluktan havalara uçuyor.
Peki karanlık yılların hesabını kim verecek?
Onları tedavi eden doktor bir sülük.
Evet sülük.
Hani şu kocakarı ilaçlarından olan sülük.
Hem doktor, hem de ilaç.
Sülükle tedavi eden kişi bir tıp doktoru.
İşte sözün bittiği yer burası.
Sülük tedavisiyle bir hafta içinde yıllardır göremeyen bu hastalar şimdi görüyor.
Sadece göz değil.
Tıbbın çaresi yok dediği bir çok hastalık Manisa’daki bu merkezde tedavi ediliyor.
Yürüyemeyenler yürüyor, konuşamayanlar konuşuyor.
Merkez, Türkiye’nin dört bir yanından gelen hastalarla dolup taşıyor.
Yurt dışından gelenler de var.
Manisa’daki otellerde yer yok. Yeni oteller inşa ediliyor.
Türk şeyi” bu değil de nedir sizce?
Şimdi soru şu;
Modern tıbbın yapamadığını yapan sülükler mi alternatif, yoksa, sülüğün yaptığını yapamayan modern tıp mı?
Hangisi alternatif tıp?
Benim kafam karışık.
Uyuyan bir insanı uyandırmak kolaydır, ama uyuyor taklidi yapıyorsa O’nu uyandıramazsınız.

Turgay Güler /haber7

Posted in Diger Konular, Sülük tedavisi | 18 Comments »

Yıllanmış sarımsak ekstraktı

Posted by Site - Yönetici Ekim 20, 2009

Yıllanmış sarımsak ekstraktı

Yıllanmış sarımsak ekstraktı

Yıllanmış sarımsak ekstraktı

”Yıllanmış sarımsak ekstraktı (AGE), kötü kokmayan gençlik iksiri gibidir”

Hazırlanışı

Anadolu’da yaşayan insanların yıllardır kullandığı yıllanmış sarımsak ekstraktı şöyle hazırlanıyor:

1 kilo sarımsak soyulup, iyice eziliyor.

Bir kavanozun içine konan ezilmiş sarımsakların içine 1 litre su, 5 adet de limon sıkılarak karıştırılıyor, bu karışımın içine 1 litre de sirke ekleniyor.

Bunlar karıştırıldıktan sonra kavanozun kapağı iyice sıkılıp, karanlık ve serin bir yerde 6 ile 10 ay arasında bekletiliyor.

Daha sonra yıllanan sarımsak günde bir tatlı kaşığı tüketiliyor. Hiçbir yan etkisi olmayan karışımın kokusuz ve çok lezzetli bir tadı olduğu bildirildi

..

Posted in Diger Konular | 4 Comments »

Un ve ekmek

Posted by Site - Yönetici Ekim 18, 2009

Un ve ekmek

Un ve ekmek

Un ve ekmek

 

Eski ABD Tarım Bakanlığı Müsteşarı ve BM Dünya Gıda Programı icra Direktörü Catherine Bertini içinde bulunduğumuz durumu şöyle özetliyor: ?Gıda güçtür! O’nu davranışları değiştirmek için kullanırız. Bazıları bunu rüşvet olarak adlandırabilir. Özür dilemiyoruz!?


Ekmek, özellikle Anadolu insanının vazgeçilmezler listesinin ilk sırasında. Sağlıklı ve besleyici bir ekmek, öğütülme dışında hiçbir işleme tabi tutulmamış ?tam buğday unu?ndan yapılır. En besleyici un; karışık buğday türlerinin, hiçbir işleme tabi tutulmadan ve kepeği de ayrıştırılmadan değirmende öğütülmesi ile elde edilen undur.

 

Bugün çoğu fırın, ‘benzoil peroksit’ gibi kanserojen katkı maddeleri ile beyazlatılan ve ?beyaz un? olarak adlandırılan kalitesiz ve kepeksiz unları kullanır. ‘Kepekli ekmek’ diye satılan ekmekler, kalitesiz unlara dışarıdan kepek eklemesi ile elde edilir ki; bu durum besin değerini düşürdüğü için asla önerilmeyen bir yöntemdir. Çoğu fırında hijyen kurallarına dikkat edilmeden; içeriğini üreticilerin, satıcıların hatta akademik çevrelerin bile bilmediği, sayısı otuzları bulan karışımlardan elde edilen katkı maddeleri eklenmiş ekmekleri(!) üretiyor.

 

Bu ekmekler, insanları beslemek bir yana ?gizli açlık? çekmelerine, alerjenlerden kansere kadar sayısız hastalıklara neden olmakta.

 

Bu ve zikredilmemiş pek çok sebepten ötürü, küçük özel değirmenlerden ‘tam un’ alınarak ya da buğday alıp, tam buğday unu yaptırılarak, evlerimizde ekmek makineleri veya başkaca yöntemlerle kendi ekmeğimizi üretmemiz en sağlıklı yol olacaktır. Bize zararsız diye tanıtılan yapay mayaların, farelerin beyinlerinde tümör oluşumuna sebep olduğunu, ekşi mayaların ise insanı hızlı yaşlandırdığını ve bağırsakların emilimini geri iterek zarar verdiğini göz ardı etmemeli. En azından hazır mayalar yerine önceki hamurdan ayrılan ve buzdolabında saklanan ekşi mayaların kullanılması da, sağlık açısından önemli.

 

Bunun yanı sıra günümüzde bakkal ve marketlerde ambalajsız biçimde satılan ekmeklere sayısız el ile temas ediyor. Bu temas sonrası bulaşan mikropların toplum sağlığını nasıl tehdit ettiğini, en başta bu ülkenin yöneticileri bugüne kadar hiç dert edinmedi. Makarnayı ekmekle tüketen ve günlük besin ihtiyacının yüzde 55’ni ekmekten sağlayan bir toplumun ekmek kalitesinden daha öncelikli bir sorunu olabilir mi? Elbette olmamalı. Lakin vakıa odur ki, bu ülkenin çözüme kavuşturulması gereken en önemli sorunu, yine ekmektir ve çözüme yönelik ne Tarım ne de Sağlık Bakanlıklarında hiçbir çaba görmemekteyiz.

 

Türkiye’de bir kişi, günlük ortalama 400 gr ekmek tüketiyor. Ancak ekmeğin kalitesizliği ve sağlıksız şartlarda üretilmesi yetersiz beslenme sorunu ortaya çıkardığından, hemen herkes potansiyel hasta konumuna düşüyor. Bu durum başta ilaç firmaları olmak üzere sağlık sektörünü mutlu etmeye elbette yetiyor.

 

Devletin çözüm üretemediği kalitesiz, niteliksiz ve ambalajsız ekmekleri tüketmediğimiz zaman, sektör kendi çıkarı hesabına bu sorunu çözmek zorunda kalacaktır. İnsan dışındaki canlılar, önüne konan her şeyi tüketmez. Çünkü diğer canlılar fıtratın dışına çıkıp isyan ederek kendi kendilerine zarar vermiyorlar. Lakin ?akıllı? olan bunun farkında değil!

 

Öte yandan hayatın her alanına müdahil bir dinin ekmekle ilgili bir çözümünün olmaması düşünülemez. Ancak Müslümanların önemli bir kısmı buna merak bile ediyor değil. Halbuki hayatın her alanına müdahil bir dinin ekmek gibi bir nimete yönelik çözümünün olmaması mümkün olabilir mi?

O halde ekmek konusunda birkaç Hadi Şerif’i naklederek konuyu daha iyi anlamaya çalışalım. ‘Resulüllah s.a.v. hiç kepeksiz undan yapılmış beyaz ekmek yedi mi?’ sorusuna Sehl İbn-u  Sa’d r.a. ?Hayır! Resulüllah s.a.v., Allah’ın O’nu peygamber olarak gönderdiği günden ölünceye kadar hiç beyaz ekmek görmedi’ cevabını verirken ‘Elekleriniz var mıydı?’ sorusuna ise ‘Hayır! dedi. (Buhari, Et’ime 22, 10; Tirmizi, Zühd 38, (2365))

 

Resul-i Ekrem s.a.v. ?Annemden sonra annemdir? buyurduğu Ümmi Eymen r.a.’nın anlattığına göre: Kendisi bir unu eleyip ondan Peygamber s.a.v. için ekmek yapmıştır. Resülullah: ‘Bu nedir?‘ diye sormuş, O da: ‘Bu bizim diyarda yaptığımız bir yiyecektir. Ben ondan sizin için bir ekmek yapmak arzu ettim’ demiştir. Efendimiz de: ‘Şu eleyip ayırdığın kepeği, öbürüne un kısmına geri kat, sonra yoğur ve ekmek yap’ buyurmuştur.? (Kütüb-i Sitte 6984)

 

Hz. Aişe r.a. annemiz anlatıyor: ‘Resulüllah s.a.v. odama girmişlerdi. Düşmüş bir ekmek parçası gördüler. Hemen onu alıp silerek yediler ve: ?Ey Aişe! Kıymetli olan ekmeğe hürmet et! Zira şu ekmek, bir kavme nefret edip kaçmışsa bir daha dönmemiştir? buyurdular.? (Kütüb-i Sitte 6990)

 

Ekmek sorunu çözen ülkelerin sağlık sonunu büyük oranda çözmüş ve koruyucu hekimlik alanında başarılı ülkeler olduğunu ve de kepeksiz olması nedeniyle B12 vitaminin eksikliği ile beyazlatılmış ekmek yüzünden şeker hastalığındaki artışları göz önüne alırsak Hz Peygamber s.a.v. tavsiyelerinin önemi açıkça anlaşılıyor olmalı.

 

Un ve ekmek

Un ve ekmek

Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı A.B.D. akademisyenlerince ?Ekmek fırınlarının yönetmeliklere uygunluğunun değerlendirilmesi? başlıklı 136 fırın üzerinde yaptıkları denetim ve inceleme raporunda yer alan bulgular dikkat çekici olmasının yanı sıra ürpertici de.

 

Rapor özetle ?Ekmek, Türkiye’de insan beslenmesindeki başlıca gıda maddesidir. Vitamin B, proteinler ve mineraller içerir. Ayrıca ekmek iyi bir enerji kaynağıdır. Ülkemizde ekmeğin hijyenik koşullarda üretimi konusunda birçok eksiklik bulunmaktadır. Yapılan tüm denetimler ve uygulanan cezalar durumun düzeltilmesi konusunda yetersiz kalmaktadır. Tanımlayıcı tipteki bu araştırmanın amacı, fırınların yönetmelik hükümlerine uygun olup olmadığını belirlemek ve sorunları tanımlamaktır. Araştırma sonucunda 136 fırından 92’sinin (%67,6) ruhsatlı, 44’ünün (%32,4) ruhsatsız olarak faaliyet gösterdiği tespit edilmiştir. ruhsatı olan fırınların (sadece) %6,5’i (7 fırın) denetim sonuçlarına göre sorunsuz olarak bulunmuştur. Faaliyeti durdurulması gereken fırın sayısı ruhsatlı fırınların yarısını (%50,46) oluşturmaktaydı. Araştırma sonucunda ruhsatsız olarak çalışan fırınlar saptanmıştır. Fırınların çoğunun yönetmeliklere uygun olmayan şartlarda üretim yaptıkları tespit edilmiştir? demekte.

 

Diğer taraftan ekmeklere eklenen E472a-f kodlu ‘Mono ve Digliserid Diasetil Tartarik Asit Esterleri’nin bitkilerin yanı sıra hayvanlardan da elde edilmekte. Bazı profesörlerimizin özensiz aklama fetvasını görmezlikten gelerek bu katkı maddesinin domuz menşeli olma ihtimali belirtmekte yarar var. Bu durumda bu katkı maddesini şüpheli hale getirmeye yetmekte.

 

Hollanda Wageningen Üniversitesi web sitesinde E472a-f kodlu katkı maddesini kaynağını için ?Gliserol, doğal yağ asitleri ve diğer organik asitlerden (asetik, laktik, tartarik, sitrik) üretilen sentetik yağ esterleridir. Yağ asitleri genelde bitkisel kökenlidir. Fakat hayvansal kaynaklı yağ asitleri de kullanılabilir. Hayvansal yağların (domuz yağı gibi) kullanımı dışlanamaz. Bundan dolayı; birtakım gruplar, örneğin, etin yanı sıra süt ve süt ürünleri de yemeyen vejeteryanlar, Müslümanlar ve Yahudiler bu ürünlerden uzak durmalıdır? bilgi ve uyarılarını yapmakta. ‘Bizim kattığımız bitkiseldir’ diye beyan edenleri sözlerinin muteberliğinin tartışmalı olduğu bir çağda kazar sizin.

 

Son olarak ekmekler genetik mühendisliğinin en kolay sirayet edebileceği ürünlerden biri olduğunu belirtmeli. Gerekçesi ne olursa olsun tam undan üretilmeyen, endüstriyel katkı maddeleri eklenmiş ekmeklerden özellikle de E472 kodlu katkı maddesi ile amylase, dough, catalase, conditioner ve lactase gibi maddelerin şerlerinden emin olabilmek için uzak durmalı.

 

Kemal Özer : Timeturk

Posted in Diger Konular | 1 Comment »

Kireçlenmenin etkili ilacı

Posted by Site - Yönetici Ekim 17, 2009

Kireçlenmenin etkili ilacı TARÇIN

Kireçlenmenin etkili ilacı TARÇIN

Kireçlenmenin etkili ilacı

Bu 5 baharat lezzetleri kadar aynı zamanda güç veren doğal besinler. Baharatları, yiyeceklerinize ve salatanıza karıştırmak gücünüzü artırıyor, bağışıklığınızı güçlendiriyor.

TARÇIN

Doğal bir mikrop düşmanı olan tarçını, her gün çay kaşığının 1/4’ü kadar aldığınızda, kan şekerinizi ve kolesterolünüzü düşürür.

KEKİK

Izgarada pişireceğiniz tavuk, balık veya eti kekikle marine ettiğinizde mentollü ve biraz ekşimsi tadı mükemmel bir lezzet verir. Kekik, birçok sağlık uzmanının listesinde kanserden koruyucu olarak yer alır. Kekik yağı ağız temizliğinde tercih edilebilir.

KİMYON

Kimyon kanser savaşçısıdır. Egzotik lezzetler elde etmek için pilav, tahıl, salatalara ekleyebilir, et yemeklerini marine edebilirsiniz. Eti kalp sağlığını koruyan kimyonla pişirebilirsiniz.

MERCAN KÖŞK

Bir elmadan 42 kat daha fazla antioksidan içeren mercan köşk bitkisini salata, omlet veya favori kurabiyelerinize ekleyebilirsiniz.

ZERDEÇAL

Zerdeçal, kist, kanser, kireçlenme hatta alzheimera karşı oldukça yararlı. Hafızaya iyi gelen zerdeçaldan bir tutam alarak, yaptığınız pilav, yahni veya mercimek gibi yemeklere ekleyebilirsiniz.

..

Posted in Diger Konular, Kireçlenme | Etiketler: , , , , , | 2 Comments »

BAZI MEYVELER VE SEBZELER

Posted by Site - Yönetici Ekim 16, 2009

BAZI MEYVELER VE SEBZELER

BAZI MEYVELER VE SEBZELER

BAZI MEYVELER VE SEBZELER

  • İncir,hurma,kuru üzüm ve keçi boynuzu gibi meyveler digerlerine göre midede fazla kaldıklarından insanı tok tutar ve besleyicidir.

  • Armut yeterince yenirse bagırsakları yumuşatır.Sert armut pişirilip ( haşlanıp ) yenilebilir.

  • Olgun elma, yemek üzerine yeteri kadar yendiginde hazıma yardımcı olur. Elmayı yemekten evvel yemek daha faydalıdır.

  • Erigin tatlı olanları bagırsakları yumuşatır, ham erigin fazlası mideyi bozar. Mayhoş erigin hoşafı mide ve bagırsaklara iyi gelir.

  • Şeftali, kabugu soyulmadan yenmelidir.Fazla yenmesi zararlıdır.

  • Ayva ishali keser,mideye faydalıdır.

  • Kızılcık iştah açar.

  • İncir fazla yenirse bagırsakları bozar.Nemli yerlerde tutulan kuru incirin üzeri  un-kepek gibi beyazlanırsa yenmesi zararlıdır.

  • Demirhindi bagırsakları çalıştırıp ateşi düşürür.

  • Kara dutun olgunu bagırsakları yumuşatır.

  • Hunnab ( çigde ) kurusu kaynatılırsa gögüs agrılarına yararlıdır.Bagırsak ve mide rahatsızlıklarına iyi gelir.

  • Ekşi nar şurubu harareti giderir, serinlik verir. Ekşi ve tatlı narı sıkıp suyunu içmek daha faydalıdır.İçindeki sarı perdeleride yemelidir.

  • Portakalın agızda bir süre tutulması harareti azaltır. Suyuna seker katılarak içilmesi harareti ve agız kurulugunu giderir.

  • İyi cins kavun-karpuz yaz mevsiminde yenirse vücudu serin tutar,sakinleştirir. Fazla yenirse şişkinlik verip rahatsız eder.

  • Salatalık vücüdü serinletip yumuşatır.Mevsiminde salatası serinlik verir,iştah açar.

  • Mısırın hazımı güçtür,Mideyi yordugu için çok yenilmesi şişkinlik ve rahatsızlık verir.

  • Yemeklerden önce kahve içilmesi hazma yardımcı olur.

  • Çay idrar söktürücü,mideyi uyarıcı oldugu için,yemeklerden sonra içilmesi hazma yararlıdır.Kahveye göre daha çok tercih edilir.Aşırı içilmesi tansiyonu yükseltir.

 

Fazilet Takvimi – 10 mayıs – 2009

Posted in Diger Konular | Leave a Comment »

Ekmek yerine zehir yiyoruz!!!

Posted by Site - Yönetici Ekim 15, 2009

Ekmek yerine zehir yiyoruz!!!

Ekmek yerine zehir yiyoruz!!!

Ekmek yerine zehir yiyoruz!!!

GİMDES Genel Başkanı Dr. Müh. Hüseyin Kami Büyüközer ekmekteki katkı maddelerini internet sitesinde açıkladı.

GİMDES Genel Başkanı Dr. Müh. Hüseyin Kami Büyüközer ekmekteki katkı maddelerini internet sitesinde açıkladı. Sitedeki bilgiler insanın tüylerini ürpertiyor. İnsan saçından domuz kılına kadar pek çok katkı maddesi içeren ekmek hastalıklara davetiye çıkarıyor…

GİMDES (Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Denetleme ve Sertifikalandırma Derneği) Genel Başkanı Dr. Müh. Hüseyin Kami Büyüközer ekmekteki katkı maddelerini internet sitesinde açıkladı. Büyüközer’e göre ekmeğe katkı maddelerinin konulma sebebi şöyle; “Hamurun asidini artırmak, bayatlamayı geciktirmek, ekmek hatalarını ve hastalıklarını düzeltmek, su kaldırma oranını yükseltmek, hacim artışı sağlamak, un rekoltesini yükseltmek .”

İŞTE O MADDELER

E170 kalsiyum karbonat: Hem renklendirici hem mineral tuz; kaya minerali veya kemikten elde edilir; diş macunu, beyaz boya, temizleme tozları, bisküvi, ekmek, kek, dondurma, dondurulmuş konserve sebze ve meyvede ve ilaçlarda kullanılır; yüksek dozlarda zehirlidir; safra, böbrek taşı, hemoroid, kabızlık ve fistül kanamalarına sebep olabilir. Ayrıca kemikten elde edilmesi ihtimali bu katkı maddesini en azından şüpheli hale getirir.

E 471-E477 Mono: Homojenleştirici. Bitkisel ve hayvani kökenli olabilir. Bitkisel kökenden türetilirse, helâl, hayvani unsurlardan türetilirse, şüphelidir. nE 280 propiyonik asit: Koruyucu olarak kullanılır. Migren ağrılarına sebep olabilir; doğal olarak mayalanmış gıdalarda, insan teri ve geviş getirenlerin sindirim organlarında bulunur, mayalanmış kağıt hamuru veya çürümüş lif bakterisinden elde edilir; ekmek ve un mamullerinde kullanılır.

E 200 sorbik asit: Koruyucu olarak kullanılır. Ciltte kaşıntı yapabilir.

E420 sorbitol: Kıvam artırıcı,suni tatlandırıcı ve nem tutucu; etli ve zarlı kabuksuz meyvelerden veya sentetik olarak glukozdan elde edilir; gıda, ilaç ve kozmetiklerde kullanılır. Bebek ve çocuk gıdalarında kullanmak yasaktır.

E422 gliserin: Kıvam artırıcı, tatlandırıcı ve nem tutucu, yağlı renksiz alkol; hayvansal veya bitkisel yağların alkalilerle ayrışması sonucu elde edilir; petrol ürünlerinden ve bazen propilenden sentetik olarak elde edilir; büyük miktarlar baş ağrısı, susuzluk, bulantı ve yüksek kan şekerine sebep olabilir.

E920 Sistain: Un işleme ajanı. İnsan saçı, başta domuz olmak üzere hayvan kılı ve tavuk tüyünden elde edilir. nE924 potasyum bromat: Un işleme ajanı. Bulantı, kusma, diyare ve sancılara neden olabilir.

E928 benzoil peroksit: Unun beyazlaması için kullanılır. Alerjik geçmişi olanlar sakınmalıdır. Büyüközer, “Bunlar migrenden alerjiye hatta kansere kadar birçok rahatsızlıklar oluşturabilen maddelerdir. Uygulamada ise bu katkı maddeleri bu isimleri ile değil ticari isimleri ile alınır satılır.

Ayrıca fırınlarda bu katkı maddelerini hamura katacak eğitilmiş elemanların yetersizliği sebebi ile ekseriya limit aşımı tehlikesi de söz konusudur. Ancak ister paketli olsun, ister paketsiz satılsın çoğu ekmeklerde kullanılan katkı maddelerinin detay bilgileri yer almamaktadır. Bu da tüketiciyi zor durumda bırakmaktadır” şeklinde konuştu.

Peki ne yapacağız?

Dr. Müh. Hüseyin Kami Büyüközer, “Peki ne yapacağız?” sorusunun cevabını ise şöyle veriyor: “Güvendiğimiz market veya fırından katkısız ekmek isteyelim. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın yeni tebliğinde ekmeğe, herhangi bir katkı maddesi katılmaz ise “etiket üzerinde ekmek adı ile birlikte ‘katkısız’ ifadesi kullanılır” şeklinde bir düzenleme getirildi. O halde öncelikle çevremizde katkısız ekmek üreten fırınları araştırmalıyız. Bulduktan sonra iyice sorgulamalıyız. Çünki maalesef ülkemizde üreticilerden doğru bilgi almak ekseriya zor olmaktadır. İyice emin olduktan sonra katkısız ekmek tüketmeliyiz.

BEYAZ EKMEĞİ KALDIRIN

Kepek ekmeğini tercih etmeliyiz. Çünkü buğday, sağlık açısından yararlı B2 ve B6 vitaminleri ile niyasin, folik asit, demir ve çinko içeriyor. Bu maddelerin daha çok yoğunlaştığı kısım olan buğdayın dış kabuğu, un yapımı sırasında ayrıştırılıyor ve ekmeğin besin değeri düşüyor. Bu nedenle kepek ekmeği yemek daha doğru.”

MERYEM HATİCE

 www.haber5.com

Posted in Diger Konular, MERYEM HATİCE'NİN YAZILARI | 2 Comments »

Hazır gıdalar çocuklar için sakıncalı

Posted by Site - Yönetici Ekim 14, 2009

Hazır gıdalar çocuklar için sakıncalı

Hazır gıdalar çocuklar için sakıncalı

Hazır gıdalar çocuklar için sakıncalı 

Uzmanlar, büyüklere göre hazırlanan cips, meyve suyu ve hazır kek katkı maddelerinin, çocuklar için hastalık nedeni olduğunu belirtiyorlar.

Doktorlar anne ve babaları çocuklarına hazır kek, cips, ve meyve suları yönünde uyarırken, bu gıda maddelerinin çocukların vücutlarında kaşıntı, yüzde döküntü ya da hiperaktivite gibi zararlı etkiler gösterdiğini belirtiyorlar. Uzmanlar, çocuklarda böyle sıkıntılar yaşanmasındaki en büyük etkenin yiyecek ve içeceklerdeki E sayılı katkı maddelerinin olduğunu belirtirken, son yıllarda yapılan araştırmalarda, gıda katkı maddelerinin küçük çocuklardaki hiperaktivite, dikkat eksikliği, ya da allerjik reaksiyonlarda rolü olabileceğini ya da bu tür özellikler taşıyan çocuklarda katkı maddelerinin tüketilmesi sonucu sorun çıkabileceğini bildiriyorlar.

Bu gıdaların tüketiminin kesildiğinde çocuklarda görülen hiperaktivitenin de sona erdiğini belirten uzmanlar, ayrıca hazır gıdalardaki E kodlu katkı maddelerinin küçük çocuklarda davranış bozukluğunu tetiklediğini vurguluyorlar. Uzmanlar, gıdalara kırmızı rengini veren ´karmen kırmızısı´´nın alerjiye neden olduğunu; hatta devamlı tüketilmesi halinde ölüme götüren şok yaratabildiğine dikkati çekiyor. Cips, şekerleme, puding ve gazoza sarı renk veren ´Tartrazin´ katkı maddesinin astım krizine neden olduğunu belirten uzmanlar, dayanıklılık için kuru meyvelerde kullanılan sülfitlerin ise kusma, ishal ve karın ağrısına yol açtığını belirtiyorlar.

 

MERYEM HATİCE

Posted in Diger Konular, MERYEM HATİCE'NİN YAZILARI | Leave a Comment »

BAZI GIDA ve KOZMETİK ÜRÜNLERİNDE BULUNABİLEN KATKI MADDELERİ

Posted by Site - Yönetici Ekim 12, 2009

BAZI GIDA ve KOZMETİK ÜRÜNLERİNDE BULUNABİLEN KATKI MADDELERİ

BAZI GIDA ve KOZMETİK ÜRÜNLERİNDE BULUNABİLEN KATKI MADDELERİ

 1 BEBEK MAMASI E332, E333, E508, whey*(peynir altı suyu),sukroz,laktoz,kalsiyum pantotenat,taurin, inositol*, vitaminler*
 2 BİSKÜVİ E450a, E500, E471*, E481*, E482*, margarin*
 3 CİPSLER E471*, E475*, E481*, E482*
 4 ÇİKLET E101*, E102*, E120**, E141*, E296, E320*, E322*, E330, E420, E421, E422*, E464, E950, E951*, E965, fenilalinin, glukonatlar
 5 ÇİKOLATA ŞEKERLEME E322*, E432*, E433*, E471*, E472*, E476*, E491*, E492*, E493*, E494*, E495*, E434*, E435*, E436*
 6 DİŞ MACUNU Sodyum bikarbonat, gliserin*, Hidratlanmış slikat, sorbitol, tetrasodyum pirofosfat, PEG-6, PEG-32, Sodyum laurilsülfat, Aroma*, selüloz gum, Sodyum florid, Sodyum sakkarin, cl77891, Cl58000, Titanyum dioksit, kalsiyom glukonat, formaldehit, tri sodyum fosfat, dikalsiyum fosfat dihidrat, mono floro fosfat
 7 DONDURMA E441**, E471*, E481*
 8 EKMEK  E170*, E282, E300, E432*, E433*, E434*, E435*, E436*, E471*, E472*e, enzim karışımı*,
 9 GAZOZ  E202, E211*, E290, E300, E330
10 HAMUR KABARTMA TOZU  E450a, E500
11 HAZIR ÇORBA E100*, E150, E330, E412, E621*, malto dekstrin, peynir altı suyu*
12 HAZIR KEK E450a, E500, E471*, E481*, E482*, margarin*
13 JÖLE E100*, E162*, E297, E331, E441**
14 KAHVE KREMASI E341*,E469, E471*, E472*
15 KETÇAP E202, E211*, E300, E412
16 KOLA E150, E338, kafein
17 KREM ŞANTİ E160*, E339*, E340, E407*, E433*, E435*, E471*, E472*, E475*, E932
18 LOKUM E102*, E110*, E124*, E132*
19 MARGARİN E160a*, E202, E270*, E322*, E330, E432*, E433*, E434*, E435*, E436*, E472b*, E472c*, E475, E476, E477, vitaminler*
20 MAYONEZ E432*, E433*, E434*, E435*, E436*, E472c*, E472*e
21 MISIR GEVREĞİ E101*, E170*, E321*, E339, E341*, E375, folakin (folik asit), pantotenik asit, tiamin
22 NEKTAR (MEYVE SUYU) E300, E330
23 PASTA E432*, E433*, E434*, E435*, E436*, E441*,E450*, E471*, E472*, E475*, E477*, margarin*, E500
24 PUDİNG E102*, E110*, E160a*, E407*
25 TON BALIĞI E410, E412, E415
26 TOZ MEYVE İÇECEKLERİ E101*, E102*, E110*, E129*, E171, E330, E331, E341*, E375, E414, E415, E440, E466, E500, E551, E950, E951*, E954, maltodekstrin, folakin (folik asit)
27 TUZ E514, E554, potasyum iyodid
28 YOĞURT E441**

 

İşaretsiz ” siyah ” E numaraları helal kabul edilen katkıları gösterir.

kırmızı ” E numaraları sağlık için tehlikeli katkıları gösterir.

” ** ” işaretleri kesin hayvan (çoğunlukla domuz) kökenli katkıları gösterir.(haram)

” * ” Bitkisel veya hayvansal kökenli olabilir. Alkolle muamele edilmiş veya edilmemiş olabilir.Bu sebeple (şüpheli) kabul edilen katkıları gösterir.

Kaynak: animal-ingredients.hypermart.net http://www.foodag.com ve http://www.muslimconsumergroup.com HACSG (Hiperaktif çocukları destekleme grubu),www.ifanca.org, http://www.ehalalfood.com, http://www.eathalal.com, http://www.whatisinit.com, http://www.halalpak.com internet sayfalarından faydalanılmıştır.

MERYEM HATiCE

Posted in MERYEM HATİCE'NİN YAZILARI | 1 Comment »

TORUNLARIMIZ KUYRUKLU YA DA YÜZGEÇLİ OLURSA !

Posted by Site - Yönetici Ekim 9, 2009

GMO

GMO

Biraz uzun bir yazı , ama okumanızı tavsiye ederim.

TORUNLARIMIZ KUYRUKLU YA DA YÜZGEÇLİ OLURSA !

Genetiği değiştirilmiş ürünlerin, zamanla insanlarda ne tür etkiler oluşturacağını gösteren sağlıklı hiçbir test yapılmamıştır. Tükettiğimiz akrep, balık, domuz veya insan geni taşıyan domates ya da patates acaba bizim genlerimize ne gibi etki yapabilir? Mesela torunlarımız kuyruklu veya yüzgeçli doğar mı?

Haber Ajanda, Aralık 2006

KONTROL EDİLEBİLİR BİR NESİL Mİ YETİŞİYOR?

Esra DURU

e.duru@haberajanda.com

Haber Ajanda Dergisi. YIL 1 SAYI 9, ARALIK 2006

Genetiği değiştirilmiş ürünlerin, zamanla insanlarda ne tür etkiler oluşturacağını gösteren sağlıklı hiçbir test yapılmamıştır. Tükettiğimiz akrep, balık, domuz veya insan geni taşıyan domates ya da patates acaba bizim genlerimize ne gibi etki yapabilir? Mesela torunlarımız kuyruklu veya yüzgeçli doğar mı?

***

Bir kere değiştirilmiş bir geni, eski haline döndürmek artık imkânsızdır. Doğadaki akrabalarından çok daha güçlü hale gelen GMO’lar, akrabalarını doğal ekolojik sistemin dışına itebileceği gibi onları tamamen yok da edebilir ya da gıda zincirine dâhil olarak tamamen beklenmedik ve öngörülemeyen yeni formlara neden olabilir. Böyle bir felaket, atom faciasından bile daha korkunç sonuçlar doğurabilir.

***

Belirli tip hücreleri yok eden genler belirli bir grubu veya belirtiyi de hedef alabilir’ Örneğin göz veya ten rengi, saç yapısı, ırk, din veya diğer bir özelliğe yönlendirilmiş olabilir. GMO, korkunç bir kitle imha silahına dönüşebileceği gibi, insan, hayvan, bitki ve mikroorganizmaların kitlesel yönetimini sağlayan bir makine halini de alabilir.

***

Gen teknolojisi veya nanoteknoloji yöntemleriyle elde edilen ilaçlar, genetiği değiştirilmiş vitaminler ve şifalı otlar, gen teknolojisinin veya nanoteknolojinin kullanıldığı tedavi yöntemleri, farkında olmasak da DNA moleküllerimiz içinde kalıcı bir değişimi başlatıyor. Bizi insan türünden çıkartarak tamamen başka tür varlıklara dönüştürmüş oluyor.

KÖPEKBALIĞI GENLİ DOMATES, AKREP GENLİ PATATES TÜKETİYORUZ’ GENETİK BOMBALAR MI YİYORUZ? DEĞİŞTİRDİĞİMİZ GENLERİ KONTROL EDEMEZSEK! TORUNLARIMIZ KUYRUKLUYA DA YÜZGEÇLİ OLURSA’

KONTROL EDİLEBİLİR BİR NESİL Mİ YETİŞİYOR?

Geçtiğimiz ay Meclis’ten geçen ‘Tohumculuk Yasası’ birçok tartışmayı da beraberinde getirdi. Bu tartışmalar sırasında konunun uzman isimleri, kamuoyunun dikkatini GDO’lu ürünlerle ilgili soru işaretlerine çekti. Günlük hayatta, diktiğimiz salatalıktan ya da domatesten neden tohum alamadığımıza kafa yorarken, bunun aslında daha ciddi birtakım sonuçlar doğurabileceğini pek de düşünmemiştik. Yeni yasanın, Türkiye’ye girişine ve ekimine izin verdiği ‘Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar’ın (GDO, İngilizcesi GMO); kısırlığa, alerjik reaksiyonlara ve antibiyotik dayanıklılığa neden olduğu söyleniyor. Ayrıca farklı genlerle birtakım özellikler kazandırılan ürünlerin, bunlarla insan vücudunda başka ne gibi etkilere yol açabileceği de bilinmiyor.

Özbekistan’ın sürgündeki muhalif lideri Muhammed Salih’in biyolog eşi Dr. Aydın Salih, GMO’ların hayatımızı ne kadar kuşattığını ve olası etkileriyle ilgili iddiaları HABER AJANDA için değerlendirdi. Salih, transfer edilen genlerin daha sonra insan vücudunda yol açabilecekleri zararların yanı sıra örneğin belirli bir ırka has özelliklerle savaşmaya yönelik kullanılabileceğini de ifade etti.

Tarım Bakanlığı ise, GDO’ların insan ve hayvan sağlığına zararlı olduğuna dair herhangi bir bulguya henüz rastlanamadığına, ancak bu ürünlerin üretime girmesinden bu yana geçen sürenin, bir sorunun varlığının tespiti için kısa olduğuna vurgu yaptı.

Doğalın yerini çoktan GMO’lar aldı

– Sayın Salih, GMO nedir?

– Ülkeye çoktan girmiş olan GMO’nun ne olduğunu halk bilmiyor ve tehlikelerinin de farkında değil. İngilizcesi, ‘Genetically Modified Organisms’ olan tabir ‘Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar’ (GMO) olarak çevrilebilir. Bu teknoloji, tek bir gen veya gen gruplarının eklenmesi, çıkarılması, yapısının değiştirilmesi veya türler arasında karşılıklı değiştirilmesini kapsar. Genetik mühendisliği (GM) ürünü olan bu tip ürünlerin oluşumu, doğal ortamda birbirleri ile ilişkileri olmayan organizmaların genlerinin değiştirilmesi veya transferi ile gerçekleşir. Transfer edilen genler mikrop geni, virüs geni, bitki geni, hayvan geni hatta insan geni olabilmektedir. Bir organizmanın belirli genlerini, diğer bir organizmaya nakletme manipülasyonları sonucunda ‘genetik taşıyıcı’ tamamen yeni bir şekil alır. Gereken genlerin kombinasyonu yapılarak, istenilen renk, tat, koku, şekil, sertlik veya yumuşaklıkta bir ürün elde edilebilir.

– GMO’lar hangi yiyeceklerde kullanılıyor?

– Günümüzde neredeyse her hazır yiyecek ve içecekte GM katkılarının en az birkaçı katkı maddesi olarak kullanılıyor. Modifiye soya lesitini, aromalar, glikoz, fruktoz, nişasta, maltodekstrin, karamel, riboflavin ve diğer E endeksi adı altındaki transgen katkı maddeleri, aspartam, àspasvit, aspamiks vs. örnek olarak verilebilir.

– GMO’ların girdiği başka ürünler var mı?

– Tüketicinin tarımda kullanılan GMO tohumlarının miktarından da hiç haberi yok. Halbuki doğalın yerini çoktan GMO almış durumda. Pamuk, buğday, pirinç, soya, mısır, ayçiçeği, şeker pancarı, patates, ıspanak, soğan, sarımsak, karpuz, elma ve kavun gibi birçok gıdanın üretiminde GMO tohumları yaygın olarak kullanılıyor. Tabii listeye bir de bu meyve ve sebzeden elde edilen ürünleri katmanız gerekecek. Yani şeker, un, yağ, parfüm, temizlik malzemeleri, boya, kumaş, gübre vs’

 

Transfer ettiğimiz genler kontrolden çıkarsa

Ürünlerin genetiği nasıl değiştiriliyor ve bunda amaç nedir?

– Genetik mühendislik, oluşturduğu organizmalarda, bizim ‘transgen’ dediğimiz ve asla insan yiyeceği kaynağı olmayan materyalleri kullanarak doğal/temel besinlerimizi değiştiriyor. Domatesi soğuğa daha dayanıklı hale getirebilmek için köpekbalığı geni nakledilirken, patatese de, ona zarar veren böceklerden kurtarmak için akrep geni naklediliyor. Bazı bitkilere ise bağışıklık sisteminden sorumlu olan insan geni naklediyorlar. Transgenlerin, yani genetiği değiştirilmiş ürünlerin zaman içerisinde ne gibi etki doğuracağını anlamamızı sağlayacak uzun süreli hiçbir test yapılmamıştır. Tükettiğimiz akrep, balık, domuz veya insan geni taşıyan domates ya da patates acaba bizim genlerimize ne gibi etki yapabilir? Mesela torunlarımız kuyruklu veya yüzgeçli olur mu? Transfer edilen bu genlerin (transgenler) yeni ortamlarında bulunan komşu genlerle ne gibi etkileşime girecekleri, dayanıklılık dereceleri, stabil kalıp kalamadıkları ya da yeni yerlerini terk ederek göç edip etmeyecekleri bilinmiyor. Bir bitkiden diğerine ya da gübreden toprak bakterilerine, ardından da sayısız değişik organizmaya geçiş yapabilir mi bu genler? Mesela yenen bir meyveden bağırsak bakterisine, oradan kan hücrelerine, kan hücresi ile de organlara ya da hamile bir kadının çocuğuna göç etme olasılığı nedir bu genlerin?

– GMO’lar insan vücudunda nelere yol açıyor?

– Kanser hastalıklarına, kısırlığa, alerjiye yol açabildiği gibi, yeni doğmuş bebeklerde hastalık ve ölüm oranlarının artmasına neden oluyor. GMO’nun bağışıklık sistemini bozduğu, metabolizmada sorunlara yol açtığı ve alerjik etki doğurduğu birçok bilimsel araştırma ile kanıtlanmıştır. Ayrıca bitkiye yabancı bir genin entegre edilmesi ile bitki genomunun stabilitesinin azaldığı da kanıtlanan gerçeklerden biridir.

– Peki bu genler aktarıldıkları organizmalarda kontrol edilebiliyor mu?

– Geçtiğimiz yıl bir haberde, Adana’da yetiştirilmiş GM mandalina ağacının bir dalı gösterildi. Aynı dalda yan yana mandalina meyvesi ve kırmızı acı biber olgunlaşıyordu. GM ağacının sahibi, bu durumu ‘Allah’ın Mucizesi’ olarak adlandırıyordu. Hâlbuki bu vakanın mucizeyle hiç alakası yok. Bu sadece, mandalina ağacının meyvelerine kırmızı biberden nakledilmiş genin stabil olmadığının göstergesidir. Korkunç olan ise bu stabil olmayan genin mandalina ağacında başladığı yolculuğun nerede biteceğinin bilinmemesidir.

Bir kere elden çıkmış bir geni ya da genleri geriye döndürmek artık imkânsızdır. Doğadaki akrabalarından çok daha güçlü hale gelen GMO’lar, akrabalarını doğal ekolojik sistemin dışına itebileceği gibi onları tamamen yok da edebilir. Ya da gıda zincirine dâhil olarak tamamen beklenmedik ve öngörülemeyen yeni formların doğumuna neden olabilir. Bunun gibi ve benzeri bir felaketin sonuçlarını öngörebilmek imkânsızdır. Böyle bir felaket, atom bombası faciasından bile daha korkunç sonuçlar doğurabilir, çünkü atom bombası faciasının ardından ortaya çıkan nukliatidler, zamanla zararsız element halini alana dek parçalanıyorlar. Tıpkı kurşun gibi… GMO ise zamanla sadece katastrofik bir şekilde çoğalacak ve tahmin edilemez bir form alarak facia sınırlarını genişletecektir.

– GMO’lar iyi amaçlar için de kullanılabiliyor mu?

– Genetik mühendislik aracılığıyla kişinin genetik yapısı doğrudan etkilenerek, bedensel hastalıkların tedavisi, akıl ve ruh hastalıkları, madde bağımlılığı, davranış bozuklukları, anti-sosyal kişilik, şizofreni ve suç bağımlılığı gibi ruhsal bozuklukların tedavisi de mümkün hale geliyor. Kişinin genetik yapısına özel etkili ve sadece hastalıklı bölgeyi hedef alan, bedenin geri kalan kısmını etkilemeyen ilaçlar zamanla üretilecektir. Ancak tablo göründüğü kadar parlak değil’

GMO’lu tohumlar tarımı dışa bağımlı hale getiriyor

– Tohumlarda yapılan genetik değişiklikler nasıl sonuçlara yol açıyor?

– Günümüzde, birçok transgenik tohuma, ‘Terminatör Geni’ yerleştirilerek, bu tohumların bir sonraki mevsimde kısır olmaları sağlanıyor. Yani bu tür tohumlar, sadece bir kere ekilebiliyor ve bir daha asla kullanılamıyor. Tüm canlı organizmaların üreme sistemi genelde aynı prensiplere dayandığından bu tohumlara yerleştirilen terminatör genler insanoğlunun da doğurganlığı üzerinde etki yaratabilir. Belirli tip hücreleri yok eden genleri GMO’ya yerleştirdiğinizi bir düşünün. Bu genler insanoğlunun bilinmeyen hastalıklara yakalanmasına sebep olabileceği gibi dünyaya bakış açısını ve psikolojik süreci de geri dönülemez bir şekilde etkileyebilir. Ayrıca bu yok edici genler belirli bir grubu veya belirtiyi de hedef alabilir. Örneğin, göz veya ten rengi, saç yapısı, ırk, din veya diğer bir özelliğe yönlendirilmiş olabilir. GMO, korkunç bir kitle imha silahına dönüşebileceği gibi, insan, hayvan, bitki ve mikroorganizmaların kitlesel yönetimini sağlayan bir makine halini de alabilir.

Hatta tarihte öyle sözler var ki, bu gelişmelere yönelik olarak yorumlanabilir. Mesela Aziz Paul’un zamanında yaptığı bir kehanet var: ‘Öyle bir zaman gelecek ki insanoğlu sadece yabani otla beslenebilecek’ diyor. Tabii eğer beslenebilecek ot kalırsa’ Davut Aleyhisselam da, ‘Yemek onlar için bir ceza, bir ağ, bir tuzak ve bir pranga olacaktır’ demiş.

Kur’ân-ı Kerîm’de, Nisa Suresi 119 ve 120. ayetlerde Allah, ‘(Şeytan), Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları boş kuruntulara boğacağım, kesinlikle onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını kesecekler, şüphesiz onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler, dedi. Kim Allah’ı bırakır da şeytanı dost edinirse, elbette apaçık bir ziyana düşmüştür. (Şeytan) onlara söz verir ve onları ümitlendirir; hâlbuki şeytanın onlara söz vermesi aldatmacadan başka bir şey değildir’ diyor.

Bu ayette GMO ve genetik mühendislikle ilgili detaylı ve herkesin anlayabildiği bir şekilde bilgi verilmiştir. Ancak ‘hayvanların kulaklarını kesecekler’ olayının anlaşılmasında belki güçlük çekenler vardır. Genetik araştırmalarda, mutasyonları takip etmek için yapılan deneylerde, hayvanların kulakları kesilerek dokular elde ediliyor. Yani anlayacağınız, transgenik teknoloji, bir nevi şeytani özellikler taşıyor.

DNA’mız değişiyor

– Yediğimiz ve içtiğimiz gıda maddelerinde, hatta örneğin kozmetik için kullandığımız birtakım ürünlerde meydana gelen bu değişiklikler zamanla DNA’mızı etkileyebilir mi?

– DNA değişimleriyle ilgili araştırmalar yapan bilim adamlarının iddialarından önce söylenmesi gereken şu ki, dünyadaki her canlı varlık, iki helezonlu DNA’ya sahiptir. Normal yaşam sürdüren insanın veya dünyadaki herhangi bir canlı varlığın DNA’sı doğumdan ölüme kadar geçen sürede değişim geçirmiyor. Değişimlerin oluşması için ise, çok uzun, yüzlerce yıl gibi bir zaman gerekiyor. Diğer tarafta ise, bilim adamları DNA’daki değişimlerin kısa süren periyotlar içinde gerçekleşmelerinin mümkün olduğunu ve belirgin bir değişimin bir yaşam süresi sırasında oluşabileceğini iddia ediyor. Örneğin, DNA’yı değişime uğratmanın en kolay yolu, bir virüsle etkileşimidir. ‘Epsteyn Barr’ ve ‘Herpes 6’ gibi DNA virüsleri, hücresel yapıda değişikliklere sebep oluyor. Bazı yankılanma ve ses dağılımı titreşimleri DNA moleküllerinin içindeki helezonun, kıvrımın çözülmesine ve değişime açık hale gelmesine neden oluyor. DNA’daki değişimleri araştıran bilim adamları diyor ki: ‘Tahminen 5 ila 20 sene önce başlayan süreçte, insanlık sürekli bir değişim içindeydi ve insan DNA’sındaki 12 helezon gelişiyor. Bu, türümüzün henüz sonuçlarının ne olacağı bilinmeyen bir değişimi.’

– Bu değişimin insan vücudundaki etkileri nasıl fark edilebilir?

– Konuyla ilgili bilim adamlarının açıklamalarını size aktarayım: ‘DNA ve hücresel değişimlerden geçerken, insan, kendini bulunduğu yerde değilmiş gibi hissedebilir. Yorgunluk hissedebilir, çünkü beden hücreleri harfi harfine değişiyor ve insan, yeni, farklı bir varlığa dönüşüyor. Yeni bir bebek gibi çok daha fazla dinlenme ve uykuya ihtiyaç duyabilir. Zihinsel karışıklıklar ve sıradan işlere yoğunlaşmada zorluklar oluşabilir. Vücudunda belli bir sebebi olmayan ağrı ve sızılar sıklaşabilir. Görünen fiziksel bir sebep olmadığından, ruhsal çöküntü ve ruhsal problem oluşur. Kadınlar sebebini bilmeden ağlar ve menapoza daha erken yaşta girerler. Erkekler canlı ve enerjikken, hissettikleri yorgunluk hissi ile huzursuzlaşabilirler, kadınsı şefkat yönlerinin dışarı çıktığını hissedebilirler.’ Size de tanıdık geliyor mu?

Her şey bilimkurgu filmi gibi

– Bu belirtilerle doktora giden insanlara ne gibi tedavi uygulanır?

– Yine aynı bilim adamları bu soruya da şöyle cevap veriyor: ‘Enerjetik beden üzerinde çalışma (bioenerji terapisi gibi), hormonal terapi, homeopati, vitamin, şifalı ot, aromaterapi ve de soğuk lazer terapisi kullanılıyor. Tedavi yöntemlerinden çoğu, atalardan -diğer güneş sistemlerindeki gezegenlerden bu gezegene- şimdiki değişim sürecinde yardım etmek için enkarne olmuş varlıklardan öğreniliyor.’

DNA moleküllerimizin, bazı yankılanma ve ses dağılımı titreşimlerinden etkilendiğini söylemiştik. Her mağazada, hatta yeni model her asansörde, sinemalarda dört taraftan bizi bombalayan yankılı ve ses dağılımlı müziğe maruz kalıyoruz. Aynı şekilde, hormonal tedaviler, sokakların her köşesinde satılan, gen teknoloji veya nanoteknoloji yöntemleriyle elde edilen ilaçlar, GM bazlı vitaminler, GM şifalı otlar, gen teknoloji veya nanoteknoloji yöntemleriyle elde edilen aromalar, soğuk lazer terapisi ve lazer cerrahi de DNA’mızı etkiliyor. Bunlara ek olarak, diğer enkarne olmuş varlıklardan öğrenildiği iddia edilen yöntemler de, DNA moleküllerimiz içinde kalıcı bir değişimi başlatıyor. Bizi insan türünden çıkartarak, tamamen başka tür varlıklara dönüştürüyor.

Dünyadaki her canlı varlık, iki helezonlu DNA’ya sahip olduğuna göre, biz dünya varlıkları değil, acaba ne gibi gezegenlerarası bir varlığa dönüşüyoruz? Bilim adamları bu soru ile ilgili ısrarla belirsizliği vurgularken, bir yandan da vaatler sıralıyor: ‘Hastalıklar olmayacak, ölmemize gerek kalmayacak, çocuklar ‘Gen Teknoloji’ yöntemleriyle isteğimiz üzerine üretilecek, hapislere gerek kalmayacak, yaşam dersleri acılar çekerek değil, zevk ve sevgi içinde öğrenilebilecek…’ Dünya insanının değişim sürecini tamamlaması için verilen tarih ise 2012′

GM soya ile beslenen kobay fareler ölüyor

– Sayın Salih, konuyla ilgili bilimsel araştırma sonuçları var mı? Yazının devamını oku »

Posted in Diger Konular, GDO - Nedir ? | 2 Comments »

SU ORUCU

Posted by Site - Yönetici Ekim 7, 2009

SU

SU

SU ORUCU 

Çağımız insanının en büyük dertlerinden olan fazla kilolarınızdan ‘su orucu’ ile kurtulabilirsiniz. Bu yöntem, yılda en az bir kere 21 gün yapılan bir sağlık kürü. Yurt dışında “Water fast ve water treatment” adıyla açılan su orucu klinikleri henüz ülkemizde yok ama meraklısı gün geçtikçe artıyor.

İnsan kaynakları alanında verdiği seminerle tanınan Münir Arıkan bu isimlerden biri. Alerjik astım, yüksek tansiyon ve böbrek hastası olan Arıkan su orucu sayesinde sağlığına kavuştuğunu söylüyor. Üstelik 25 günde 22 kilo zayıflamış. Arıkan, bu yöntemin faydalarını anlatmak için bir seminer programı bile hazırlamış.

‘İnsan kaynakları’ dünyasının içinde olanlar Münir Arıkan ismini yakından tanır. İletişim ve farkındalık, zaman ve yaşam yönetimi, takımdaşlık, motivasyon ve stres yönetimi gibi birçok alanda şirketlere seminerler verir kendisi. Aynı zamanda Türkiye’nin ilk aile ‘koç‘larından biridir. Münir bey, son bir yıldır seminer programına yeni bir alan eklemiş. Konu başlığı, “25 günlük şifa orucu“. Oruç deyince ramazanda yerine getirdiğimiz ibadet akla gelmesin. Bu uygulama bir tür su ile zayıflama ve hastalıklardan kurtulma yöntemi. ‘İnsan kaynakları ile ne alakası olabilir?‘ diye düşünebilirsiniz. Pek ilgisi yok gibi görünüyor ancak bu tür eğitimler veren uzmanların yaşamları ve görünümleriyle muhatap oldukları insanlara model olmaları önemli. Münir bey de, “Karşımdaki insanlara iradenize sahip olun derken, göbeğime bakmalarından çok rahatsız oluyordum.” diyerek durumu özetliyor.

Su orucu sadece zayıflamak için uygulanmıyor, hastalıkları da tedavi ediyor. Uzun yıllardır alerjik astım, yüksek tansiyon ve böbrek hastası olan Münir Arıkan, şifayı su orucunda bulunca gönüllü olarak bu orucun faydalarını seminerlerle herkese anlatmaya karar vermiş. Arıkan, “2006 mayıs başında alerjik astımım iyice azmış, her gün iki-üç hap ve geceleri sadece spreyle rahat nefes alabileceğim bir durumda mücadele ediyordum. Üstelik kilom da üç haneli rakamlara ulaşmıştı. Su orucunu üç yıldır uyguluyorum. Bu yıl yaptığım kür geçen hafta bitti. Her saat başı su içerek 25 gün geçirdim. 22 kilo zayıfladım. Sonuçtan çok memnunum. Üç yıl içinde bütün rahatsızlıklarım geçti.” diyor.

Arıkan’ın anlattığına göre yurt dışında birçok su orucu kliniği var. ‘Water fast ve water treatment’ adıyla kurulan klinikler, özellikle Çin, Hindistan, Kanada, ABD, İsveç ve Fransa’da oldukça yaygın. Su orucu aslında farklı din mensupları tarafından yüzyıllardır uygulanan bir arınma şekli. Budist rahiplerden, Hıristiyan keşişlere, Yahudi hahamlardan, Müslüman din adamlarına varıncaya kadar hemen her dinin mensubu hayatları boyunca bu yöntemi uygulamış. Zaten Peygamberimiz de, “Midenin üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de havaya ayırın.” dememiş miydi?

Meryem Hatice

Posted in Diger Konular, MERYEM HATİCE'NİN YAZILARI, Su | 5 Comments »

Hangi gıdalar nasıl tüketilmeli?

Posted by Site - Yönetici Ekim 6, 2009

Hangi gıdalar nasıl tüketilmeli?

Hangi gıdalar nasıl tüketilmeli?

Hangi gıdalar nasıl tüketilmeli?

Aziz Pavlus ?Gün gelecek inananlar için dağdaki yiyecek ottan başka bir şey kalmayacak? diyor. Resülullah s.a.v. ‘Şurası muhakkak ki, haramlar apaçık bellidir, helaller de apaçık bellidir. Bu ikisi arasında şüpheli olanlar vardır. İnsanlardan çoğu bunları bilmezler. Her kim bu şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini de, şerefini de korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere yönelirse harama düşmüş olur. ?? Buhari, İman 39, Büyû’ 2; Müslim, Müsâkat 107, (1599); Ebu Davud, Büyû’ 3, (3329, 3330); Tirmizi, Büyü 1, (1205); Nesai, Büyü 2, (7, 241) buyurur

Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi’nin ana mesajında olduğu üzere tüketime sunulan ürünler, ?maddeten temiz, manen sakıncasız? olmalı. Her alanda geçerli olması gereken bu ilke, gıda alanında daha da önemli…

Özellikle gıda endüstrisinin olumsuzlukları ve şüphelilerinden bahsedildiği zaman büyük bir çoğunluk ?yiyecek bir şey bırakmadınız, onu yeme bunu yeme o halde ne yiyelim? gibi itirazlarda bulunuyor. Peki, bu itirazlar haklı mı? Gıda tüketiminde seçici olmak insanları çaresiz mi bırakıyor yoksa koruyor mu? Yenmesinde ‘sakınca’ görülen ürünleri tüketmediğimiz zaman hakikaten geriye yiyecek bir şey kalmıyor mu?

 Esasen yeryüzü, sayısını henüz bil(e)mediğimiz muhtemelen de tam olarak öğrenemeyeceğiz tüketilebilir nimetlerle dolu. Bir insan bu yiyeceklerin tümünü tüketemeyeceği gibi zaten tüketmekle de mükellef değil.

 Dünyanın fiziki büyüklüğü ile barındırdığı nimetlerin sayısı karşısında esamesi bile okunmayan insan, cürümü ölçüsünde hatta cürümünden de az şeyle yetinebilir.

 İnsan, dünya var olduğu günden bu yana her coğrafyada doğal bitki ve hayvan türleri ile beslendi. Ancak 19.yy’da başlayan endüstrileşme, tahrip ve tahrif sürecini de başlattı. Allah c.c. bu durumu, Rûm Suresi 40. ve 41. ayetlerde şu şekilde tasvir ediyor: ?Sizi yaratan, sonra size rızık veren, sonra sizi öldüren, daha sonra da mahşerde diriltecek olan Allah’tır. Ortak koştuklarınız içinde, bunlardan birini yapan var mıdır? O, onların ortak koştuklarından uzak ve yücedir. İnsanların bizzat kendilerinin kazandıkları, yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozulmalar, afet ve felaketler çıkar. Bu ise yaptıklarının bir kısmının cezasını Allah’ın dünyada onlara tattırması içindir. Belki onlar, bu sayede kötü hallerinden dönerler.?

 Yukarıdaki Ayet-i Kerimede fert, toplum ve bütün insanlık olarak yaptıklarımızın, sonumuzu hazırlayacağını hatırlatıyor. Hatırlatmakla da kalmayıp, dünyada karşılaştığımız ceza ve afetlerin, ahrette karşılaşacaklarımızın küçük bir kesiti ve habercisi olduğunu haber veriyor.

 Teknolojik gelişmenin sonucunda ekolojik ve insanî felaketlerle karşı karşıya kalan dünya ve dünyalı yaratıklar, hayırsız bir sona doğru çılgınca sürükleniyor. Sanayi atıkları, şehir çöpleri, hormonlar, kimyasal ilaçlar, toprağı, havayı ve suyu kirletirken; bitki örtüsü, hayvanlar ve insanları da zehirlemekte. Görünürde faydalı ilaçlar; bitkiler ve hayvanların yanı sıra insanın kendi bedeninde bile birçok tahrip ve tahrif ile genetik bozukluklar meydana getirebiliyor. Bunun yanı sıra bazı türlerin yok olması, cinsel sapkınlıklar, şiddet, kısırlık ve ölümcül hastalıkları da ortaya çıkarmakta. Nükleer felaketlere ilaveten, canlı organizmaların genlerinin laboratuar ortamında değiştirilerek yaratılışa müdahale etme çılgınlığı ve de son olarak ?nano gıda? gibi tümüyle yapay gıdalar, akıllı insanlar için yaklaşan felaketin habercisi durumunda.

 Şimdiden gıda katkı maddeleri, kimyasal gazlar, sıvı ve katı atıklar ile bitki, hayvan ve insan ilaçları, birçok bitki ve hayvanların dolayısıyla insanlığın sağlığını bozdu. Her geçen gün sağlıksızlaşan besinleri tüketen insan, ruhsal ve bedensel olarak tahrip edildi.

 Bu bozukluğu düzeltme bahanesiyle yutturulan -sözde- haplar, insanı her açıdan daha da kötü bir durma sürüklemekte. Yeni süreç, tahribin de ötesine geçip tahrif ediyor. Bütün bunlar insanın Allah c.c. ve dolayısıyla ahlakî değerlere karşı sorumluluğunu bir yana itip, sadece maddi ilerlemeyi hedef alan materyalist tutsaklığın bir sonucudur. 

‘Tıp’ denilen bilim, tekellerin eline geçti ve bir kazanç endüstrisine dönüştürüldü. Doğal olan nakıslıkla suçlanıp kötülendi ve uzaklaştırıldı. İnsan, kolaycılığa alıştırıldı, hızlı bir yaşam dayatıldı. Hızlı bir yaşam için de, ayaküstü beslenme ve ayaküstü yaşam modeli öğütlendi.

Yeni modelle, beslenme alışkanlıkları değiştirilmekle kalmayıp, yemek kültürü ve adabı da unutturuldu. Yemek sağlıklı yaşamın vazgeçilmesi olmaktan ziyade; açlığı örten, haz ve zevk aracına dönüştürüldü ve insanlar hazzın esiri yapıldı. Doğalın olanın tadı, yapay olanla bastırılarak binlerce yıllık tat ve lezzetler unutturuldu.

Sözde uzmanlar eliyle, her yeni gün birbiri ile çelişen ve bir önceki gün söylediklerini tekzip eden, tuhaf ve tutarsız bilgi(!)ler servis edildi. Zarar, çoğunluğu kartellerin insafına terk edilmiş bilimin bir türlü açıklamaya yanaşmadığı bilgilerin insafına terk edildi. Velhasıl iyi, güzel, sağlıklı, lezzetli, doğal olan ne varsa terk edip, gıda emperyalizminin sağlıksız ve murdar ürünlerini reklâmcılar, şeytanı bile dumura uğratıp, kıskandıran sunumları ile vazgeçilmezlerimiz haline getirdiler.

Artık yeni nesil süt içmiyoruz. Ayranı unuttuk. Tarhanayı hatırlayan kalmadı. Hoşaf ikram eden ve yer sofrasında misafir ağırlayanlar kınanıyor. Öte yandan gerçek süt, ?sokak sütü? olarak küçümsendi. (Süt konusu özel bir başlıkta ilerleyen yazılarımızda ele alacağız.)

Hâlbuki insan vücudu, kendine teslim edilmiş bir emanettir ve bu emaneti korumayı en çok hak eden varlık insandan başkası değil. Bu koruma, kişisel bir korumanın ötesinde toplumsal bir dayanışmayı da gerektirir. Söz konusu korumanın yeterli olabilmesi için bitki ve hayvanlar ile çevrenin de korunmasını icap eder.

O halde gelinen ürkütücü tablodan kurtulmak ve sağlıklı bir yaşam sürmek için tüketim modelimizi ve alışkanlıklarımızda devrim yapmamız gerekiyor. Buna her şeyi mevsiminde tüketmekle başlayabiliriz. Kışın domates yemediğimizde değil, onu mevsimi dışında sofralarımıza taşıdığımız zaman sağlıksızlaşıyoruz. Bize sunulan bir ürünü tüketmediğimizde, üreticiler -ticari yaşamını sürdürebilmek için- kendini bizim tercihlerimize göre konumlandırmak zorunda kalacaktır.

İnsanların gıda ihtiyaçları mevsimlere ve coğrafyalara göre değişir. İnsanın kişiliğini, sağlığını hatta ibadetlerinin niteliğini belirleyen en önemli unsur mideye giren gıda olduğuna göre ekmekten başlayarak, kendine göre bir tüketim listelemesi yapmalıyız. Hem de hiç vakit geçirmeden…

Bizde bu listenin hazırlanmasına katkı sunmak ve ?yiyecek bir şey bırakmadınız, onu yeme bunu yeme o halde ne yiyelim? diyenlere, doğal ve doğru tüketime yönelik önerilerimizi sunmaya çalışacağız. Ekmekle devam edeceğimiz yazıda buluşmak dileğiyle.

Kemal Özer: Timeturk

Posted in Diger Konular | Leave a Comment »

Halis güzellik iksiri: Zeytinyağı‏

Posted by Site - Yönetici Ekim 3, 2009

Halis güzellik iksiri: Zeytinyağı‏

Halis güzellik iksiri: Zeytinyağı‏

Halis güzellik iksiri: Zeytinyağı‏

 

Doç. Dr. Sefa Saygılı’nın yazısı…

Binbir türlü kozmetik merhem, jel ve likit ortaya çıkmasına rağmen zeytinyağı yine revaçtadır, üstelik değeri giderek daha da artmaktadır

Zeytin, Kur’an-ı Kerim’de birçok defa zikredilir ve insanlara çeşitli faydalar sağladığı kaydedilerek, bunda düşünen kimseler için ders olduğu hatırlatılır (Abese 29, Nahl 10). Tin suresine ise incir ve zeytine yeminle başlaması dikkat çekicidir. 

Hakikaten zeytin, yaprağından yağına kadar şaşırtıcı ve hayranlık verici pek çok özelliğe sahiptir. 
Kurak iklimlerde ve sığ topraklarda dahi hayatta kalabilen zeytin ağacı sert ve dayanıklıdır. Kesimden sonra yeniden hayata dönebilme özelliğiyle 3000 yıl yaşayabilme kapasitesine sahiptir. Bir ağaç öldüğünde kökünden yeni ağaç filizlenmeye başlar. 
Zeytinin ve zeytinyağının sağlığımıza sayısız faydalar kattığını biliyoruz. Yemeklere verdiği o nefis lezzetin yanı sıra, bu narin meyve ve yağ, kolesterolü düşürür, kalp hastalıklarını, kireçlenmeyi ve barsak hastalıklarını önler. 

Bunların yanında zeytinyağını gerek yemeklerde kullanmanın gerekse içmenin (kaşıkla veya bardakla) ihtiva ettiği A, D, K ve E vitaminleri sayesinde yaşlanmayı geciktirdiği bilinir. Zeytinyağı kalp atışlarının düzenlenmesine ve hücrelerin yaşlanmasını geciktirmeye yardım eden antioksidan maddeler içerir. Sindirime yardımcı olur, kabızlığı ve hemoroid (basur) hastalığını önler.
 
Vücuda kalsiyum alınışını kolaylaştırır. Cildin hem görünüşünü hem de yapısını güzelleştirir, sadece içten besleyerek. Ayrıca kanser riskini azaltır, yüksek tansiyonu düşürür. 

Zeytinyağı dıştan sürtmekle de pekçok faydalar verir. Tam bir zeytinyağı sevdalısı olan Amerikalı yazar Carol Firenze, tecrübelerini “Zeytinyağı Tutkusu” (Komilinin desteğiyle Ledo Yayıncılık 2007) adlı kitabında bir araya getirmiş. “Rengine, tadına, kıvamına, çeşidine, mistikliğine, kokusuna, her yerde kullanabiliyor olmasına; kısacası her şeyine hayranımsı diye başladığı kitabında zeytinyağı ile hayatı güzelleştirmenin 101 yolunu anlatmış. 

İşte Firenze’nin sözünü ettiği zeytinyağını dıştan sürmekle elde edilen faydalardan bazıları:

Pekçok faydasının yanı sıra cilde ve saça da inanılmaz güzellik katar. Kuru cildi canlandırır, kırışıklıkları azaltır. Zeytinyağı cildi yumuşatır ve esnek, pürüzsüz bir görünüm verir. 

Uzun süre ayakları üzerinde kalanlar için müjde: Zeytinyağı yorgun ayakları dinlendirir ve canlandırır. Zeytinyağının mükemmel yumuşatma ve nemlendirme kapasitesi vardır. Çatlak ve kuru ayakları tedavide birebirdir. 

Vücut masajı zeytinyağı ile yapıldığında kan dolaşımını artırır ve dokulara oksijen taşır. Ellerdeki, derideki veya saçtaki boyayı çıkarmakta kullanılır. 

Soğuktan donmaya karşı koruyucudur. 

Kesiklerde ve su toplanmasında faydalıdır. Acılı güneş yanıklarında kızarmış deri zeytinyağı ile ovalarak rahatlatılabilir. 

Kuru ve çatlak ciltlere yararlıdır. 

Kas kramplarını tedavi eder. 

Sivrisinekler zeytinyağı sürülmüş cildi ısırmazlar. 

Keneleri etkisiz hale getirir. 

Zeytinyağı sabunu doğal, saf bir temizleyicidir ve vücudu nemlendirir. Yumuşatıcı ve rahatlatıcı etkisi sayesinde cildi ve
saçları temizlerken yumuşatır, nemlendirir. Aynı zamanda her tür hassas cilt için bile güvenlidir. 

Zeytinyağı traş edilecek bölgeyi yumuşatma ve rahatlatmada birebirdir. 

Kurumuş ve çatlamış dudak için merhem olarak kullanılabilir. 

Kurumuş saçların dayanıklığını ve esnekliğini artırır. 

Saçtaki kepeği ve dökülmeyi engeller. Saçı parlatır. 

Tırnakları güzelleştirir ve güçlendirir. 

Banyo suyuna katıldığında canlandırır ve yumuşaklık sağlar. 

Zeytinyağı ile doğum çatlakları azaltılabilir. 

Emzirenler için en iyi göğüs ucu bakımı zeytinyağı ile yapılır. 

Bebeklerin popusundaki pişiğe ve başlarındaki konak problemlerine birebirdir. 

Bebeğe zeytinyağı ile sağlıklı ve canlandırıcı masaj uygulanır. 

Peygamberimiz (sav) “Zeytinyağı yiyin ve onunla yağlanın! Zeytinyağıyla tedavi olun! Çünkü o, bereketi bol ve mübarek bir ağacın meyvesinde çıkartılmaktadır” buyurmuştur. Hadiste zeytin yağını sadece  yememiz değil sürülmemiz de ısrarla tavsiye edilmiştir. Biz söz konusu kitaptan yalnızca sürülmekle istifade edilen hususların bazılarını sıraladık.  

 
 Aradan 14 asır geçmesine ve binbir türlü kozmetik merhem, jel ve likit ortaya çıkmasına rağmen zeytinyağı yine revaçtadır, üstelik değeri giderek daha da artmaktadır. 

Meryem Hatice ..

Posted in MERYEM HATİCE'NİN YAZILARI | 1 Comment »