LOKMAN HEKİM – SADE BİR HAYAT

Gerçek Tıp – Yitik şifanın izinde ( Sade bir hayat )

Archive for Aralık 2009

Aidin Salih Hanımın Tedavi ve Yöntemini yadırgayan Arkadaşlara

Posted by Site - Yönetici Aralık 26, 2009

Aidin Salih Hanımın Tedavi ve Yöntemini yadırgayan Arkadaşlara

Aidin Salih Hanımın Tedavi ve Yöntemini yadırgayan Arkadaşlara

Aidin Salih Hanımın Tedavi ve Yöntemini yadırgayan Arkadaşlara;

Modern tıp, oruçla tedaviyi teşvik ediyor. ABD ve Avrupa’da son yıllarda birçok oruçla tedavi (Fasting Center) merkezinin kurulduğu belirtildi. Oruçla tedavi hakkında birçok makale ve kitabın da yazıldığı batıda, doktorlar hastalarına oruçla tedavi yöntemlerini uyguluyor.

Oruçla tedavi konusunda ilk kitap yazan kişinin, Alman fizyoterapi uzmanı Arnold Ehret olduğu bildiriliyor. Ehret tarafından geliştirilen oruç terapisi, hastalık ve beslenme bağlantısını esas alıyor. Ünlü doktor, çocukluktan itibaren tüketilen çoğu besinin iyi sindirilemeyen ve dışarı atılamayan parçaları nedeniyle bağırsaklar ve damarların zamanla tıkandığını ve bunun sonunda da hastalıkların ortaya çıktığını iddia ediyor. Ehret’in teorisine göre bu tıkanıklıkları açmanın tek yolu ise oruç tutmak! Ehret, Türkçe’ye de çevrilen ‘Şifalı Besinler ve Mukussuz Şifa Diyeti’ adlı kitabında, “Doğa, oruç metoduyla her hastalığı iyileştiriyor. İşte bu, doğanın her vücutta en önemli faktörün; atık, yabancı madde ve mukus (ürik asit, kandaki zehirler ve doku bozulmaları) olduğunu kanıtlıyor.” diyor. Yüzyıldan fazla bir süre önce yazılmış olmasına karşılık, günümüzde de hâlâ hastalıklarından oruç terapisiyle kurtulmak isteyenlerin referansı olan kitabın yazarı Ehret’in Türkçe’ye çevrilen bir diğer kitabı da ‘Oruçla Yeniden Sağlığa Kavuşma ve Gençleşme’…

BEYDEMİR: BİR HURMA YETER

Bu teorinin günümüzdeki savunucularından “Sağlık İçin Oruç, Bıçaksız Ameliyattır” kitabının yazarı Gülhan Beydemir’e göre ise beslenmek için günde bir hurma yeterli… ABD’de öğrendiği oruç terapisi sayesinde hastalığını yendiğini söyleyen Beydemir, yılın altı ayını oruç tutarak geçirdiğini söylüyor.

Alman profesör Cehardet ise, iradenin takviyesi konusunda yazdığı kitapta orucu tavsiye ederek, insanın, maddî meyillerinin esiri olmaması, nefsinin dizginlerine malik bir hayat yaşaması için ruhun cesede hakimiyetini temin edecek en tesirli yolun oruç olduğunu belirtir. Dr. Rowy ise, bu hususta, “Oruç, vücudun hastalıklara karşı mukavemetini artırır. Bu önemli tıbbi hakikati İslam, orucu farz kılarak ortaya koymuş, bugünkü modern tıp ise orucu hastalıklara karşı koruyucu ve ilaç olarak kullanmaktadır.” demektedir. Dr. Rawy’nin sözlerini teyid edercesine Dr. Henri Lahman’ın Saksonya’nın Dresden şehrindeki hastanesinde, ayrıca Dr. Berşerbenr ve Dr. Moliere ait sağlık evlerinde oruçla tedavi yapılmaktadır.

Batılı doktorlar ayrıca, Müslümanların Ramazan ayında tuttukları oruç ile farkında olmadan birçok hastalıktan kurtulduklarını ifade ediyor.

ORUÇ TUTMAK TAHAMMÜLÜ ZOR OLAN BİR İBADET MİDİR?

Vücudu alışmış ise, ortalama 60-70 gün kadar açlığa bir hafta kadar da susuzluğa tahammül edebiliyor. Sair vakitler de bir nev’i gece tutmuş olduğu bu orucu şahıs ramazan ayında gündüze alacak demektir. Tansiyonu ilk günlerde hafifçe düşebilir. Bunlar bünyenin oruca yani kısmı açlığa olan alışma yani adapte olma halleridir. Her yemek vücut için bir yorgunluğun başlangıcıdır. Mideyi âdeta bir asit fabrikası ve bağırsakları da bir rafineri tarzında yaratan Cenâb-ı Hak, 11 ay aralıksız çalışan bu fabrikalara yılın bir ayında, yani Ramazan ayında muvakkat bir istirahat vermiştir. Karaciğer 24 saat çalışmazsa şahıs ölür. Oruç halinde karaciğerin yükü azalacağı vücudu toksit yani zehirli maddelerden temizleme imkanı artmış olmaktadır. Oruç Tutarken, karaciğere, sindirim neticesi düşen iş azalacağından karaciğerde zehirleştirme hadisesine daha fazla imkân hâsıl olmuş olur. Vücut, şahıs oruçlu iken maddi olarak da temizlenmiş olmaktadır. Oruç esnasında karaciğerin yükü azaldığı için ölü ve ölmekte olan hücrelerin tasfiye işi kolaylaşır ve hızlanır. Allah’ın emri olan orucun tutulması ile, insan vücudu, eskiyen hücrelerin temizlenmesi, onların yerine yeni hücrelerin gelmesi ile adeta gençleşmektedir. “Vücudun zekatı da oruçtur.” (İbn-i Mace, Siyam, Hadis no: 1345) hadisini ve zekatın lügat manasının temizlenme olduğunu hatırlayınca hikmet daha iyi anlaşılır.

ORUÇ BIÇAKSIZ AMELİYATTIR

Günümüzde batı memleketlerinde oruç ile tedavi uygulayan klinikler mevcuttur. Bazı hastalıklara karşı oruç tutmayı tedavi edici bir ilaç gibi tatbik eden birçok batılı hekim vardır. Genel anestezi yapılacak olan ameliyatlarda, hasta ameliyattan altı saat önce ve ameliyattan altı saat sonraya kadar aç bırakılmaktadır. Anestezi için verilen zaralı maddeler, bu müddet esnasında vücuttan atılmaktadır. “Oruç bıçaksız ameliyattır.” (Geffory M R : Le Jeune (Tedavi Vasıtası Olarak Oruç -Tercüme eden: İbrahim Canan) basılmamış kitap, Erzurum , 1978 )

ORUÇ VE SİNDİRİM SİSTEMİ

Oruç şüphesiz belli bir yaşa gelmiş ve sıhhatli olan şahıslara farzdır. Hastalık oruca mani ise oruç tutmaz. Ülserli şahıslar oruç tutmalı mıdır? Ülser daha çok midede ve on iki parmak bağırsağında meydana gelen yara olarak bilinir. 1992 yılında Prof. Dr. Said Kapıcıoğlu ve arkadaşları ülser (duodenal ulkus) teşhisi konulmuş 7 erkek gönüllü üzerinde araştırma yaparlar, akşama kadar yani iftar saatine kadar aç kalmağa niyet eden şahısların, ülserli olsa bile öğle saatlerinde rahatladığı görülmüştür. Midedeki asit ifrazatı öğle saatlerinde azalmıştır. Oruç tutmanın mide (peptik) ülserinin ortaya çıkmasında önemli rolü olan midedeki asit ifrazatının artmasına (hiprasidite) yol açacağını söylemek yanlış olur. Tunuslu bir araştırıcı grubunda 57 hastaya her gün 30mgr lansoprazol verildi. 27 si si oruç tutmadı 30 kişilik diğer grupda oruç tuttu. Sonuçta oruç tutan ve tutmayanlar arasında arazlar (semptomlar) bakımından bir fark görülmedi. Oruç tutmayanlarda %88.8 oruç tutanlarda ise daha fazla yani %90 nisbetinde ülser den şifa buldukları görüldü.Bu nedenle ülserli hastalar herhangi bir riske girmeden rahatlıkla oruçlarını tutabilirler. (Mehdi A, Ajmi S, Gastroenterol clin Biol, 21- 11- :820-22, 1997 )

Ramazan öncesi ve Ramazan ayında serum gastrin seviyelerinde önemli bir farkın olmadığı anlaşılmıştır. ( Polat H ve arkadaşları: Oruç tutmanın serum Gastrin seviyesinde tesirleri. “Ramazan ve sağlık” ile alakalı ikinci milletler arası kongre kongre kitabı.)

İç salgın yapan guddelerin salgıları

İslami oruçtaki açlık müddeti salgı ve hormonların kandaki seviyelerinde herhangi bir değişikliğe yol açacak kadar uzun değildir.(Azizi F : “Health and Ramadan”. P.39, İstanbul, 1997.)

Ramazanda kan şekeri seviyelerinde ufak tefek iniş çıkışlar olsa da genellikle kan şekeri normal hudutlarda kalmıştır.(Azizi F: the blood glucose in health and diabets during ramadan. Proceedings of the 2nd ınternatıonal congress on “health and ramadan”. P.40, İstanbul, 1997)

İnsülinin değerlerinde Ramazan ayında normal günlere göre fazla fark olmadığı anlaşılmıştır. (Marniche D, et al : effect of fasting and refeeding during ramadan on glucoregulation. Proceedings of the 2nd ınternatıonal congress on “health and ramadan” .p.125, İstanbul 1997 ) (Timeturk)

Gülay Koç

..

Posted in Diger Konular | Etiketler: | 6 Comments »

Sağlıklı beslenmek için 10 muhteşem gıda

Posted by Site - Yönetici Aralık 20, 2009

Sağlıklı beslenmek için 10 muhteşem gıda

Sağlıklı beslenmek için 10 muhteşem gıda

Sağlıklı beslenmek için 10 muhteşem gıda

ABD’nin önde gelen sağlık merkezlerinden Mayo Clinic iyi birer vitamin ve minarel kaynağı olan 10 besin maddesini sıraladı. İşte o besinler…

Bağışıklık sistemini güçlendirmenin önemi, özellikle salgın hastalıklar döneminde giderek artarken, bunun en önemli yolunun sağlıklı beslenmeden geçtiği bildirildi.

Sağlıklı beslenmek için sofralardan eksik edilmemesi gereken besin maddeleri ise badem, elma, yaban mersini, brokoli, kırmızı mercimek, somon, ıspanak, tatlı patates, sebze suyu, buğday tohumu şeklinde sıralandı.

ABD’nin önde gelen sağlık merkezlerinden Mayo Clinic tarafından hazırlanan ve internette yayımlanan listedeki bu 10 besin maddesinin iyi birer vitamin, lif, mineral kaynağı olması, A ve E vitaminleri, beta karoten gibi fitonütrien ve antioksidan bileşikler olması, kalp hastalığı başta olmak üzere diğer hastalıkların riskini düşürmesi ve düşük kalorili olması şeklinde özetlenen ”altın” kurallardan en az üçünü karşıladığı belirtildi.

Mayo Clinic uzmanları, 10 mükemmel besini neden sofralardan eksik edilmemesi gerektiğini şöyle açıklıyor:

KALBİN EN İYİ DOSTU, BADEM

Mayo Clinic uzmanlarının, ”gözyaşı” şeklinde tanımladığı bademin tam bir magnezyum, demir, kalsiyum, lif ve bazı kanserlerin gelişmesini ve kansızlığı önleyen, vücudun enerji üretiminde önemli rol oynayan ve doku onarımına yardım eden riboflavin içerdiği ifade ediliyor.

Bademin bir porsiyonunda (23 adet) 75 miligram kalsiyum bulunuyor. Ayrıca, yine bir porsiyon badem, günlük alınması tavsiye edilen E vitamini ihtiyacının yarısını karşılıyor. Tüm kuruyemişler gibi badem en iyi bitkisel protein kaynaklarından biri ve kalbin ”en iyi dostu”. Badem yağı doymamış yağ olması nedeniyle kandaki kolesterol düzeyini düşürmeye yardımcı oluyor.

KANSERİN DÜŞMANI, ELMA

Elma, vücuda prostat, kolon ve akciğer kanser hücrelerini büyük oranda öldüren moleküler parçacıklar salan ve bu sayede kanserin vücutta ilerlemesine de engel olan pektin maddesinin ”mükemmel” kaynağı olarak gösteriliyor. Elmada kandaki kolesterol ve glikoz düzeyini düşüren lifler bulunuyor.

Taze elma aynı zamanda çok iyi C vitamini kaynağı ve hücreleri koruyan bir antioksidan. Ayrıca bağ dokusunu, damarları korumaya ve demir emilimini sağlamaya yardımcı oluyor.

KUVVETLİ ANTİOKSİDAN VE VİTAMİN ZENGİNİ BROKOLİ

Brokoli, iyi birer kalsiyum, potasyum, folik asit ve lif kaynağı olmasının yanında kalp hastalığı, diyabet ve bazı kanser türleri gibi kronik hastalıkların önlenmesine yardımcı olan fitonütrienler içeriyor.

A ve C vitamini içeren brokoli, ayrıca hücre koruyucu antioksidanlar ihtiva ediyor.

SAĞLIKLI YAŞLANMA İÇİN YABAN MERSİNİ

Yaban mersini zengin bir fitonütrien bitkisel bileşik olarak gösteriliyor.Kızılcık gibi yaban mersinindeki fitonütrienler idrar yolu enfeksiyonları önlemeye yardımcı oluyor. Yaban mersini hafızayı güçlendirmeye yardımcı olurken, sağlıklı yaşlanma için vazgeçilmez bir besin olarak gösteriliyor.

Yaban mersini ayrıca düşük kalorili lif ve vitamin kaynağı. 84 kalori olan 1 fincan taze yaban mersini 3,6 gram lif ve 14 miligram C vitamini içeriyor.

MERCİMEK KALBİN DOSTU, KANSERİN DÜŞMANI

Kırmızı mercimek iyi bir demir, magnezyum, fosfor, potasyum, bakır ve merkezi sinir sistemi sağlığını korumakta önemli bir rol oynayan thiamin (B1 vitamini) kaynağı.

Düşük kalori ve yağ içeren, protein ve lif kaynağı olan kırmızı mercimek, aynı zamanda kalp hastalığı ve kanser gibi kronik hastalıkları önleyen fitonütrien içeriyor.

SOMON, MÜKEMMEL BİR PROTEİN VE OMEGA-3 KAYNAĞI

Somon kalp krizini önleyen Omega-3 yağ asitleri açısından mükemmel bir kaynak. Omega-3, ani kardiyak ölümlere neden olabilen düzensiz kalp atışlarını önlüyor, trigliserid düzeyini düşürüyor, arter plaklardaki tıkanmanın büyümesini önlüyor, kan basıncını düşürüyor, inme riskini azaltıyor.

Mükemmel bir Omega-3 kaynağı olmasının yanı sıra somon, düşük kolesterol ve doymuş yağ içeren mükemmel bir protein kaynağı olarak gösteriliyor.

ISPANAK BAĞIŞIKLIĞI GÜÇLENDİRİYOR, SAÇLARI VE CİLDİ GÜZELLEŞTİRİYOR

Ispanak yüksek oranda vitamin A ve C ve folik asit içeriyor. Vücudun enerji üretiminde önemli rol oynayan ve doku onarımına yardım eden bir vitamin olan riboflavin içermesinin yanı sıra, aynı zamanda B-6 vitamini, kalsiyum, demir ve magnezyum açısından iyi bir kaynak.

İçeriğindeki bileşikler bağışıklık sistemini güçlendirirken, sağlıklı saç ve cilt için de yardımcı oluyor.

KANSER VE YAŞLANMA KARŞITI, TATLI PATATES

Tatlı patatesin koyu turuncu-sarı renginin yüksek antioksidan ve beta karoten seviyesini gösterdiği bildirildi.

Patatesteki A vitaminin yapı taşı olan beta karoten, yaşlanmayı yavaşlatıyor, bazı kanser risklerini önlüyor. İyi bir lif kaynağı olan patates, B6, C ve E vitaminleriyle folik asit ve potasyum ihtiva ediyor.

Tüm sebzeler gibi tatlı patates de düşük yağ oranı ve kalorisiyle beslenme programının ”olmazsa olmazı” şeklinde gösteriliyor. Küçük bir tatlı patateste sadece 54 kalori bulunuyor.

KALP KRİZİNE KARŞI SEBZE SULARI

Sebze suyu en çok vitamin, mineral ve besin değerleri açısından sebzede bulunan tüm yararlı bileşenleri içeriyor ve sebzeleri beslenme programına dahil etmenin oldukça kolay yolunu sunuyor.

Domates suyu ve domates içeren sebze suları iyi bir likopen kaynağı. Kalp krizi, prostat başta olmak üzere bazı kanser türlerinin riskini azaltan antioksidanlar içeriyor.

Başta hazır satılan domates suları olmak üzere bazı hazır sebze suları çok yüksek oranda sodyum içerebiliyor, dolayısıyla düşük sodyum çeşitlerinin seçilmesi öneriliyor.

BUĞDAY TOHUMU BEYNE, CİLDE VE SİNDİRİME İYİ GELİYOR

Çok önemli bir tahıl çeşidi olan buğdayın çok küçük bir parçası bile vitamin B-3 olarak da bilen ve yağ, protein ve karbonhidratların enerjiye dönüştürülmesinde rol oynayan, beyin fonksiyonları, sağlıklı cildin korunması ve sindirim sistemi için önemli bir vitamin olan niasin zengini olarak tanımlanıyor.

B1 vitamini olarak bilinen ve merkezi sinir sistemi sağlığını korumakta önemli bir rol oynayan, zihinsel fonksiyonun korunmasını sağlayan, yetersiz alınması durumundaysa gözlerde güçsüzlük, zihin bulanıklığı yaratan thiamin, buğday tohumunda bolca bulunuyor.

Bu besin maddesi aynı zamanda bazı kanserlerin gelişmesini ve kansızlığı önleyen, vücudun enerji üretiminde önemli rol oynayan ve doku onarımına yardım eden riboflavin, E vitamini, folik asit, magnezyum, fosfor, potasyum, demir ve çinko açısından çok konsantre bir kaynak olarak gösteriliyor.

Buğday tohumu protein, lif ve bazı yağlar da içeriyor.

..

Posted in Diger Konular | Etiketler: | Leave a Comment »

HİCRİ YILINIZ KUTLU OLSUN

Posted by Site - Yönetici Aralık 17, 2009

HİCRİ  YILINIZ  KUTLU  OLSUN

HİCRİ  YILINIZ  KUTLU  OLSUN

HİCRİ YILINIZ KUTLU OLSUN

Posted in Diger Konular | Etiketler: , | 1 Comment »

Aidin Salih, Zihin Kontrolü -I-

Posted by Site - Yönetici Aralık 12, 2009

Dr.Aidin Salih - Gercek TIP - Yitik sifanin izinde

Dr.Aidin Salih - Gercek TIP - Yitik sifanin izinde

Aidin Salih, Zihin Kontrolü  -I-

BİR DOKTOR

BİR KİTAP

VE ZİHİN KONTROLÜ

Takdim: Doktor; Aidin Salih hanımefendi.

Kitab; Gerçek Tıp –Yitik Şifanın İzinde-

Zihin Kontrolü; kitabın son kısmında yayınlanmış bölüm.

Bu kitabı tanıtmak için belki birçok sebeb var. Biz sadece, “Yitik Şifanın İzinde” ve “Zihin Kontrol” terkiplerine nisbetle okuyucumuzun kitabı tanımasını istedik… Tanıtımını yaptığımız bu kitaptan özellikle son bölümü nakletmek istiyoruz; buyurun:

İnsan vücudu bir elektrokimyasal sistemdir ve artık bu sistemi etkile­yecek mekanizma üretilmiştir. Bu mekanizma insanların beynindeki elek­tromanyetik dalgaların normal seyrini sekteye uğratabilir ve bu yolla in­sanların davranışlarını değiştirebilir. Belli bir zaman dahilinde insan biyorobot düzeyine indirilebilir.” Mikroway News Dergisi’nin Editörü Luis Slizen

Bir bilgisayar, herhangi bir insanın beyin faaliyetini çözümleyerek ekra­na yansıtabilir, aynı zamanda beyin faaliyetini etkileyecek ve kontrol ede­cek dalgalar gönderebilir. Geçmişte, bu amaçla insanların kafalarına elek­trotlar yerleştirilerek deneyler yapılmıştır. 1960’larda hayvanlar üzerinde yapılan “radyo sinyalleri ile yönlendirme deneyleri” sonradan psikologlar tarafından Vietnam askerlerine uygulanmıştır. Esir askerlerin kafatasına elektrotlar yerleştirilmiş, sonra ellerine bıçaklar verilmiş ve birbirini öldürmeye yönlendirilmişlerdir.

Yıllar önce başlayan zihin kontrolüyle ilgili bu tür araştırmalar ve de­neyler ara vermeden bugüne kadar ulaşmıştır. Ancak bu kaba metodlar, ye­rini artık daha ince metodlara bırakmıştır; günümüzde her şey kablosuz olarak gerçekleştirilebilmektedir.

Beyin, Çok Yönlü Bir Kontrol Merkezidir

Beyin bütün vücut sistemlerini yönetir ve aralarında işbirliği sağlar. Tüm zihinsel faaliyetler, düşünceler, duygular, fiziksel duyular ve hareket­ler kendilerine özgü frekanslara sahiptir. Beş duyu organımızla algıladığı­mız her şey belirli bir beyin faaliyeti meydana getirir. Bütün hastalıklar, davranışlar, düşünceler, duygular ve algılamalar da kendine özgü dalga boyuna ve frekansa sahiptir. Söylediğimiz her kelime ve aklımızdan geçirdi­ğimiz her düşünce beynimizde kendi frekans dalgasını şekillendirir. Çevre­mizde konuşulan her kelimenin dalgaları beynimize kendi frekansıyla gelir ve tercihimize göre reddedilir veya yerleşebilir. Hipnoz, anestezi, bayılma, ağrı veya korku anında ise beyin, o sırada çevrede söylenen kelimelerin dalgalarına kontrolsüz olarak açık durumdadır. Bu sebeple insan beynini yönlendirmenin en basit şekli ameliyat esnasında beyne yerleştirilen prog­ramlardır. Anestezi de bir nevi hipnozdur, hatta hipnozdan daha büyük et­kiye sahiptir. Çünkü ameliyata alınan insan bayılma, ağrı ve korkuyu aynı anda yaşar. Ameliyat sırasında söylenen her kelime beyne yerleşerek bilgi­sayar virüsü gibi çalışır. Bu virüslerin sayısı ve niteliği tamamen ameliyat­hanede bulunanların ahlakına, konuşmalarına ve konuştukları konuya bağ­lıdır. Onun için gelişmiş ülkelerde ameliyat sırasında konuşmak yasaklan­mıştır.

25. Kare

Sinema, televizyon veya reklam filmleri ya da her türlü televizyon prog­ramı 24 kare resmin bir saniye içinde ardarda gelmesiyle hareketli hale ge­lir. İnsan gözü ardarda gelen bu 24 kareyi algılarken, bunların arkasına yer­leştirilen 25. kareyi algılayamaz. İnsan, algıladığı kareler hakkında yorum yapabilir, ondan etkilenip etkilenmemeyi seçebilir. İnsan gözünün algıla­yamadığı 25. kare ise kontrolsüz olarak beyne gider ve insan bilincine yer­leşir. 25. kare genellikle yazı şeklindedir ve bu efekt “algılama dışı uyarıcı” olarak da isimlendirilir. 25. kare program yapımcıları tarafından insanları yönlendirmede kullanılabilir. 25. kare ile insanları, herhangi bir fikre veya eyleme, belli bir adaya oy vermeye, bir ürüne bağımlılığa ya da başka bir amaç doğrultusunda yönlendirerek beyinleri yönetmek mümkündür. Ayrı­ca dil öğrenme programlarında da yaygın olarak kullanılır.

25. kare prensibi ses dalgaları vasıtasıyla teyp, CD çalar, radyo gibi ses­li cihazlarda da kullanılır. 20. yüzyılda insan davranışlarını kontrol etmede en cazip yöntem haline gelen bu yöntemin temelinde insanın şuuraltına te­sir etmek vardır.

Özel kodla şifrelenen ses kasetleri, radyo ve televizyon aracılığıyla in­sanlara herhangi bir emir verilebilir ve onların bu emir çerçevesinde hareket etmesi sağlanabilir. Kişi, kasetten veya CD’den, ilahiler ve Kuran-ı Ke­rim dahil herhangi birşey dinlerken veya televizyon seyrederken, seslerde ve görüntülerde tehlikeli bir buyruk gizlenmişse, bunun şuuraltına indiğini farkedemez.

Zihin Kontrolünde Renk, Ses ve Şekillerin Birlikte Kullanılması

Renklerin insan psikolojisinde ne kadar etkili olduğu yıllardır bilinmek­tedir. Örneğin kırmızı, turuncu ve sarının uyarıcı, mavi ve morun sakinleş­tirici, yeşilin ise uyum sağlayıcı etkileri vardır. Renklerin, seslerin ve şekil­lerin tek tek veya birlikte, belli bir düzende, belli bir sırayla ve hızla hare­ket ettirilmesiyle insanların, özellikle çocukların beynini kontrol altına al­mak mümkündür. Bu prensiple renkli lekeler, sesler ve geometrik şekiller 25. kareye yerleştirilerek “V-666” virüsü üretilmiştir. 666, Hristiyanlıkta “antichrist” yani “deccal”i sembolize eder.

Bu virüs bilgisayar kullanıcısına çok büyük bir kuvvetle etki edebilir. İlk önce belli bir amaçla düzenlenmiş renk lekeleri ki bunlar şekiller içine yer­leştirildiği zaman daha da etkili olabilir, sesler ve görüntüler kullanıcıyı hipnotize eder. Sonra şekillerin ve renklerin programlanan düzene göre değiştirilmesi kalp ritmini ve tansiyonu kontrol altına alır, hastalığa hatta ölüme götürebilir. 1999 yılında sadece Rusya’da, bilgisayar kullanıcıları arasında bu şekilde gerçekleşen, 46 ölüm vakası tesbit edilmiştir. Japon­ya’da 1 Aralık 1997’de “Pokemon” çizgi filmini izleyen 700 çocuk epilepsi nöbetleri ile hastahaneye getirilmiştir. Bu “televizyon epidemisi”ne, kırmı­zı ışığın saniyede 10 ila 3030 defa kesintiler halinde verilmesi yol açmıştır.

Kesintiler halinde hızla geçen kırmızı ışık ilk önce beyin damarlarında spazm, sonra da bayılma, kasılma ve boğulma hissine sebep olmuştur.

Bu tür efektler vasıtasıyla “psikotron” silahlar üretilmekte, televizyon ekranı ve bilgisayar monitörü aracılığıyla kullanılmaktadır.

Psikolojik Savaşta Müzik-Koku İkilisinin Kullanımı

İnsanın sinir sistemi elektro-kimyasal sinyallerle çalışır. Bu sebepten beynin düşüncesini yöneten ve etkileyen elektro-kimyasal sinyallerin üre­timinde, besinler, su ve solunum yoluyla vücuda alınan ve beyne ulaşan maddeler çok önemlidir. İnsan bedenini, aklını ve ruhunu etkilemek için bir takım ritüeller, yiyecekler, içecekler ve kokular ezelden bugüne kadar kullanılmıştır ve bugünden ebede kadar da kullanılacaktır.

Dikkat ettiyseniz bugünkü uçaklarda müşteriler kokulu müziklerle kar­şılanıyor. Bu garip müzik ve koku dağıtımı sinemalarda, asansörlerde, oto­büslerde ve büyük mağazalarda da kullanılmaya başlamıştır. Bu, globalle­şen dünyanın bir nimeti ve konforun bir parçası şeklinde sunulmaktadır. Fakat müzik-koku ikilisinin psikolojik savaş silahlarından biri olduğunu çok az kişi bilmektedir. Bu fenomene “psikotropik etki” denmektedir. Psikotro­pik etki, tıbbi ilaç ve katkı maddeleri vasıtasıyla insan psikolojisini etkileyerek, ona yapmak istemediği eylemi yaptırmaktır.

Kimyasal maddelerin yiyecek endüstrisinde yoğun bir şekilde kullanımı 1940’larda başlamıştır. O zamanlar çoğu doğal kaynaklı olan kimyasal maddelerin kullanım miktarı kısa sürede dünya çapında yılda 7 milyon to­na kadar ulaşmıştır. O zaman bir kaç bin çeşit kimyasal madde kullanılmak­taydı. Bugün ise milyonlarca ton ve yaklaşık 100 000 çeşit kimyasal mad­de, ilaç, gıda katkı maddesi, kozmetik, vücut bakım ürünleri, temizlik mal­zemeleri, tarım ilacı endüstrisinde kullanılmakta ve bu sayı her geçen yıl artmaktadır. Katkı maddelerinin yoğun kullanımından insanların aklı ve beden-ruh sağlığı negatif yönde etkilenmektedir.

Bu grup etki maddeleri arasında kokuların özel bir rolü vardır. Kokular, insan ruhunu ve psikolojisini güçlü şekilde etkileyen faktörlerdir. Amerika­lı psikiatrist A. Hirsh belli bir kokunun insanı belli bir tavır ve eyleme yön­lendirebildiğini ispatlamıştır: Bazı mağazalarda belli bir koku yayıldığında mal satışının yüksek seviyelere ulaştığı ve bazı kokular koklandığında hızla kilo verilebildiği görülmüştür. Bu arada yapılan klinik araştırmalar sonucun­da lavanta, papatya, limon ve sandal ağacı kokularının en güçlü antidepre­sanlardan daha etkili olabildiği; yasemin, gül, nane ve karanfil kokularının ise insan beynini en sert kahveden bile fazla etkilediği ortaya çıkmıştır.

Günümüzde ruhi gerginlikleri artıran veya ruhsal sıkıntıları çözen, cin­sel istek veya isteksizlikleri arttıran, duygusallığı güçlendiren, dişiliği kuvvetlendiren, insanın manevi dengesini bozan, insanda korku halleri doğu­ran, agresifliği artıran veya azaltan çeşidi aromalar yani kokular üretilmeye başlamıştır.

Bu aromalar insan davranışlarını kontrol altında tutmak için kullanıl­maktadır.

İnsan beyninde kokulara ait bilgilerin saklandığı bir hafıza merkezi var­dır ancak onların beyin tarafından denetimi mümkün değildir. Bu yüzden kokular insan psikolojisinin en zayıf noktasıdır ve psikolojik savaşta kulla­nıma elverişlidir.

Psikotronik ve Psikotropik Teknoloji

İnsan ruhunun çağımızdaki diğer bir düşmanı ise “psikotronik etki”dir. Psikotronik etki, parapsikolojik ve ekstrasensör etkilerin diğer bir adıdır. Psikotronik etkinin en basit kullanımı hipnozcu ve ekstrasenslerin müşteri­lerine uyguladığı “seanslar”dır.

Sovyetler Birliği yıkılmadan önce Taşkent’te çeşitli kahin, şaman, hip­nozcu, medyum ve ekstrasenslerin faaliyetlerini incelemek için bilimsel merkezler kurulmuştu. Bu merkezlerin ilgisini çeken esas şey bu insanların beyinleri tarafından üretilip yayılan elektromanyetik dalgaların (biyolokas­yon) müşterilerinin beyinlerini nasıl yönlendirebildiği olmuştur. Araştırma­lar sonucunda şamanın, kullandığı davul sesinin dalgaları ile tedavi ettiği kişinin beyin dalgaları arasında bir uyum oluşturduğu ve bu sırada dua okuyarak onun beynine istediği emirleri yerleştirdiği gözlenmiştir. Çağımızda bu olaya “nerolinguistik programlama denilmektedir.

Nerolinguistik programlama metodları kullanımının en yaygın örneklerini, distribütör yetiştirme merkezlerinde, rap müziğinde, reklamlarda, pek çok filmde ve televizyon programında görmek mümkündür.

Diğer yandan Ruslar ve Amerikalılar uzaydan yere doğru holografik tas­vir transferi gibi ilginç bir proje geliştirmişlerdir. Bu holografik resimler 100-150 kilometre çapında belli bir alan üzerinde görüntülenmekte ve bel­li amaçlara hizmet etmektedir. Nitekim, 1 şubat 1993’te Somali’de, Ameri­kan piyadeleri üzerine Hz. İsa (a.s.)’ın 150 metrekare büyüklüğündeki çok canlı ve gerçekçi bir görüntüsü yansıtılmıştır. Askerler bundan güçlü bir şe­kilde etkilenmiş ve diz çökerek ağlamaya başlamışlardır.

Rusyalı eksperlerin fikrine göre bu tür psikotron silahlar, Amerikan ordusunun “barış misyonu!” ile bulunduğu ülkelerde kullanılabilir. Örneğin, Irak veya başka bir işgal altındaki ülkede, direnişçilere savaşmaktan vazgeç­melerini telkin eden şehitlerin holografik görüntüleri gökyüzünü sarabilir.

Bilim adamlarına göre, psikotronik ve psikotropik teknoloji, atom bom­basından daha tehlikelidir. Onlara göre bu teknoloji, insanlardan her emri yerine getiren “zombiler üretme teknolojisi”dir. Bu, sadece bir kişiye ya da küçük bir gruba değil, bir etnik gruba veya bir topluma karşı kullanılabile­cek çapta bir teknolojidir.

Bu dehşetli araştırmaları yapan bilim adamlarının ortak kanaatine göre Psikotropik ve Psikotronik silahların etkisinden korunabilenler yalnız inanç sahipleridir.

İnanan insanı ne hipnoz, ne de elektromanyetik dalga ile kontrol altına almak mümkün değildir. Bu çarpıcı fenomen, bütün araştırmalarda ve de­nemelerde yalın bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Örneğin bu denemelerden birinde hipnoz altındaki bir adama birisini öldürme emri verilmiş, ancak adam tam bıçağı saplayacakken kolluna kramp girmiştir. Demek ki, katil ol­mayan, etki altında da öldürmez, haramdan kendini koruyan harama yaklaşamaz, yalancı olmayan yalan söyleyemez, hain olmayan ihanet edemez, imanlı insan küfredemez.

Gerçek şu ki; şeytanın, inanan ve yalnız Rablerine tevekkül eden kim­seler üzerinde bir hakimiyeti yoktur. Şeytanın hakimiyeti, sadece onu dost edinenler ve Allah’a ortak koşanlar üzerindedir. (Nahl Suresi, 99-100)

İnsan Genom Projesi”nde çalışan ünlü Amerikalı araştırmacı Dr. Col­lins: “Mükemmel genetik yapınızda ‘Tann geni’ adı verilen bir gen oldu­ğu ortaya çıktı. Bu geni aktif olmayanların inançsız olduğunu tesbit ettik. Fakat şimdiye kadar yaptığımız araştırmalarda. ‘Tanrı geni’nin aktif hale gelmesini sağlayan dış bir etken bulamadık. Ne çevrede olan değişiklikler ne de kalıtsal nedenler ‘Tann geni’nin üzerinde etkili olmuyor. Tanrı ge­ninin mucizevi bir şekilde aktif hale gelerek insanlarda inanç olgusunu meydana getirdiğini düşünüyoruz” şeklinde bir açıklama yaptı.

Yani ancak Allah’ın isteğiyle inanç geni aktif olabilir. Aynı şekilde sade­ce Allah (c.c.) aktif inanç genini inaktif hale geçirebilir.

Allah dilediğini saptırır, dilediğine de hidayet verir. O mutlak güç sa­hibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (İbrahim Suresi, 4)

KAYNAK : Furkan Dergisi, Nisan 2008

Posted in Diger Konular | Etiketler: , | 15 Comments »

Beslenmede doğru bilinen yanlışlar

Posted by Site - Yönetici Aralık 6, 2009

Beslenmede doğru bilinen yanlışlar

Beslenmede doğru bilinen yanlışlar

Beslenmede doğru bilinen yanlışlar

Bazı yiyecek ve içeceklerin birarada tüketilmemesi gerekiyor. Doğru sanılanarak yapılan yanlışlar, besin değerini yok ediyor. İşte doğru beslenme için tavsiyeler:

Sağlıklı bir hayat için doğru beslenme oldukça önemli, ancak, birlikte tüketilen yiyecek ve içeceklerin seçiminde doğru sanılanarak yapılan yanlışlar, besin değerini yok ediyor.

İşte doğru beslenme için bazı tavsiyeler:

Demirli gıdalar kalsiyumlu gıdalarla birlikte tüketilmemeli. Yani et yemekleriyle ayran içmek, ıspanağı yoğurtla tüketmek yanlış.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Beste Alimert Günday, ıspanağı yoğurtla karıştırarak yemenin demirin emilimini azalttığını söylüyor.

İki Öğün Arasında En Az 2 Saat Olmalı

Pekmez ve yoğurt, süt ile yumurta birlikte tükeltilmemeli, mümkünse öğün açarak yenilmeli. İki öğün arasında da 2 saat olmasına özen göstermek gerekiyor, çünkü bir yemek ancak 2 saatte sindirilebiliyor.

Balı sıcak su ve sütle tüketmek bir başka yanlış. Bu durumda, baldaki protein, mineral ve enzimler kayboluyor.

C vitamini içeren gıdalar da mümkünse her öğünde bulunmalı. Bunu da sabah kahvaltısında söğüş olarak, öğle ve akşam yemeklerinde de sebze yemeği ya da salata olarak yapmak gerekiyor.

Zeytinyağı Ölçülü Tüketilmeli

Sızma Zeytinyağı dışındaki yağlardan uzak durulmalı. Sızma Zeytinyağı dışındaki yağların GDO’lu olma ihtimali çok yüksek. Herşeyde ölçüyü kaçırmak gerek. Bu ölçü şifa kaynağı zeytinyağı içinde ise ölçüsünü kaçırmamak gerek. İdeal ölçü, bir kilo yemeğe 3 yemek kaşığı zeytinyağı kullanmak.

Vücut Direncini Artırmak İçin Reçete

Beslenme ve Diyet Uzmanı Günday’ın, soğuk kış günlerinde vücut direncini artırmak için bir de tavsiyesi var:

8 tatlı kaşığı yoğurt, 6 tatlı kaşığı yulaf ezmesi, 3 tatlı kaşığı ezilmiş ceviz ve 1 tatlı kaşığı bal.

Kaynak : Timeturk

Posted in Diger Konular | Etiketler: | 1 Comment »