LOKMAN HEKİM – SADE BİR HAYAT

Gerçek Tıp – Yitik şifanın izinde ( Sade bir hayat )

Aidin Salih Hanımın Tedavi ve Yöntemini yadırgayan Arkadaşlara

Posted by Site - Yönetici Aralık 26, 2009

Aidin Salih Hanımın Tedavi ve Yöntemini yadırgayan Arkadaşlara

Aidin Salih Hanımın Tedavi ve Yöntemini yadırgayan Arkadaşlara

Aidin Salih Hanımın Tedavi ve Yöntemini yadırgayan Arkadaşlara;

Modern tıp, oruçla tedaviyi teşvik ediyor. ABD ve Avrupa’da son yıllarda birçok oruçla tedavi (Fasting Center) merkezinin kurulduğu belirtildi. Oruçla tedavi hakkında birçok makale ve kitabın da yazıldığı batıda, doktorlar hastalarına oruçla tedavi yöntemlerini uyguluyor.

Oruçla tedavi konusunda ilk kitap yazan kişinin, Alman fizyoterapi uzmanı Arnold Ehret olduğu bildiriliyor. Ehret tarafından geliştirilen oruç terapisi, hastalık ve beslenme bağlantısını esas alıyor. Ünlü doktor, çocukluktan itibaren tüketilen çoğu besinin iyi sindirilemeyen ve dışarı atılamayan parçaları nedeniyle bağırsaklar ve damarların zamanla tıkandığını ve bunun sonunda da hastalıkların ortaya çıktığını iddia ediyor. Ehret’in teorisine göre bu tıkanıklıkları açmanın tek yolu ise oruç tutmak! Ehret, Türkçe’ye de çevrilen ‘Şifalı Besinler ve Mukussuz Şifa Diyeti’ adlı kitabında, “Doğa, oruç metoduyla her hastalığı iyileştiriyor. İşte bu, doğanın her vücutta en önemli faktörün; atık, yabancı madde ve mukus (ürik asit, kandaki zehirler ve doku bozulmaları) olduğunu kanıtlıyor.” diyor. Yüzyıldan fazla bir süre önce yazılmış olmasına karşılık, günümüzde de hâlâ hastalıklarından oruç terapisiyle kurtulmak isteyenlerin referansı olan kitabın yazarı Ehret’in Türkçe’ye çevrilen bir diğer kitabı da ‘Oruçla Yeniden Sağlığa Kavuşma ve Gençleşme’…

BEYDEMİR: BİR HURMA YETER

Bu teorinin günümüzdeki savunucularından “Sağlık İçin Oruç, Bıçaksız Ameliyattır” kitabının yazarı Gülhan Beydemir’e göre ise beslenmek için günde bir hurma yeterli… ABD’de öğrendiği oruç terapisi sayesinde hastalığını yendiğini söyleyen Beydemir, yılın altı ayını oruç tutarak geçirdiğini söylüyor.

Alman profesör Cehardet ise, iradenin takviyesi konusunda yazdığı kitapta orucu tavsiye ederek, insanın, maddî meyillerinin esiri olmaması, nefsinin dizginlerine malik bir hayat yaşaması için ruhun cesede hakimiyetini temin edecek en tesirli yolun oruç olduğunu belirtir. Dr. Rowy ise, bu hususta, “Oruç, vücudun hastalıklara karşı mukavemetini artırır. Bu önemli tıbbi hakikati İslam, orucu farz kılarak ortaya koymuş, bugünkü modern tıp ise orucu hastalıklara karşı koruyucu ve ilaç olarak kullanmaktadır.” demektedir. Dr. Rawy’nin sözlerini teyid edercesine Dr. Henri Lahman’ın Saksonya’nın Dresden şehrindeki hastanesinde, ayrıca Dr. Berşerbenr ve Dr. Moliere ait sağlık evlerinde oruçla tedavi yapılmaktadır.

Batılı doktorlar ayrıca, Müslümanların Ramazan ayında tuttukları oruç ile farkında olmadan birçok hastalıktan kurtulduklarını ifade ediyor.

ORUÇ TUTMAK TAHAMMÜLÜ ZOR OLAN BİR İBADET MİDİR?

Vücudu alışmış ise, ortalama 60-70 gün kadar açlığa bir hafta kadar da susuzluğa tahammül edebiliyor. Sair vakitler de bir nev’i gece tutmuş olduğu bu orucu şahıs ramazan ayında gündüze alacak demektir. Tansiyonu ilk günlerde hafifçe düşebilir. Bunlar bünyenin oruca yani kısmı açlığa olan alışma yani adapte olma halleridir. Her yemek vücut için bir yorgunluğun başlangıcıdır. Mideyi âdeta bir asit fabrikası ve bağırsakları da bir rafineri tarzında yaratan Cenâb-ı Hak, 11 ay aralıksız çalışan bu fabrikalara yılın bir ayında, yani Ramazan ayında muvakkat bir istirahat vermiştir. Karaciğer 24 saat çalışmazsa şahıs ölür. Oruç halinde karaciğerin yükü azalacağı vücudu toksit yani zehirli maddelerden temizleme imkanı artmış olmaktadır. Oruç Tutarken, karaciğere, sindirim neticesi düşen iş azalacağından karaciğerde zehirleştirme hadisesine daha fazla imkân hâsıl olmuş olur. Vücut, şahıs oruçlu iken maddi olarak da temizlenmiş olmaktadır. Oruç esnasında karaciğerin yükü azaldığı için ölü ve ölmekte olan hücrelerin tasfiye işi kolaylaşır ve hızlanır. Allah’ın emri olan orucun tutulması ile, insan vücudu, eskiyen hücrelerin temizlenmesi, onların yerine yeni hücrelerin gelmesi ile adeta gençleşmektedir. “Vücudun zekatı da oruçtur.” (İbn-i Mace, Siyam, Hadis no: 1345) hadisini ve zekatın lügat manasının temizlenme olduğunu hatırlayınca hikmet daha iyi anlaşılır.

ORUÇ BIÇAKSIZ AMELİYATTIR

Günümüzde batı memleketlerinde oruç ile tedavi uygulayan klinikler mevcuttur. Bazı hastalıklara karşı oruç tutmayı tedavi edici bir ilaç gibi tatbik eden birçok batılı hekim vardır. Genel anestezi yapılacak olan ameliyatlarda, hasta ameliyattan altı saat önce ve ameliyattan altı saat sonraya kadar aç bırakılmaktadır. Anestezi için verilen zaralı maddeler, bu müddet esnasında vücuttan atılmaktadır. “Oruç bıçaksız ameliyattır.” (Geffory M R : Le Jeune (Tedavi Vasıtası Olarak Oruç -Tercüme eden: İbrahim Canan) basılmamış kitap, Erzurum , 1978 )

ORUÇ VE SİNDİRİM SİSTEMİ

Oruç şüphesiz belli bir yaşa gelmiş ve sıhhatli olan şahıslara farzdır. Hastalık oruca mani ise oruç tutmaz. Ülserli şahıslar oruç tutmalı mıdır? Ülser daha çok midede ve on iki parmak bağırsağında meydana gelen yara olarak bilinir. 1992 yılında Prof. Dr. Said Kapıcıoğlu ve arkadaşları ülser (duodenal ulkus) teşhisi konulmuş 7 erkek gönüllü üzerinde araştırma yaparlar, akşama kadar yani iftar saatine kadar aç kalmağa niyet eden şahısların, ülserli olsa bile öğle saatlerinde rahatladığı görülmüştür. Midedeki asit ifrazatı öğle saatlerinde azalmıştır. Oruç tutmanın mide (peptik) ülserinin ortaya çıkmasında önemli rolü olan midedeki asit ifrazatının artmasına (hiprasidite) yol açacağını söylemek yanlış olur. Tunuslu bir araştırıcı grubunda 57 hastaya her gün 30mgr lansoprazol verildi. 27 si si oruç tutmadı 30 kişilik diğer grupda oruç tuttu. Sonuçta oruç tutan ve tutmayanlar arasında arazlar (semptomlar) bakımından bir fark görülmedi. Oruç tutmayanlarda %88.8 oruç tutanlarda ise daha fazla yani %90 nisbetinde ülser den şifa buldukları görüldü.Bu nedenle ülserli hastalar herhangi bir riske girmeden rahatlıkla oruçlarını tutabilirler. (Mehdi A, Ajmi S, Gastroenterol clin Biol, 21- 11- :820-22, 1997 )

Ramazan öncesi ve Ramazan ayında serum gastrin seviyelerinde önemli bir farkın olmadığı anlaşılmıştır. ( Polat H ve arkadaşları: Oruç tutmanın serum Gastrin seviyesinde tesirleri. “Ramazan ve sağlık” ile alakalı ikinci milletler arası kongre kongre kitabı.)

İç salgın yapan guddelerin salgıları

İslami oruçtaki açlık müddeti salgı ve hormonların kandaki seviyelerinde herhangi bir değişikliğe yol açacak kadar uzun değildir.(Azizi F : “Health and Ramadan”. P.39, İstanbul, 1997.)

Ramazanda kan şekeri seviyelerinde ufak tefek iniş çıkışlar olsa da genellikle kan şekeri normal hudutlarda kalmıştır.(Azizi F: the blood glucose in health and diabets during ramadan. Proceedings of the 2nd ınternatıonal congress on “health and ramadan”. P.40, İstanbul, 1997)

İnsülinin değerlerinde Ramazan ayında normal günlere göre fazla fark olmadığı anlaşılmıştır. (Marniche D, et al : effect of fasting and refeeding during ramadan on glucoregulation. Proceedings of the 2nd ınternatıonal congress on “health and ramadan” .p.125, İstanbul 1997 ) (Timeturk)

Gülay Koç

..

Reklamlar

6 Yanıt to “Aidin Salih Hanımın Tedavi ve Yöntemini yadırgayan Arkadaşlara”

  1. erhanyıldız said

    kafası çalışıpta ilmi olan herhangi bir ilaç firmasıyla veya umuttaciri ile bağlantısıda olmayan birisi aydın hanımın metodunun değerini anlıyabilir ancak,

  2. Tabibhan said

    Oruç ne zamandan vardır?
    Geçmişi araştırdıkça belli oluyor ki insanoğlu dünya hayatına ilk gelişinden çağımıza kadar orucu hem ibadet olarak hem de hastalıklardan kurtulma amacı olarak kullanmışlardır.
    Rivayete göre, Âdem Peygamber cennetten ihraç edildiği zaman Allah (c.c.) ona arınması için bir gün oruçlu, bir gün de oruçsuz kalmasını emir etmiştir.
    Nuh (a.s) bayram günleri müstesna olmak üzere bütün sene oruç tutardı. Rivayet edilmektedir.
    Diğer bir rivayette; Davut Peygamberin hayatı boyunca bir gün oruçlu bir gün oruçsuz olarak yaşadığı söylenilir.
    Pisagor’un öğrencileriyle birlikte keşifler elde etmek için (40 gün ve daha fazla) sadece su içerek uzun oruç kürleri yapmış olduğunu tarihi kaynaklardan öğrenmekteyiz.
    —Kuran-ı Kerimde oruçla ilgili ayetlerin birinde şöyle denilir;
    “Ey iman edenler Oruç sizden öncekilere de farz kılındığı gibi, size de farz kılındı; ta ki korunasınız.”
    —Kutsi hadiste; “ Oruç benim içindir. Orucun mükâfatını ben vereceğim”
    İbn-i Abbas (r.a.) der ki “Allah’ ın Resulü hiçbir şey yemeden birbiri ardınca birkaç gece evinde gecelerdi”
    Kutsi Hadiste „Oruç tutun şifa bulun“denilmiştir. Yemek yiyin şifa bulun denilmemiştir. Şimdiye kadar hastalandıkları zaman yemek yiyerek şifa bulan hiç bir hayvan bulunmamıştır.
    İsa Peygamberin havarileriyle birlikte 40 gün su dışında bir şey almadan oruç tuttuğu herkes tarafından bilinmektedir. Daha sonraları yüzyıllar boyunca dünyanın kâmil insanları ilmi keşifler ve manevi arınma için zaman- zaman aralıksız uzun süre oruç tutmuşlardır.
    Bu yakın zamanda Edmont Şekli (Peer jülyar, Lozona) tarafından basılmış bir kitapta İsa Peygamberin oruç konusunda söyledikleri havarisi İyona tarafından kaleme alınmıştır.
    “Bilesiniz ki, arayanlar bulur, ona göre size söylüyorum ki vücut “mabedinizi” temizlemek zorundasınız. Orucun yardımıyla bedeninizi temizledikten sonra, onun gerçek “sahibinin” kalbinizde yerleşmesi mümkündür. “Oruçlu olduğunuz zaman insanlardan uzak olun, çünkü oruçluyken meleklere daha yakın olma şansınız vardır.
    “Kendinize dönün ve oruç tutun, fakat bunu teklikte yapın ki sizi gören olmasın, şeytanın vesvesesinden kurtarana dek devam edin, yer melekleri size yardıma gelinceye kadar açlığınıza devam edin, size söylediğim hakikat bundan ibarettir ki, siz oruç tutmadıkça iblisten ve hastalıklardan kurtulamazsınız. Bütün varlığınızla saf bir gönülle orucu tutup duaya devam edin.”
    “Size gerçek olarak söylüyorum; iç temizliği olmadan zahiri temizliğin bir anlamı yok. Zahiren çok güzel süslenmiş bir mezarın ne anlamı olabilir ki?” “Odur ki, size söylüyorum; Su meleğinin sizi içten temizlemesine izin verin böyle bir temizlikten sonra hastalıklarınızdan ve geçmiş günahlarınızdan kurtulabilirsiniz.”
    Hikâye olunduğuna göre Ebu’l –Hasan el Mekki hiç bozmadan devamlı oruç tutardı. O sadece haftada bir kere cuma günü ekmek yerdi.
    Ebu Hafz Şihabüddin Ömer es- Sühreverdi (1144–1234) “Avarif’l-mearif” adlı kitabında şöyle yazıyor; “Abdullah et-Tüsteri normal zamanda on beş günde bir kere, Ramazan’da ayda bir kere yerdi ve sünnet yerini bulsun diye akşamları su ile iftar ederdi.”
    İmamı Rabbani (k.s.) der ki “Hastalıklardan kurtulmadığı sürece yenilen yemekler kişiye bir fayda vermez”
    Erzurumlu İbrahim Hakkı efendi (1703-1780) Marifet name adlı kitabında şöyle der; “Tokluk hastalığı çağırır, tokluk bütün hastalıkların aslıdır. Açlık ise bütün çarelerin esasıdır. Bütün kalp hastalıklarının menşei, yemek arzusudur. Açlığın lezzetini bilen tokluğa üzülür. Açlık bedene ve ruha faydalıdır. Tokluk ise her ikisine zarardır. Çok yiyen hayatını yer. Hayatını yiyenlerin elde ettikleri ancak ölümdür.”
    Risale-i Nur külliyatında On ikinci Lemada Ustad Bediüzzaman Said Nursi (h.z.) şöyle der: “Evet, zihayatın (hayatın) bedeninde şahm (içyağı) suretinde iddihar (birikmiş olan) edilen rızk-ı fıtrı, (hakiki tabii, rızık-ilahi rızık) haddı-i vasat (normal) olarak kırk gün mükemmelen devam eder. Hatta bir marazın (hastalık) veya bir istiğrak-i ruhani neticesinde iki kırkı geçer. Hatta bir adam, şedit (şiddetli) bir inadı yüzünden, Londra mahpushanesinde yetmiş gün, sıhhat ve selametle, hiçbir şey yemeden hayata devam ettiğini on üç sene evvel gazeteler yazmışlar.
    Bu bir gerçek ki, tüm inanışlarda “oruç” bir ibadet olarak kullanılmaktadır, ama bizim burada anlattığımız “orucun” ibadetle bağlantısı yok, yani, dini oruçta su içilemez. Ama tedavi aracı olduğu için buradaki oruçta su içilmesi gerekiyor çünkü buradaki gaye hastalık yapıcı atıklardan arınmaktır.
    Gerçi oruca ibadet yönünden bakarsak da burada sağlığa bir katkısı olduğunu görüyoruz. Ne yazık ki insanlarımız ibadet orucunu hakkıyla yapamıyorlar. Akşam olur olmaz o kadar „tıkıyorlar“ ki, nefes bile almakta zorlanırlar dolayısıyla da Ramazan ayı yemek bayramına dönüşüyor insanlar daha bol sofralar açmakta âdete yarışmaya giriyorlar. Sonunda da hastaneler hastayla dolup taşıyor.
    Elde ettiğimiz bilgilere göre.
    1877 senesinde Dr. Edward Dyun Amerika’da ilk defa hastane ortamında “oruçla” tedavi etmeye başlamıştır ve o bu başarısıyla dünyaya ispat etmiştir ki, “oruç” tedavisiyle tüm hastalıkları tedavi etmek mümkündür. Bu sihirli tedavi Dr. Dyun’a öyle tesir etmiş ki, bu olaydan sonra tüm ağır hastalara tedavi boyunca gıda vermeyi yasaklamıştır. Onun gözetimi altında ağır eklem romatizmasından yıllardan beri yatağa mahkûm olmuş kadın oruç tedavisiyle kolayca tedavi olmuştu.
    Uzun seneler yatak hastası olan zavallı kadın nihayet orucun 30. günü ilk defa kendisi ayağa kalkarak koltukta oturdu ve nihayet orucun 46. günü evinin tüm odalarını serbest dolaşabildi
    Dr. E. Dyun oruç tedavisi ile bağlı sırları, insan fizyolojisine dair bir kitabı okuduktan sonra anlamıştır. Kitapta kaza sonucu olarak mecburen aç kalmaktan ölmüş insan vücudunun parçalarının nasıl zayıfladığı açıklanmıştı:
    İç yağları %97,
    Dalak %63,
    Karaciğer %56,
    Kaslar %30,
    Kan %17,
    Beyin % 0,
    Buradan anlaşılır ki, ölüme terk edilmiş insanın beyninden başka bütün organları zayıflamıştır. Bu araştırma Dr. Dyun’ a daha bir yenilik kazandırmıştı, yani belli olmuştu ki, insan gün içinde yemek yese de yemese de enerji kaybetmektedir ve kaybettiği bu enerjiyi yalnız uyuduğu zaman tekrar geri kazanır.
    Yani, gıdalardan alınan enerji uykuyla kazanılan enerjinin yerini veremez. İnsan uykudayken beyin kendi kendini besler, şöyle ki, aç, susuz ölüme terk edilmiş insanın beyninden kesinlikle hiçbir şey eksilemez.
    Üste anlatılan olaydan belli oluyor ki, önce bedenin çok önem taşımayan organlarından başlayarak tüm parçaları sırayla eriyip biter, beyin hücreleri hiç bir eksikliğe uğramadan son ana kadar berraklığını korur ve daha ciddi çalışır. Yani beynin çekisi azalmaz, kilo vermez ve açlıktan ölmek üzere olan insan son ana kadar aklını kaybetmez.
    Buradan da anlaşılıyor ki, insan bir gün veya bir hafta değil, bir kaç ay hiç gıda almadan yaşamını sürdürebilir. Bu gerçeklere tarihten örnekler verelim:
    Dört yaşında bir erkek çocuğun sindirim sistemi öylesine kilitlenmiştir ki, boğazından bir damla ne su nede gıda alması imkânsız halde ölüme terk edilmişti. Talihsiz çocuk öylesine eridi ki, bir deri bir kemik kaldı. Son ana kadar aklı ve şuurunu kaybetmeden açlığının 75 gününde öldü.
    Başka bir örnek: Hazım borusu felç olduğundan dolayı ölüme terk edilmiş bir kadın boğazından bir damla bile gıda geçmeden 4 aya kadar yaşamını sürdürdükten sonra ölüm gerçekleşebilmiştir. Onunda beyninde hiç bir eksiklik olmadığı için son ana kadar aklî dengesini kaybetmemiştir.
    Dr. Dyun anlatır ki, “eğer beyin felç olursa alınan gıdaların hiç bir hayati değeri olamaz. Gıdanın hazmına çok enerji harcandığı için hasta iyileşemez. İnsan dışarıdan gıda alamayınca vücudun tüm enerjisi beynin ayakta kalması için kullanılır, yani önce organlarda birikmiş veya depolanmış gıdalar tüketilir, son aşamada da beyin tüm diğer parçaların enerjisini kendisine kullanır.
    Dr. Dyun bununla da ispatlamıştır ki, beynin son ana kadar hiç değişmeden ayakta kalmasının sebebi vücudun diğer parçalarının hesabına yaşamasıdır. Nihayet o, “oruç tedavisiyle” ilgili kitabında şunları yazıyor. “Bu kitap ilaçlarla tedavi eden bir doktorun hayat tecrübeleri esasında yazılmıştır. Ben tüm ilaçların insan sağlığına tamamen faydasız olduğuna emin olduktan sonra, nihayet “oruçla” tedaviyi iyice denedim ve kesin olarak söyleyebilirim ki, tüm hastalıkları insanın yaratılışına tam uygun fıtri bir tedavi yöntemi olan “oruç”la kolaylıkla tedavi etmek mümkündür”.
    – “ Dr. Tayner (1880) “orucu” Gençlik iksiri olarak adlandırmıştır. O, 52 yaşındayken çok güçsüz haldeydi ve ağır hastalıktan dolayı ölmek üzereyken oruçlu kalmaya karar verdi. 40 gün aralıksız oruçlu kaldı ve ölümden dönerek 31 sene daha yaşadı”
    -“1901 senesinde Adolf Mayer “ oruç tedavisi- mucizevî tedavidir” adlı kitabını yazıyor: -”Oruç zamanı vücut kendisinde senelerce birikerek kalmış ve hazmı imkânsız “atıkları yemeğe ”başlar. Organlarda kireç halinde depolanmış birikimler parçalanır, faydalı olanları beden kullanır gereksiz olanları dışarı atar”
    Amerika’da (Los Angeles’ta) bir hanım çok fazla kilodan dolayı 119 gün aralıksız aç kaldı ve 58 kilo verdi. O çok neşeli ve mutluydu:
    — 1973 yılında İrlanda’nın Glazgo şehrinde oldukça fazla kilolu iki kadın gönüllü olarak açlığa başladılar. Kadınlardan birisi 236 gün, diğeri 249 gün aç kalabilmişlerdi.
    Göründüğü gibi çok kilosu olan insanlar daha uzun günler aç kalabilirler
    Dünyadaki bilim adamları oruç zamanı insanın vücudunda meydana gelen olaylar etrafında geniş araştırmalar yapmışlardır.
    —Bu âlimlerden birisi, yani Dr. Georgi Aleksandirov Voytoviç (Rusya) oruç konusunu her yönden araştırarak insan sağlığı için oruç tedavisinden üstün bir yöntem olmadığını açıklamıştır: O şöyle demiştir:
    “Oruç- tüm tıp alanında bir jokeydir. Ve eğer oruç terazinin bir gözüne konsa, dünyadaki tüm tıp yöntemleri de öbür göze konsa, elbette ki oruç tedavisi yedi kere üstün gelir.”
    Kendisi dünyaca ünlü olan Dr. Robert Walter, Pensilvanya’da Walter sanatoryumunun başkanı idi. Ve bu sanatoryumdakiler, orucun birçok hastalık için faydalı olduğunu söylemişlerdir. Burada topluca tutulan esaslı oruçlar bize insan organizmasını anlamamız konusunda yardımcı oldu ve bu oruçlarda sudan başka bir şey içilmiyordu. Biz başlangıçta insanların bu yolla kilo kaybettiklerini keşfettik. Bu konuda hiç bir tereddüt veya soruya mahal yoktur ki, kilo vermenin en çabuk, en emin ve en etkili yolu oruç tutmaktır.
    Evet, fazla kilolu bireylerin oruç tutmaları için tek belki de ana sebep kilo vermek istemeleridir
    İnsan vücudunun narin ve otomatik işleyen dengeleri bozulduğunda başvurulacak düzenleyici yine oruçtur. Bir taraftan kullanılması gerekeni kullanmak, diğer yandan da korunması gerekeni korumak için etkili bir yöntemdir.
    Oruç tutulduğunda vücut fonksiyonları düzene girer. Vücuttaki enerji düzenli bir şekilde saklanır. Ve ihtiyaç olunan kısımlara transfer sağlanır.
    Oruç yaşam enerjisini gıdaların hazmına harcanmasından korur, böylelikle yaşam enerjisi hastalıklı yapıların ve toksinlerin giderilmesinde kullanılır.
    Orucun bir diğer faydası da psikolojik dinlenmenin sağlanmasındadır. Sindirim sistemi, salgı bezleri sistemi, kan dolaşımı sistemi, solunum sistemi ve sinir sistemi bir dinlenme sürecine girer.
    Genel anlamda, daha fazla yemek yenmesi organların daha fazla çalışmak zorunda olmaları demektir. Yani alınan yiyecek miktarında büyük bir azalma varsa organlar dinlenirler. Eğer yemek hiç alınmıyorsa organların büyük bir dinlenme içinde oldukları anlamına gelir.
    Bunu anlamak çok güç değildir; yemek yenmediği zaman ağız ve midedeki salgı bezleri, bütünüyle sindirim kanalları, karaciğer ve pankreas dinlenir demektir. Aynı şekilde kolayca anlamak mümkündür ki, kalp ve atar damarlarda bu sebeple bir dinlenişe geçerler. Vücuttaki salgı bezleri ve sindirim sularının aktiviteleri durmuş oluyor. Bütün bunların anlamı vücudun büyük bir dinlenme içinde olduğudur.
    Kış uykusuna yatan hayvanlarda olduğu gibi oruç tutan insanlarda da durgunluk görüldüğüne dair bir teori vardır. Doğum öncesinde ki evrede olduğu gibi kaslarda ve sindirim kanalında büyük bir durgunluk olduğu söylenilir. Doğru, ama oruç tutan bir insan kış uykusuna yatan hayvan gibi uyku halinde değildir ve bir embriyo gibi hareketsiz de değildir. Aslında akıl ve kaslar oruçla ilgili olmaktan çok uzaktadır. Yatıp uyumaksızın vücut dinlenir zekâ çok aktif bir durumda bulunabilir. Oruçlu kimsenin orucu sırasındaki durgunluk sanıldığı gibi değildir. Onun durgunluğu hücrelerin bakımı ve yenilenme işleminin gerçekleştirilmesidir.
    Dr. Tilden şöyle söylemiştir: “Ben 55 sene doktorlarla ve terapi uzmanlarıyla birlikte çalıştım. Sonunda kimseden korkmayarak açıkça söyledim ki, “oruç insanlık dünyasında eşi olmayan güvenli bir terapi yöntem
    Hayvanlarda oruç varoluşlarının önemli bir faktörüdür. Onlar sadece hastalandıkları veya yaralandıkları zaman oruç tutmazlar kış veya yaz uykularında da oruç tutarlar. ( tropik iklimlerde yaz boyunca da uykuya yatarlar.)
    Bazı hayvanlar çiftleşme sezonunda oruç tutarlar. Bazı kuşlar yumurtladıkları zaman oruçludurlar. Bazı hayvanlar doğduktan hemen sonra oruca başlarlar. Bazı örümcekler vardır ki doğumlarından itibaren 6 aya kadar hiçbir şey yemezler.
    Bazı vahşi hayvanlar tutsaklıkları süresince ve bazı evcil hayvanlar kedi veya köpekler de yeni bir çevre edindiklerinde birkaç gün hiçbir şey yemeden durabilirler. Hayvanlar kuraklık, kar ve soğuk zamanlarında oruç tutarak ayakta kalırlar. Ve yiyecek yemeden uzun bir süre geçirebilirler.
    Elbette oruç hiçte kolay bir deneyim değildir. Ama insana yeni duygular vererek merak uyandırır. Gıda almadan yaşama devam etme sonunda insana hayatın derinliklerinde saklı manalar ve sırlar açılmaya başlar. Gün geçtikçe kişi kendisini mutlu ve hayat dolu hisseder.

    İnsanlıkta dinsel sebeplerden dolayı, kendi disiplini veya politik maksatları için ve sağlığı yenilemenin bir yolu olarak dünyanın çeşitli ülkelerinde oruç tutma adet haline geldi. Geçen yüzyıllarda güçlü olabilmek için yememiz gerektiği düşüncesi sağlam bir fikir olagelmişti.
    Alman hekim Dr. Felix Oswald ülkesine dönmeden önce Amerika’ya geldi ve şöyle bir açıklamada bulundu:”Oruç tedavisi sınırlı bir metot değildir. O, bilinen bir tecrübedir ki ağrı, yüksek ateş, mide ağrıları ve daha başka tıbbi hastalıkları uzaklaştırır. Şehvet ve sadece akılsız hemşireler, bu hususta doğanın niyetini engellemeyi deneyeceklerdir.”

    Oruç yüzyıllardır vardır; Biz onu kutsal kitaplarda ve okullarımızda okuduk. Mısır’da, eski Yunan’da baştanbaşa tüm Akdeniz dünyasında eski tapınaklarda hastalığın tedavisinde kullanılırdı. Orucun kullanılması çok eski zamanlarda akut hastalıkların tedavisine kadar gider. Avrupa Ortaçağ’ının uzun karanlığı esnasında Arap doktorlar tarafından verilen reçeteler artık eskimişti. İtalya’da Napolili hekimler 150 yıl kadar uzun bir zaman boyunca orucu kullanmışlardı. Öyle ki, bu bazen ateşli bir hasta için dört gün sürerdi.
    Dr. M. Shelton “1920’ in yazından itibaren yaklaşık 45 yıl boyunca oruç projesini yürüttüm. Benim birkaç günden doksan güne kadar rehberlik ettiğim binlerce oruç istatistiğim var ki bunların kilo kayıpları ve nihayetinde fiziksel yenilenmeleri vücudun sağlığına kavuşmasına bir etkendir.”
    Yaşlı bir adamın şu bahsi geçen özel durumu ilgi çekicidir. Çünkü sonuçlar bir hayli başarılı olmuştur.
    “Mr. A.B. 70 yaşında bir hastaydı ve O yıllarının çoğunu hasta olarak geçirmişti. 13 yıldır astım bronşit hastalığının ıstırabını çekiyordu. Ve bu 13 yılın 5 yılını hasta hanede geçirmişti. Bundan başka, evvelden beri sinüslerinde bir problemi vardı. Altı yıldır da sol kulağı tamamen sağırdı. Bu arada prostat bezeleri genişlemişti ve birkaç yıldır da iktidarsızdı. Gözlük takıyordu, keldi, başlangıç aşamasındaki hastalığının sonuçlarına aldırmamasına rağmen, durumunun iyi olmadığını gösteren küçük semptomlara sahipti.
    Onun tedavisi için yıllarca olağan metotlarla çalışılmış olmasına rağmen, bunun fark edilen hiçbir gerçek faydası yoktu. O da diğer astım hastaları gibi günden güne daha da kötüye gidiyordu. Genellikle, astımlıların düzenli tedavisinin, sadece hafifletici olduğu ve hastanın, zaman ilerledikçe daha da kötüleştiği bilinir.
    Sinüs rahatsızlığı olan hastalar için şüphe götürür geçici rahatlamaları sağlayan bu düzenli bakımlar, hastalığın tedavisi için başarısızdır. Şunu kabul etmek zorundayız ki, prostat, salgı bezlerinin büyümesini önlemek veya sağırlığı ortadan kaldırmak için hiçbir şey yapılmaz. Bu durumdaki hastaların hepsi iyileşmeyecek hastalar kategorisinde görülür.
    Mr. A.B. astım rahatsızlığından dolayı beşinci kez hasta haneye yatmıştı. Chicago’ da yatırıldığı hasta haneden ayrıldı ve doğruca kuzeye giden bir uçağa bindi. Ve onun bu gidişinin, astım rahatsızlığının tedavisinin daha iyi bir sonuç vermesi için gerçekleştirdiği sanılıyordu. Hala hırıldıyordu, onun, yolculuğu yapabileceği şüpheliydi, ama denemeyi kararlaştırmıştı. Kendi ifadesine göre, yeteri kadar ıstırap çekmişti ve normal metotlarla düzenli bakımının kendisini tedavi etmediğine ikna olmuştu.”

    Diğer binlerce astım hastası gibi ona da her fırsatta uygulanan tedavi planları başarısız oldu. Kuzeydeki enstitüye varmak üzereyken ona rahatlamak için kullandığı bütün ilaçları terk etmesi gerektiği söylendi. Bunun üzerine o şöyle sordu: Eğer astım krizine yakalanırsam ne yapacağım?
    “Dişlerini sıkıp, yumruklarını gıcırdatacaksın. Eğer, ilaçları kullanmaya devam edersen iyi olamazsın.”
    Yatağa uzanması ve orada kalması için talimat verildi. Yeniden yemek yiyebileceği söylenene kadar ağzına sudan başka hiçbir şey almaması tembihlendi. Tedavinin hastalıktan daha kötü olacağını düşündü. Yiyeceksiz devam edebilir miydi? Yıllardır süren hastalığından dolayı zayıf düşmüştü ve yeteri kadar oksijen alamayacağından korkuyordu. Onun dikkatli şekilde izleneceği ve ona hiçbir zararın gelmeyeceği garanti edildi.
    İçinde bir korku vardı. Ne ile karşılaşacağını bilmiyordu. Oruç genellikle hoş bir tecrübe olarak bilinmez; fakat oldukça ilginçti, belki eğlenceli bile olabilirdi. Yaşamın akla hayale gelmeyen derinliklerini, özgürlüğü ve huzuru, çoğunlukla yiyecekten ve zevkten uzak durma esnasında keşfetmesi mümkün olacaktı.
    Orucunun ilk gecesiydi. Saat dört sularında Mr. A.B. şiddetli bir astım nöbeti geçirdi. Yatağında yatarken nefes alamıyordu bunun için yatağının kenarına oturdu ve yardım çağırdı. Doktor geldi ve onu muayene etti. Kısa bir zaman sonra iyi olacağını söyledi. Yaklaşık yirmi dört saat astım semptomları devam edecek ve sonra rahatlayacaksınız dedi.
    Doktor ayrıldığı zaman, Mr. A.B. nefes almaya çalışıyordu. “Nasıl bir yere geldim ben? “diye yanında duran adama sordu. Kimse benim bu krizlerden kurtulmam için hiçbir şey yapmayacak. Birkaç dakika daha nefes alabilmek için çabaladı sonra biraz rahatladı ve uykuya daldı.
    Sabahleyin doktor onu görmeye geldiğinde, Mr. A.B. kendisini çok daha iyi hissediyordu. Ve geçen gece için kendisini affettirmeye çalışıyordu. Fazlasıyla neşe doluydu, gün ilerledikçe küçük bir oğlan çocuğu olduğu zamanki kadar rahat nefes alıyordu. Ve astım hastalığından minik bir işaret bile yoktu.
    Enstitüde kaldığı uzun bir sürece başka bir kriz daha yaşamadı. Onun sinüs iltihabı hala akıyor bununla birlikte oruca da devam ediliyordu. Yiyeceksiz geçen altı günden sonra küçük bir çocuk kadar rahat bir şekilde idrarını serbestçe boşaltabildi. Prostat keseleri de normal boyutlarına inmişti.
    Oruca devam etti ve görülen semptomların günden güne kaybolduğu gözlendi. Sonunda sinüsleri de temizlendi. Rahatça nefes alabilmesi ona büyük bir keyif veriyordu. Orucun yirmi beşinci gününde doktora orucu bırakıp bırakamayacağını sordu. Bunun henüz erken olduğu, yeterince iyileşmediği ve oruca devam etmenin daha akıllıca bir hareket olacağı hakkında bilgilendirildi. Doktor: “Bir cezaevinde değilsiniz, orucu bırakmak istiyorsanız bu konuda size karşı çıkılmayacaktır; fakat benim tavsiyelerime kulak verirseniz çok az bir zaman daha devam etmenizi öneririm.” dedi.
    Doktorunun tavsiyelerine uydu ve orucun sonuna kadar devam etti. Orucun otuz altıncı gününde sağır olan kulağı da iyileşti. Kulağı çok iyi işitiyordu, sol kolunu başına doğru kaldırdığında saatinin küçük tıkırtılarını bile işitebiliyordu. Kulak sağlığının tamamen yerine gelmiş olması da bir o kadar önemliydi.
    Fakat onu bekleyen başka bir sürpriz daha vardı. Ancak eve döndükten birkaç hafta sonra orucu bırakacaktı. Az bir iktidarsızlık sorunu kalmıştı. Erkeklerdeki iktidarsızlığın iyileşmesi veya kadınlardaki soğukluğun ortadan kalkması orucun nadir bir etkisi değildi. Sonunda Mr . Kırk iki günün sonunda orucunu tamamladı ve sağlığına kavuştu.
    Bu sonuç, enstitü başkanı için de sürpriz olmamıştı. Bu tuhaf bir durum değildi. Benzeri birçok hasta böyle bir iyileşme göstermişti. Oruç tedavisi altında bulunan birçok hasta da bu hasta gibi iyileşmişti. Bu, orucun bilinen bir sonucuydu.
    Fakat bazı işitme bozukluklarının bazı görme bozuklukları gibi anormal durumları vardır; oruç tedavisi bu gibi şartlarda tedavi edici özellik göstermeyebilir. Oruç tedavisi kırılma hatalarından oluşan bir görme bozukluğunda iyi görüntünün sağlanması için uygulanmamasına rağmen, körlük genellikle bazı durumlarda oruçla tedavi edilebilir.
    En iyi şartlar altında ve uygun uzunlukta tatbik edilen oruç tedavisinde hastanın üzerindeki değişiklikleri gözlemesi için fırsatı olur. Hekimler ve bu konuda uzman olmayan kimseler bu tarz olayları duyduklarında, yaşananları ve bu düşünceleri gerçek dışı ve çok fantastik bulmaktadırlar. Orucun etkileri hakkında henüz mucizevî bir olay bulunmamıştır.
    Sahip olduğumuz bilgilerle eğer biraz düşünürsek, oruç tutmanın çok doğal ve vücut hastalıklarının tedavisi için en mantıklı yol olduğu düşüncesinden kurtulamayız.
    Doğal Hijyen bilimcileri yüz kırk yıldan fazla bir zamandır orucun sağlığı destekleme, vücudu iyileştirme ve hastalıklardan hızlıca kurtulabilme etkileri üzerinde çalıştılar. Onlar, bu alanda alışılmadık bir klinik tecrübe getirdiler. Artık modern hayatın yaşamsal pratiklerinin bir parçası olarak orucu yaptırımcı bir güç olarak kabul edip faydalanmak zorundayız ve yapılan tüm deney ve elde edilen tecrübelerle oruç tutmaya mahkûm olduğumuz ortaya çıkmıştır.
    Elbette ki oruç tutmak eleştirilmektedir. Orucu eleştirenlerin çoğu onun hakkında çok az şeyler bilmektedirler. İngiliz doktoru Akademik Doktor, Raboglioti, şöyle söylemiştir: “Dünyada, oruç tedavisini eleştiri ile anılan kimselerin hiç birisi, hayatları boyunca tek öğün yemeksiz yaşamamışlar ama oruç tedavisine girenleri de hiçbir zaman eleştirmemişlerdir.”
    Bizler tarafından dikkate alınmayan, sağlığımızı fiziksel ve zihni açıdan pozitif yönde etkileyen orucun etkileri, kilo almak veya vermek, iyi bir sağlığa kavuşmak veya onu sürdürmek olsun, hayati etkenlerdir.

  3. Tabibhan said

    Oruç tedavisi öldürür mü?
    Açlık tedavisinin veya oruç tedavisi hakkında ki düşünceler halk içinde çoğunlukla yanlış anlaşılmıştır. Ama bu düşünceler sınanmalı ve yanlışlıklar ortadan kaldırılmalıdır. Hatta orucun ölüme bile yol açabileceği gibi bir yargı halk arasında mevcuttur.
    Şunu ifade etmeliyim ki, gözetim altında ve akıllıca bir metot dâhilinde oruç tutmak ile tamamen bakımsız ve ölecek kadar aç kalmak arasında oldukça büyük bir fark vardır.
    Bunun gerçek bir açlık olmadığını söylememize izin verirseniz, bu öyle bir durumdur ki, Kişi yiyecekten uzak kalmaktan da öte bir hal içindedir. Böylelikle kendisini kuvvetlendirir. Ve bu açlık kişinin ölümü ile nihayetleşmez aksine sağlığına kavuşması ile son bulur. Kişi ölene kadar oruç tutmaz doktorunun tavsiye ettiği sürede oruç tutar.
    Eğer yiyecekten bu kadar sakınma sonunda kişi yetersiz beslenmeye devam ederse bu açlık ölüm ile sonuçlanabilir mi? Çok nadir bu durum söz konusu olabilir.
    Ama hasta kalp böbrek veya kanser hastasıysa ve açlık süreci içinde bulunan böyle bir hastaya yemek verilirse daha kısa bir süreç içinde ölecektir.

    Birisi açlıktan öldüğünde duygusal haberleri çoğunlukta olan gazeteler hemen bu haberi yayarlar. Oysaki onların durumlarının detaylarını ve hangi şartlar altında aç kaldıklarını bilmeden. Böyle tutucu kaynaklar açlıktan ölme üzerinde durur ve muhtemelen oruç veya açlık olayının çarpık bir örneğini göstermek için kamuoyuna lanse ederler.
    Bu gazeteler bütün yıl boyunca büyük şehirlerin hastanelerindeki tüm ölümlerin detaylarını bu olaylara karışan doktorların isimlerini ve bu ölümlerin hangi hastanelerde olduğunu uygulanan ilaç veya operasyonları yayımlasalardı sonuç ne olurdu? Böyle bir prosedür ilaçla tedavinin korkunç bir metot olduğu konusunda ikna edemezdi ama doktorlar arasında bir dehşete sebep olabilirdi.
    Açlık tedavisinin başarısız olduğu durumlarda vardır. Evet, bu bir gerçektir. Aslında son çare olarak açlık tedavisine dönüldüğü durumlarda bu tedavi avantajdan uzak olmaktadır. Her adam kadın veya çocuk bu tedaviyi uygular ve sağlığına kavuşur diyemeyiz. Böyle bir iddia edilmemektedir.
    Tedavinin kaynağı vücuttadır. Açlık tedavisi bir çare değildir. İyileşme kendiliğinden meydana gelen vücudun kendisinin ortaya koyabileceği bir çabadır. Hasta ister yesin ister oruç tutsun. Hasta ölüm durumunda son bir çare olarak oruç tutmaya dönerse, vücudun zaten iyileşmeye dönemeyecek bir noktada kendisini açlığa çekmesidir ki zaten açlık tedavisine de cevap veremeyecektir.
    Bu büyük bir tehlikeye yol açar. Hasta iyileşmek için oruç tutar fakat bu onun ölümüne sebep olur. Hastanın iyileşmesinin mümkün olmadığı ölümcül durumda, sadece hastanın ıstırabını artırmaktan başka bir duruma vesile olmayan bana zalimce gelen bir davranıştır.

  4. Seyit Arda said

    Allah c.c Aidin salih hocamızdan razı olsun.
    insanlığın hayrına çalışıyor.

  5. ismail said

    milletin kabullenemediği, oruçtu abdestti, duaydı..bunlar gibi inançla ilgili ritüeller. ama gavurun biri çıkıp dese ki mesela 3 gün aç kalmanız lazım, o zaman moda oluyor. insanımızın önce kafasına şifa bulması lazım. bizimki tükaka, gavurunki ne ala. haksız mıyım!

  6. sumeyra said

    merhaba, annemde noropati, bel fitigi ve daha baska rahatsizliklarida var. ve 67 yasinda. su orucu tutmasi ne kadar dogru olur? yasindan dolayi korkularim. ayni zamanda bir torba ilaci var kullandigi. biraktiginda agrilari cok daha fazla oluyor. bu konuda bizi yonlendirirseniz seviniriz. tesekkurler

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: