LOKMAN HEKİM – SADE BİR HAYAT

Gerçek Tıp – Yitik şifanın izinde ( Sade bir hayat )

Archive for the ‘MERYEM HATİCE'NİN YAZILARI’ Category

Hamilelerin Dikkatine…!

Posted by Site - Yönetici Kasım 8, 2009

Hamilelerin Dikkatine...!

Hamilelerin Dikkatine...!

Hamilelerin Dikkatine…!

Hamile kadınlardan alınan kan örneklerinde yapılan testlerde kadınlarda 50 farklı kimyasala rastlandı.
Endişeye düşüren sonuç ise bu kimyasalların teste tabi tutulan 308 kadında da çıkması.
İspanya San Cecilio Üniversite Hastanesi’nde 668 örnek ve 308 kadın üzerinde yapılan tesler 2000 ve 2002 yıllarındaki kimyasal etkilerin ölçüm sonuçlarıydı.
Yüksek oranda kimyasallara maruz kalan kadınlarda bu kimyasalların ceninin hormonal yapısını bozduğu için üreme anormallikleri (gender-bending) görüldüğü kaydedildi. Sonuçlara şimdiden bazı balık ve hayvan türlerinde rastlanmaya başlandı.

Kimyasallardaki EDC’ler (endoctrine- disrupting) yani vücuttaki hormonların dengesini bozan elementlere olan endişeleri de açığa çıkarıyor.Bilimadamları bu sonuçlara tarımda (böcek öldürücü, suni gübre, hormon) ve diğer ürünlerde kullanılan kimyasalların doğaya sızmasının neden olduğunu açıkladılar.
Geçtiğimiz yıl buna benzer bir rapor WWF-UK (Dünya Doğal Hayatı Koruma Derneği) tarafından da kamuoyuna sunulmuştu.
Yeni doğmuş bebeklere yapılan kan testlerinde ise sekiz faklı gruba ait kimyasala rastlandı. Bu kimyasalların da plastik yapımında ve boya hammaddelerinde kullanılan kimyasallar olduğu açıklandı.
New York Rochester Üniversitesi’ndeki bilimadamları tarafından yapılan araştırmada ise benzer kimyasalların evlerde kullanılan sabun, deterjan, makyaj malzemesi ve tekstil ürünleri gibi binlerce çeşit üründe bulunduğunu ve bunların doğmamış bebeklerin gelişimini etkilediğini açıkladılar.

Ortaya çıkan sonuçlar özellikle hamile kadınların aldıkları gıdalarda, evde kullandıkları malzemelerde ve kıyafetlerinde kimyasallardan uzak durmaya çalışmaları konusunda önem taşıyor.
İspanya Granada Üniversitesi’nin yaptığı araştırmalarda ise 17 farklı kimyasala rastlandı. Testlerde bazı plasentalarda 15 ila 17 farklı kimyasala rastlandı. Testi yürüten Maria Jose Lopez Espinosa, bu tür kimyasallara maruz kalan bebeklerin sağlık durumları konusunda endişe duyduğunu belirtti. Espinosa “Sonuçlar alarm verici. Teste tabi tuttuğumuz hamile kadınların %100’ünün plazentasında en az bir çeşit böcek öldürücü kimyasala rastladık. Ama genel testlere baktığımızda bu oran 8 farklı kimyasala kadar çıkıyor.”dedi.
Anne adaylarını uyararak şöyle ekledi: “Kimyasallara açık olan çocukların ne gibi kötü sonuçlara maruz kalacağını net bilemiyoruz ama plazentada, ceninin önemli gelişim safalarında ciddi etkilere yol açacağını ön görebiliyoruz
Modern kimyasal-yüklü çevremizin hamile kadınlar için özellikle sakıncalı olduğu belirtiliyor. Gebelik döneminde dış etkiler annenin yağ dokusuna yerleşir ve oradanda plasenta ve kan yoluyla doğmamış bebeğe ulaşır.
Bilimadamları anne adaylarının kimyasal alımlarına dikkat etmelerini bunu da organik ve sağlıklı ürünleri tercih ederek, doğru egzersizle ve doğru beslenmeyle yapabileceklerini söylüyorlar.

 Meryem Hatice

http://ekolojiktekstil.blogspot.co

Reklamlar

Posted in MERYEM HATİCE'NİN YAZILARI | 1 Comment »

Ekmek yerine zehir yiyoruz!!!

Posted by Site - Yönetici Ekim 15, 2009

Ekmek yerine zehir yiyoruz!!!

Ekmek yerine zehir yiyoruz!!!

Ekmek yerine zehir yiyoruz!!!

GİMDES Genel Başkanı Dr. Müh. Hüseyin Kami Büyüközer ekmekteki katkı maddelerini internet sitesinde açıkladı.

GİMDES Genel Başkanı Dr. Müh. Hüseyin Kami Büyüközer ekmekteki katkı maddelerini internet sitesinde açıkladı. Sitedeki bilgiler insanın tüylerini ürpertiyor. İnsan saçından domuz kılına kadar pek çok katkı maddesi içeren ekmek hastalıklara davetiye çıkarıyor…

GİMDES (Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Denetleme ve Sertifikalandırma Derneği) Genel Başkanı Dr. Müh. Hüseyin Kami Büyüközer ekmekteki katkı maddelerini internet sitesinde açıkladı. Büyüközer’e göre ekmeğe katkı maddelerinin konulma sebebi şöyle; “Hamurun asidini artırmak, bayatlamayı geciktirmek, ekmek hatalarını ve hastalıklarını düzeltmek, su kaldırma oranını yükseltmek, hacim artışı sağlamak, un rekoltesini yükseltmek .”

İŞTE O MADDELER

E170 kalsiyum karbonat: Hem renklendirici hem mineral tuz; kaya minerali veya kemikten elde edilir; diş macunu, beyaz boya, temizleme tozları, bisküvi, ekmek, kek, dondurma, dondurulmuş konserve sebze ve meyvede ve ilaçlarda kullanılır; yüksek dozlarda zehirlidir; safra, böbrek taşı, hemoroid, kabızlık ve fistül kanamalarına sebep olabilir. Ayrıca kemikten elde edilmesi ihtimali bu katkı maddesini en azından şüpheli hale getirir.

E 471-E477 Mono: Homojenleştirici. Bitkisel ve hayvani kökenli olabilir. Bitkisel kökenden türetilirse, helâl, hayvani unsurlardan türetilirse, şüphelidir. nE 280 propiyonik asit: Koruyucu olarak kullanılır. Migren ağrılarına sebep olabilir; doğal olarak mayalanmış gıdalarda, insan teri ve geviş getirenlerin sindirim organlarında bulunur, mayalanmış kağıt hamuru veya çürümüş lif bakterisinden elde edilir; ekmek ve un mamullerinde kullanılır.

E 200 sorbik asit: Koruyucu olarak kullanılır. Ciltte kaşıntı yapabilir.

E420 sorbitol: Kıvam artırıcı,suni tatlandırıcı ve nem tutucu; etli ve zarlı kabuksuz meyvelerden veya sentetik olarak glukozdan elde edilir; gıda, ilaç ve kozmetiklerde kullanılır. Bebek ve çocuk gıdalarında kullanmak yasaktır.

E422 gliserin: Kıvam artırıcı, tatlandırıcı ve nem tutucu, yağlı renksiz alkol; hayvansal veya bitkisel yağların alkalilerle ayrışması sonucu elde edilir; petrol ürünlerinden ve bazen propilenden sentetik olarak elde edilir; büyük miktarlar baş ağrısı, susuzluk, bulantı ve yüksek kan şekerine sebep olabilir.

E920 Sistain: Un işleme ajanı. İnsan saçı, başta domuz olmak üzere hayvan kılı ve tavuk tüyünden elde edilir. nE924 potasyum bromat: Un işleme ajanı. Bulantı, kusma, diyare ve sancılara neden olabilir.

E928 benzoil peroksit: Unun beyazlaması için kullanılır. Alerjik geçmişi olanlar sakınmalıdır. Büyüközer, “Bunlar migrenden alerjiye hatta kansere kadar birçok rahatsızlıklar oluşturabilen maddelerdir. Uygulamada ise bu katkı maddeleri bu isimleri ile değil ticari isimleri ile alınır satılır.

Ayrıca fırınlarda bu katkı maddelerini hamura katacak eğitilmiş elemanların yetersizliği sebebi ile ekseriya limit aşımı tehlikesi de söz konusudur. Ancak ister paketli olsun, ister paketsiz satılsın çoğu ekmeklerde kullanılan katkı maddelerinin detay bilgileri yer almamaktadır. Bu da tüketiciyi zor durumda bırakmaktadır” şeklinde konuştu.

Peki ne yapacağız?

Dr. Müh. Hüseyin Kami Büyüközer, “Peki ne yapacağız?” sorusunun cevabını ise şöyle veriyor: “Güvendiğimiz market veya fırından katkısız ekmek isteyelim. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın yeni tebliğinde ekmeğe, herhangi bir katkı maddesi katılmaz ise “etiket üzerinde ekmek adı ile birlikte ‘katkısız’ ifadesi kullanılır” şeklinde bir düzenleme getirildi. O halde öncelikle çevremizde katkısız ekmek üreten fırınları araştırmalıyız. Bulduktan sonra iyice sorgulamalıyız. Çünki maalesef ülkemizde üreticilerden doğru bilgi almak ekseriya zor olmaktadır. İyice emin olduktan sonra katkısız ekmek tüketmeliyiz.

BEYAZ EKMEĞİ KALDIRIN

Kepek ekmeğini tercih etmeliyiz. Çünkü buğday, sağlık açısından yararlı B2 ve B6 vitaminleri ile niyasin, folik asit, demir ve çinko içeriyor. Bu maddelerin daha çok yoğunlaştığı kısım olan buğdayın dış kabuğu, un yapımı sırasında ayrıştırılıyor ve ekmeğin besin değeri düşüyor. Bu nedenle kepek ekmeği yemek daha doğru.”

MERYEM HATİCE

 www.haber5.com

Posted in Diger Konular, MERYEM HATİCE'NİN YAZILARI | 2 Comments »

Hazır gıdalar çocuklar için sakıncalı

Posted by Site - Yönetici Ekim 14, 2009

Hazır gıdalar çocuklar için sakıncalı

Hazır gıdalar çocuklar için sakıncalı

Hazır gıdalar çocuklar için sakıncalı 

Uzmanlar, büyüklere göre hazırlanan cips, meyve suyu ve hazır kek katkı maddelerinin, çocuklar için hastalık nedeni olduğunu belirtiyorlar.

Doktorlar anne ve babaları çocuklarına hazır kek, cips, ve meyve suları yönünde uyarırken, bu gıda maddelerinin çocukların vücutlarında kaşıntı, yüzde döküntü ya da hiperaktivite gibi zararlı etkiler gösterdiğini belirtiyorlar. Uzmanlar, çocuklarda böyle sıkıntılar yaşanmasındaki en büyük etkenin yiyecek ve içeceklerdeki E sayılı katkı maddelerinin olduğunu belirtirken, son yıllarda yapılan araştırmalarda, gıda katkı maddelerinin küçük çocuklardaki hiperaktivite, dikkat eksikliği, ya da allerjik reaksiyonlarda rolü olabileceğini ya da bu tür özellikler taşıyan çocuklarda katkı maddelerinin tüketilmesi sonucu sorun çıkabileceğini bildiriyorlar.

Bu gıdaların tüketiminin kesildiğinde çocuklarda görülen hiperaktivitenin de sona erdiğini belirten uzmanlar, ayrıca hazır gıdalardaki E kodlu katkı maddelerinin küçük çocuklarda davranış bozukluğunu tetiklediğini vurguluyorlar. Uzmanlar, gıdalara kırmızı rengini veren ´karmen kırmızısı´´nın alerjiye neden olduğunu; hatta devamlı tüketilmesi halinde ölüme götüren şok yaratabildiğine dikkati çekiyor. Cips, şekerleme, puding ve gazoza sarı renk veren ´Tartrazin´ katkı maddesinin astım krizine neden olduğunu belirten uzmanlar, dayanıklılık için kuru meyvelerde kullanılan sülfitlerin ise kusma, ishal ve karın ağrısına yol açtığını belirtiyorlar.

 

MERYEM HATİCE

Posted in Diger Konular, MERYEM HATİCE'NİN YAZILARI | Leave a Comment »

BAZI GIDA ve KOZMETİK ÜRÜNLERİNDE BULUNABİLEN KATKI MADDELERİ

Posted by Site - Yönetici Ekim 12, 2009

BAZI GIDA ve KOZMETİK ÜRÜNLERİNDE BULUNABİLEN KATKI MADDELERİ

BAZI GIDA ve KOZMETİK ÜRÜNLERİNDE BULUNABİLEN KATKI MADDELERİ

 1 BEBEK MAMASI E332, E333, E508, whey*(peynir altı suyu),sukroz,laktoz,kalsiyum pantotenat,taurin, inositol*, vitaminler*
 2 BİSKÜVİ E450a, E500, E471*, E481*, E482*, margarin*
 3 CİPSLER E471*, E475*, E481*, E482*
 4 ÇİKLET E101*, E102*, E120**, E141*, E296, E320*, E322*, E330, E420, E421, E422*, E464, E950, E951*, E965, fenilalinin, glukonatlar
 5 ÇİKOLATA ŞEKERLEME E322*, E432*, E433*, E471*, E472*, E476*, E491*, E492*, E493*, E494*, E495*, E434*, E435*, E436*
 6 DİŞ MACUNU Sodyum bikarbonat, gliserin*, Hidratlanmış slikat, sorbitol, tetrasodyum pirofosfat, PEG-6, PEG-32, Sodyum laurilsülfat, Aroma*, selüloz gum, Sodyum florid, Sodyum sakkarin, cl77891, Cl58000, Titanyum dioksit, kalsiyom glukonat, formaldehit, tri sodyum fosfat, dikalsiyum fosfat dihidrat, mono floro fosfat
 7 DONDURMA E441**, E471*, E481*
 8 EKMEK  E170*, E282, E300, E432*, E433*, E434*, E435*, E436*, E471*, E472*e, enzim karışımı*,
 9 GAZOZ  E202, E211*, E290, E300, E330
10 HAMUR KABARTMA TOZU  E450a, E500
11 HAZIR ÇORBA E100*, E150, E330, E412, E621*, malto dekstrin, peynir altı suyu*
12 HAZIR KEK E450a, E500, E471*, E481*, E482*, margarin*
13 JÖLE E100*, E162*, E297, E331, E441**
14 KAHVE KREMASI E341*,E469, E471*, E472*
15 KETÇAP E202, E211*, E300, E412
16 KOLA E150, E338, kafein
17 KREM ŞANTİ E160*, E339*, E340, E407*, E433*, E435*, E471*, E472*, E475*, E932
18 LOKUM E102*, E110*, E124*, E132*
19 MARGARİN E160a*, E202, E270*, E322*, E330, E432*, E433*, E434*, E435*, E436*, E472b*, E472c*, E475, E476, E477, vitaminler*
20 MAYONEZ E432*, E433*, E434*, E435*, E436*, E472c*, E472*e
21 MISIR GEVREĞİ E101*, E170*, E321*, E339, E341*, E375, folakin (folik asit), pantotenik asit, tiamin
22 NEKTAR (MEYVE SUYU) E300, E330
23 PASTA E432*, E433*, E434*, E435*, E436*, E441*,E450*, E471*, E472*, E475*, E477*, margarin*, E500
24 PUDİNG E102*, E110*, E160a*, E407*
25 TON BALIĞI E410, E412, E415
26 TOZ MEYVE İÇECEKLERİ E101*, E102*, E110*, E129*, E171, E330, E331, E341*, E375, E414, E415, E440, E466, E500, E551, E950, E951*, E954, maltodekstrin, folakin (folik asit)
27 TUZ E514, E554, potasyum iyodid
28 YOĞURT E441**

 

İşaretsiz ” siyah ” E numaraları helal kabul edilen katkıları gösterir.

kırmızı ” E numaraları sağlık için tehlikeli katkıları gösterir.

” ** ” işaretleri kesin hayvan (çoğunlukla domuz) kökenli katkıları gösterir.(haram)

” * ” Bitkisel veya hayvansal kökenli olabilir. Alkolle muamele edilmiş veya edilmemiş olabilir.Bu sebeple (şüpheli) kabul edilen katkıları gösterir.

Kaynak: animal-ingredients.hypermart.net http://www.foodag.com ve http://www.muslimconsumergroup.com HACSG (Hiperaktif çocukları destekleme grubu),www.ifanca.org, http://www.ehalalfood.com, http://www.eathalal.com, http://www.whatisinit.com, http://www.halalpak.com internet sayfalarından faydalanılmıştır.

MERYEM HATiCE

Posted in MERYEM HATİCE'NİN YAZILARI | 1 Comment »

SU ORUCU

Posted by Site - Yönetici Ekim 7, 2009

SU

SU

SU ORUCU 

Çağımız insanının en büyük dertlerinden olan fazla kilolarınızdan ‘su orucu’ ile kurtulabilirsiniz. Bu yöntem, yılda en az bir kere 21 gün yapılan bir sağlık kürü. Yurt dışında “Water fast ve water treatment” adıyla açılan su orucu klinikleri henüz ülkemizde yok ama meraklısı gün geçtikçe artıyor.

İnsan kaynakları alanında verdiği seminerle tanınan Münir Arıkan bu isimlerden biri. Alerjik astım, yüksek tansiyon ve böbrek hastası olan Arıkan su orucu sayesinde sağlığına kavuştuğunu söylüyor. Üstelik 25 günde 22 kilo zayıflamış. Arıkan, bu yöntemin faydalarını anlatmak için bir seminer programı bile hazırlamış.

‘İnsan kaynakları’ dünyasının içinde olanlar Münir Arıkan ismini yakından tanır. İletişim ve farkındalık, zaman ve yaşam yönetimi, takımdaşlık, motivasyon ve stres yönetimi gibi birçok alanda şirketlere seminerler verir kendisi. Aynı zamanda Türkiye’nin ilk aile ‘koç‘larından biridir. Münir bey, son bir yıldır seminer programına yeni bir alan eklemiş. Konu başlığı, “25 günlük şifa orucu“. Oruç deyince ramazanda yerine getirdiğimiz ibadet akla gelmesin. Bu uygulama bir tür su ile zayıflama ve hastalıklardan kurtulma yöntemi. ‘İnsan kaynakları ile ne alakası olabilir?‘ diye düşünebilirsiniz. Pek ilgisi yok gibi görünüyor ancak bu tür eğitimler veren uzmanların yaşamları ve görünümleriyle muhatap oldukları insanlara model olmaları önemli. Münir bey de, “Karşımdaki insanlara iradenize sahip olun derken, göbeğime bakmalarından çok rahatsız oluyordum.” diyerek durumu özetliyor.

Su orucu sadece zayıflamak için uygulanmıyor, hastalıkları da tedavi ediyor. Uzun yıllardır alerjik astım, yüksek tansiyon ve böbrek hastası olan Münir Arıkan, şifayı su orucunda bulunca gönüllü olarak bu orucun faydalarını seminerlerle herkese anlatmaya karar vermiş. Arıkan, “2006 mayıs başında alerjik astımım iyice azmış, her gün iki-üç hap ve geceleri sadece spreyle rahat nefes alabileceğim bir durumda mücadele ediyordum. Üstelik kilom da üç haneli rakamlara ulaşmıştı. Su orucunu üç yıldır uyguluyorum. Bu yıl yaptığım kür geçen hafta bitti. Her saat başı su içerek 25 gün geçirdim. 22 kilo zayıfladım. Sonuçtan çok memnunum. Üç yıl içinde bütün rahatsızlıklarım geçti.” diyor.

Arıkan’ın anlattığına göre yurt dışında birçok su orucu kliniği var. ‘Water fast ve water treatment’ adıyla kurulan klinikler, özellikle Çin, Hindistan, Kanada, ABD, İsveç ve Fransa’da oldukça yaygın. Su orucu aslında farklı din mensupları tarafından yüzyıllardır uygulanan bir arınma şekli. Budist rahiplerden, Hıristiyan keşişlere, Yahudi hahamlardan, Müslüman din adamlarına varıncaya kadar hemen her dinin mensubu hayatları boyunca bu yöntemi uygulamış. Zaten Peygamberimiz de, “Midenin üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de havaya ayırın.” dememiş miydi?

Meryem Hatice

Posted in Diger Konular, MERYEM HATİCE'NİN YAZILARI, Su | 5 Comments »

Halis güzellik iksiri: Zeytinyağı‏

Posted by Site - Yönetici Ekim 3, 2009

Halis güzellik iksiri: Zeytinyağı‏

Halis güzellik iksiri: Zeytinyağı‏

Halis güzellik iksiri: Zeytinyağı‏

 

Doç. Dr. Sefa Saygılı’nın yazısı…

Binbir türlü kozmetik merhem, jel ve likit ortaya çıkmasına rağmen zeytinyağı yine revaçtadır, üstelik değeri giderek daha da artmaktadır

Zeytin, Kur’an-ı Kerim’de birçok defa zikredilir ve insanlara çeşitli faydalar sağladığı kaydedilerek, bunda düşünen kimseler için ders olduğu hatırlatılır (Abese 29, Nahl 10). Tin suresine ise incir ve zeytine yeminle başlaması dikkat çekicidir. 

Hakikaten zeytin, yaprağından yağına kadar şaşırtıcı ve hayranlık verici pek çok özelliğe sahiptir. 
Kurak iklimlerde ve sığ topraklarda dahi hayatta kalabilen zeytin ağacı sert ve dayanıklıdır. Kesimden sonra yeniden hayata dönebilme özelliğiyle 3000 yıl yaşayabilme kapasitesine sahiptir. Bir ağaç öldüğünde kökünden yeni ağaç filizlenmeye başlar. 
Zeytinin ve zeytinyağının sağlığımıza sayısız faydalar kattığını biliyoruz. Yemeklere verdiği o nefis lezzetin yanı sıra, bu narin meyve ve yağ, kolesterolü düşürür, kalp hastalıklarını, kireçlenmeyi ve barsak hastalıklarını önler. 

Bunların yanında zeytinyağını gerek yemeklerde kullanmanın gerekse içmenin (kaşıkla veya bardakla) ihtiva ettiği A, D, K ve E vitaminleri sayesinde yaşlanmayı geciktirdiği bilinir. Zeytinyağı kalp atışlarının düzenlenmesine ve hücrelerin yaşlanmasını geciktirmeye yardım eden antioksidan maddeler içerir. Sindirime yardımcı olur, kabızlığı ve hemoroid (basur) hastalığını önler.
 
Vücuda kalsiyum alınışını kolaylaştırır. Cildin hem görünüşünü hem de yapısını güzelleştirir, sadece içten besleyerek. Ayrıca kanser riskini azaltır, yüksek tansiyonu düşürür. 

Zeytinyağı dıştan sürtmekle de pekçok faydalar verir. Tam bir zeytinyağı sevdalısı olan Amerikalı yazar Carol Firenze, tecrübelerini “Zeytinyağı Tutkusu” (Komilinin desteğiyle Ledo Yayıncılık 2007) adlı kitabında bir araya getirmiş. “Rengine, tadına, kıvamına, çeşidine, mistikliğine, kokusuna, her yerde kullanabiliyor olmasına; kısacası her şeyine hayranımsı diye başladığı kitabında zeytinyağı ile hayatı güzelleştirmenin 101 yolunu anlatmış. 

İşte Firenze’nin sözünü ettiği zeytinyağını dıştan sürmekle elde edilen faydalardan bazıları:

Pekçok faydasının yanı sıra cilde ve saça da inanılmaz güzellik katar. Kuru cildi canlandırır, kırışıklıkları azaltır. Zeytinyağı cildi yumuşatır ve esnek, pürüzsüz bir görünüm verir. 

Uzun süre ayakları üzerinde kalanlar için müjde: Zeytinyağı yorgun ayakları dinlendirir ve canlandırır. Zeytinyağının mükemmel yumuşatma ve nemlendirme kapasitesi vardır. Çatlak ve kuru ayakları tedavide birebirdir. 

Vücut masajı zeytinyağı ile yapıldığında kan dolaşımını artırır ve dokulara oksijen taşır. Ellerdeki, derideki veya saçtaki boyayı çıkarmakta kullanılır. 

Soğuktan donmaya karşı koruyucudur. 

Kesiklerde ve su toplanmasında faydalıdır. Acılı güneş yanıklarında kızarmış deri zeytinyağı ile ovalarak rahatlatılabilir. 

Kuru ve çatlak ciltlere yararlıdır. 

Kas kramplarını tedavi eder. 

Sivrisinekler zeytinyağı sürülmüş cildi ısırmazlar. 

Keneleri etkisiz hale getirir. 

Zeytinyağı sabunu doğal, saf bir temizleyicidir ve vücudu nemlendirir. Yumuşatıcı ve rahatlatıcı etkisi sayesinde cildi ve
saçları temizlerken yumuşatır, nemlendirir. Aynı zamanda her tür hassas cilt için bile güvenlidir. 

Zeytinyağı traş edilecek bölgeyi yumuşatma ve rahatlatmada birebirdir. 

Kurumuş ve çatlamış dudak için merhem olarak kullanılabilir. 

Kurumuş saçların dayanıklığını ve esnekliğini artırır. 

Saçtaki kepeği ve dökülmeyi engeller. Saçı parlatır. 

Tırnakları güzelleştirir ve güçlendirir. 

Banyo suyuna katıldığında canlandırır ve yumuşaklık sağlar. 

Zeytinyağı ile doğum çatlakları azaltılabilir. 

Emzirenler için en iyi göğüs ucu bakımı zeytinyağı ile yapılır. 

Bebeklerin popusundaki pişiğe ve başlarındaki konak problemlerine birebirdir. 

Bebeğe zeytinyağı ile sağlıklı ve canlandırıcı masaj uygulanır. 

Peygamberimiz (sav) “Zeytinyağı yiyin ve onunla yağlanın! Zeytinyağıyla tedavi olun! Çünkü o, bereketi bol ve mübarek bir ağacın meyvesinde çıkartılmaktadır” buyurmuştur. Hadiste zeytin yağını sadece  yememiz değil sürülmemiz de ısrarla tavsiye edilmiştir. Biz söz konusu kitaptan yalnızca sürülmekle istifade edilen hususların bazılarını sıraladık.  

 
 Aradan 14 asır geçmesine ve binbir türlü kozmetik merhem, jel ve likit ortaya çıkmasına rağmen zeytinyağı yine revaçtadır, üstelik değeri giderek daha da artmaktadır. 

Meryem Hatice ..

Posted in MERYEM HATİCE'NİN YAZILARI | 1 Comment »

Hazır olarak satın aldığımız tatlılar hangi şekerden yapılıyor?

Posted by Site - Yönetici Ağustos 30, 2009

Hazır olarak satın aldığımız tatlılar hangi şekerden yapılıyor?

Hazır olarak satın aldığımız tatlılar hangi şekerden yapılıyor?

Ramazan ayı geliyor! İftar sofralarında tatlıların hayali kurulmaya başladı bile…

Peki, hazır olarak satın aldığımız tatlılar hangi şekerden yapılıyor?

Şekerden yüzlerce kat daha tatlı olan alternatif tatlandırıcıların 20 kuruşluk miktarı, 2 YTL civarındaki bir kilogram şekerin işlevini görüyor. Amerika’da bir dönem yasaklanan, kansere neden olduğu iddia edilen, diyetisyen ve doktorlar tarafından kullanılmaması tavsiye edilen yapay tatlandırıcılar, İstanbul Eminönü’ndeki tezgâhlarda bile açıktan satılıyor. Son sekiz yılda kimyasal tatlandırıcıların ithalatı 13 kattan fazla arttı. Her yıl bu artış katlanarak devam ediyor.
Elbette bu artışın altında sağlık alanındaki ihtiyaçlar yatmıyor. Yapay tatlandırıcıların ithalatındaki artışın temel nedeni, gıda sektöründe şeker yerine kullanılması. Mesela, kimyasal tatlandırıcılardan aspartam ve sakarin, market raflarındaki diyet kola, düşük kalorili yoğurt ve şekersiz sakızın yanı sıra açıktan satılan baklava, reçel, helva ve süt tatlıları gibi birçok üründe rahatlıkla şeker yerine geçiyor. Vatandaş ise aldığı birçok ürünün içinde kimyasal tatlandırıcı kullanıldığını bilmiyor.
Bir bavul aspartamın bir kamyon şekere denk geldiği düşünüldüğünde, gıda sektörünün bu ürünlere meyletmesinin gerçek nedeni ortaya çıkıyor. Hatta bavulların içinde kaçak aspartam getirildiği öne sürülüyor. Piyasaya sürülen 5 YTL’lik baklavalar, 2 YTL’lik çikolatalar gibi ucuz mamullerde kullanılan kimyasal tatlandırıcıların sağlık riskleri ve şeker pazarına verdiği zarar ise âdeta görmezden geliniyor. Amacı dışında kullanımı her geçen gün daha fazla artan tatlandırıcıları yakından izleyen uzmanlar ise uyarıyor: “Sağlıklı yaşamak isteyenler her türlü tatlandırıcıdan uzak durmalı. Kimyasal tatlandırıcıların hepsi vücuda yabancı ve zararlıdır.”

BAKLAVALARDA KAÇAK ASPARTAM!
Çin, Singapur, Tayvan, Hollanda, Amerika, Almanya gibi ülkelerden gelen bu yapay tatlandırıcılar, şekerden çok daha yüksek tat veriyor. Ürkütücü olanı ise İstanbul Eminönü gibi açıktan ürün satılan yerlerde bu tür kimyasallar çokça ve rahatça bulunabiliyor. “Sektörde bu tatlandırıcıların kullanımı artıyor.” diyen Güllüoğlu Baklavaları gıda mühendislerinden Emine Akyıldız’a göre aspartam 25 kilogramlık paketler hâlinde satılıyor: “Küçük pastanelerde diyet kek, diyet ürün bulunuyor. Pastada deneyebiliyorlar. Tadı tutturması çok zor değil. Bunların hiçbiri sağlıklı değil.”
Hem evde tatlı yapımında hem de büyük firmaların diyet/diyabetik ürünlerinde mutfağa giren yapay tatlandırıcılar, acaba piyasada farklı alanlarda gizlice kullanılıyor mu? Ürünlerin içindeki yapay tatlandırıcılardan vatandaşın haberi var mı? Sektörde hızla yaygınlaşan yapay tatlandırıcılardan birçok üretici yakınıyor. Foga Pastanesi sahibi Yalçın Albardak, adını vermediği Ankara’da büyük bir baklava toptancısının, pancar şekeri yerine ürünlerinde aspartamı gizlice kullandığını ifade ediyor. Hem de bu ürünler diyet ya da diyabetik diye değil, bildiğimiz şekerden yapılan tatlı olarak satılıyor. Mesela, bir tepsi baklavada 2 buçuk kilogram şeker kullanılıyor. Bu miktar 5 YTL’ye denk gelirken, sadece 50 kuruşluk aspartam ile aynı tat karşılanıyor. Zaten Ankara Ulus pazarına gidince vitrinlerde yerini alan baklavaların 5 YTL’den satılması aslında durumu açıklıyor. “Nasıl bu kadar ucuza mal ediyorsunuz?”, “Yapımında ne kullanıyorsunuz?” sorularına yanıt, “Bilmiyoruz, bize hazır geliyor.” oluyor. Birçok firma, baklavayı toptancıdan hazır alıyor; toptancı ise fiyatı düşürmek için ucuz malzemeye yöneliyor. Pancardan üretilen şekerin yerine kimyasal tatlandırıcılar tercih ediliyor.
Yalçın Albardak, kimi müşterilerin “Neden baklavayı 15 YTL’den satıyorsunuz?” sorusuna muhatap kaldıklarını anlatıyor: “Bunu müşteriye anlatamıyoruz. O fiyatlar beni kurtarmıyor. Ben iki üç çuval şeker kullanıyorsam, onlar bir kilo yapay tatlandırıcı ile işini hallediyor. Ama o tatlıların içinde ne kullanıldığını vatandaş bilmiyor, sormuyor.”
Albardak’a göre piyasada yaygınlaşan yapay ya da kimyasal tatlandırıcıların kullanımı önümüzdeki yıllarda patlayacak: “Bunu orta dereceli esnaf kullanmaz. Ya çok büyük iş yapanlar kullanıyor ya da çok küçükler. En büyüklerinden bile şüphelenmek lazım. Bunlar da merdiven altında iş yapıyor. Gözlerini para hırsı bürümüş.” Tüketiciler Birliği’nden bir dernek yöneticisi ise yapay tatlandırıcıların bisküvi ve gofret sektöründe, amacı dışında çok yaygın kullanıldığını ifade ediyor.

ASPARTAM SATIŞLARINI DURDURDU!
Piyasaya uzun süre yapay tatlandırıcı satan Kalealtı Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketi firmasından bir yetkili, amacı dışında kullanım yüzünden üç yıldır yapay tatlandırıcı satışını durdurduklarını anlatıyor: “Bizim kayıtlarımızı inceleyin. Amaç dışı kullanıldığı için üç yıldır bu tatlandırıcıların satışını yapmıyoruz. Diyet ürünlerde kullanılması gereken bir madde; ama diyet ürün dışında neredeyse her alanda kullanılıyor.” Ürünü yurtdışından getiren ithalatçıların bile bir-iki torba hâlinde perakende satış yaptığını anlatıyor. Volkan Pastanesi’nin sahibi Erdal Usta ise baklava sektöründe ucuz ve kimyasal malzemenin yaygın biçimde kullanıldığını ifade ediyor.
Kimyasal tatlandırıcı kullanılsa bile günde 30 tabletin aşılmaması gerekiyor. Tüketiciler Derneği Gıda Komisyonu Başkanı ve Beslenme Uzmanı Ayşe Cengiz, şeker hastası ya da obezite hastalarına kesinlikle yapay tatlandırıcı kullanmamaları uyarısında bulunuyor. Gıda sektöründeki ürünlerde yapay tatlandırıcıların kullanım oranı net olarak yazmadığı için Ayşe Cengiz “Bir kekte ne kadar kullanılıyor, bunun su yüzüne çıkması gerekir.” diyor. Bunun için tüketicilerin etiket okuma alışkanlığına sahip olması tavsiyesinde bulunuyor. Tabii belediyeler ve Tarım Bakanlığı denetçilerinin de bu gözle gıda kontrolü yapması gerekiyor. Aksi hâlde, ürünlerin üzerinde miktarlar yazmıyorsa üreticiden bunun talep edilmesi, gıda derneklerinin haberdar edilmesi, gerekirse kanuni yollara başvurulması denenebilir.
Beslenme Uzmanı Cengiz, gün içinde 30 tabletin üzerindeki rakamı ciddi buluyor. Bu yüzden ambalajlı gıdaların yanında açıktan satılan baklava, dondurma, helva, süt tatlıları gibi ürünlerde de yapay tatlandırıcı kullanılıyorsa tüketici bu ürünlere çok dikkatli yaklaşmalı, özellikle ucuz ürünlerden emin olunmalı. Ayşe Cengiz, piyasada bu tip ürünlerin tüketim sıklığının düşürülmesini istiyor. İşin tüketiciye düştüğüne dikkat çeken beslenme uzmanı, sektörün ciddi denetlenmediğini düşünüyor: “Bu yasada var, ama bu yasalar ne kadar işlerlik kazanıyor? Ürünün üzerine yansıyor mu? Ciddi kuşkularım ve endişelerim var. Rahat olmak istiyorum. Tüketiciye önerirken ben bilmiyorum ki (ürünlerde yapay tatlandırıcı kullanılıyor mu, oranı nedir) sade vatandaş nasıl bilecek?”

ASPARTAM ‘İÇİNDEKİLERDE’ YOK!
Türk Gıda Kodeksi, hangi üründe ne kadar yapay tatlandırıcı kullanılacağını belirlemiş durumda. Örneğin 1 kilo baklavada en çok 1 gram kullanılabilir. Ancak market raflarında satılan birçok ürünün ‘içindekiler’ kısmında yapay tatlandırıcı kullanıldığı ifade edilse de ne kadar kullanıldığı (kaç miligram) yazmıyor. Bilinen markaların diyet ürünlerinin neredeyse hiçbirinde kullanılan tatlandırıcı oranı yazmıyor. Yasada yer almasına rağmen bu uygulamanın ürünler üzerinde yazmaması yasal yaptırımlar gerektiriyor. Ancak cezaların yetersiz kaldığı belirtiliyor. Tarım Bakanlığı, 2006 yılı içinde 350 bin denetleme yaptı. Sadece 3 bin 200 işyerine kapatma ve para cezası kesildi, yapay tatlandırıcılara ilişkin ceza sayısı ise çok daha düşük kaldı.
Yapay tatlandırıcılar Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’na bağlı Türkiye Şeker Kurumu’nun onayını aldıktan sonra ithal edilebiliyor. 2000 yılında 162 ton olan yüksek yoğunluklu tatlandırıcıların ithalat rakamları 2007 sonunda 2 bin 400 tonu aştı. Yani sekiz yılda yapay ya da kimyasal tatlandırıcıların ithalatı 13 kat arttı. Bu rakamların önümüzdeki yıllarda da artması bekleniyor.
Türkiye Şeker Kurumu’ndan Aksiyon’a yapılan açıklamada, yüksek yoğunluklu (yapay/kimyasal) tatlandırıcıların şekere ucuz bir alternatif olduğu belirtiliyor: “Yüksek yoğunluklu tatlandırıcı ithalat miktarlarının yıllar itibarı ile nüfus artışı veya sağlık gibi nedenlerle açıklanamayacak miktarda artış göstermesi, söz konusu ürünlerin fiyatının cazibesi nedeniyle yaygınlaştığını göstermektedir. 2008 yılının ilk yedi ayında ithal edilen miktarın 2 bin 190 tona ulaştığı dikkate alındığında ithalatı yapılan yüksek yoğunluklu tatlandırıcı miktarlarının diyet ve diyabetik amaçların çok üzerinde olduğunu göstermektedir.”
Bu ürünlerin amacı dışında kullanıldığını resmî rakamlardan tespit eden Şeker Kurumu’nun 2003 yılında yaptığı bir çalışmaya göre ithal edilen yüksek yoğunluklu tatlandırıcıların yüzde 4,8’i ilaç sanayinde kullanıldı. Bu da gösteriyor ki bu ürünlerin yaklaşık yüzde 95’i gıda sektöründe kullanılıyor.

ASPARTAM TRÖSTÜ VAR!
Her ne kadar kansere neden olduğuna dair kesin bulgulara ulaşılamamış olsa da 6 binden fazla üründe kullanılan yüksek yoğunluklu tatlandırıcılarla ilgili bilimsel araştırmalar sürüyor. Bu konuda dünyada en çok ses getiren araştırmaları İtalya’daki Ramazzini Vakfı yürütüyor. Vakıf, 2005 yılındaki deneylerde aspartamın farelerde kansere yol açtığını tespit etti. Bin 500 sıçanın yemeklerine Dünya Sağlık Örgütü tarafından öngörülen tüketim miktarı olan kilogram başına 40 miligramın yarısı, yani 20 miligram yapay tatlandırıcı eklendi. Bir süre sonra farelerin kansere yakalanma oranlarında ciddi artış olduğu tespit edildi.
Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı Kemal Özer ise şekerin yerini alan kimyasal tatlandırıcılar hakkında araştırma ve haber çıkmamasının altında uluslararası bir tröstün yattığını söylüyor. Özer’in iddiasına göre bir dönem yapay tatlandırıcı şirketlerinde görev alan eski ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld de kritik rol oynuyor. Kamuoyu üzerinde baskı oluşturuluyor, negatif propaganda yapanlara izin verilmiyor, aspartamın kansere yol açmadığına dair bilimsel araştırmalar yayımlatıyorlar. Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı Kemal Özer Kemal Özer, Türkiye’de diyetisyen kılıklı kişilerin (!!!) un, şeker, tuz denilen “üç beyazdan uzak durun” çağrısına karşı çıkıyor: “Bu üçünden uzaklaşırsanız yaşam biter. Her şeyi dozunda almak doğrudur. Aşırı kullanmayın demeleri gerekirken, çok tehlikeli şekilde ‘uzaklaşın’ diyorlar.”
Doktor Emin Mindan da sağlıklı yaşamak isteyen insanları her türlü yapay tatlandırıcıdan, hatta tatlandırılmış gıdalardan uzak durmaya çağırıyor. Gıda katkı maddelerinin ve yapay tatlandırıcıların kullanılmasının hastalıklara yol açtığını anlatıyor: “Kimyasal tatlandırıcıların hepsi vücuda yabancıdır ve zararlıdır. Tatlandırıcıları diyetten çıkarmak sağlıklı yaşam için yeterli olmaz. Beslenme alışkanlıklarımızın değişmesi gerekir.” Buna göre sebze, az şekerli meyve, kuru yemiş, ev yoğurdu, peynir, et, tavuk, balık, zeytinyağı, tereyağı, köy yumurtası yenmeli; içecek olarak da şekersiz çay, bitki çayları ve su tercih edilmeli.
Yapay ya da kimyasal tatlandırıcılar şişmanlıkta ve şeker hastalıklarında kurtarıcı olarak görüldü. Hayvan deneylerinden geçerek insan kullanımına sunulan yapay tatlandırıcıların insan vücuduna ve genlerine yabancı olduğunu söyleyen Dr. Mindan, “Alıştığımız gıdaları bile tanıyamaz hâle getirirler. Örneğin bir bardak siyah veya yeşil çay önemli antioksidanlar içerdiği hâlde, tatlandırıcı ile vücuda zararlı hâle gelebilir. Çeşitli kolalı içeceklerde, gazozlarda, sakız ve bisküvi gibi yiyeceklerde kullanılan aspartam yüzde 10 oranında metanol (metil alkol – kimyasal alkol) içerir. Metanol de bağırsaklarda formaldehit’e (kanserojen bir madde) dönüşür.” diyor.

PANCAR ÜRETİCİSİNİ VURDU
Gıda Güvenliği Derneği Başkanı Samim Saner ise her maddenin fazla kullanılması durumunda zehirli olacağını iddia ediyor. Buna şeker, su ve tuzu da dâhil ediyor: “Günde 150 tane tatlandırıcı kullanıyorsanız, bu doz aşımıdır. Günde bir buçuk kilo şeker yiyorsanız bu da doz aşımıdır. Yüz gram tuz yerseniz öldürür. Çok yüksek miktarda su içerseniz (10/12 litre) ölebilirsiniz.”
Aspartam cinsi tatlandırıcıların Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi tarafından güvenilir olmadığına dair bir raporunun bulunmadığını ileri süren Saner’e göre ilk defa 1965’te ABD’de üretilen yapay tatlandırıcılarla ilgili bu ülkede uzun yıllar süren araştırmalar sonucunda piyasaya çıkma izni aldı ve ABD, AB, Türkiye de dâhil olmak üzere dünyada 100’e yakın ülkede kullanım izni bulunuyor.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdür Yardımcısı ve Gıda Biriminden Sorumlu Prof. Nevzat Artık, yapay tatlandırıcıların sağlık açısından çok sorun teşkil etmediğini düşünüyor. Üreticilerin kendilerinden izin almadan üretim yapamadığını, denetlemelerin çok sık yapıldığını savunuyor. Yapay tatlandırıcıların kullanım oranlarıyla ilgili her türlü detayın Türk Gıda Kodeksi’nde yazdığını ifade ediyor. Tarım Bakanlığı bünyesinde gıda maddelerinin standartlara uygun olup olmadığını test etmek üzere 40 laboratuarı bulunuyor. Merdiven altı firmalarda yapay ya da kimyasal tatlandırıcıların İstanbul gibi büyük şehirlerde kaçak yollardan üretilebildiğini, bunun da iskân kanunundan kaynaklandığını anlatıyor: “Biz kapatıyoruz, gidip başka yerde açıyorlar.”
Türkiye’de pancardan üretilen şeker miktarı yıldan yıla düşüyor. Bunun altında iki neden yatıyor. Birincisi kaçak gelen şeker, ikincisi ise yapay tatlandırıcılar. Türkiye’nin üç milyon tona yakın şeker ihtiyacının bir milyon 700 bini yurtiçinde üretiliyor. Aradaki bir milyon tonluk kaybın 600-700 bin tonunu kaçak şeker-nişasta bazlı şeker; kalan 300 bin tonluk kısmı ise Türkiye Şeker Kurumu’nun tahminine göre şeker eş değerindeki kimyasal tatlandırıcılar oluşturuyor. Pancar Kooperatifleri Birliği (Pankobirlik) yetkililerine göre sorunun asıl büyük boyutu çiftçileri ilgilendiriyor. Şeker fabrikaları tüketim ihtiyaçlarını göz önüne alarak çiftçiye uyguladığı kotayı gittikçe yükseltiyor. Her fabrika 20 bin çiftçiye ‘tarımsal istihdam’ sağlıyor. Bu hesaba göre, piyasada doğal şekerin yerini yapay şekerin alması 150 bin çiftçi ailesini doğrudan ilgilendiriyor. Bazı yetkililer, ortalama dört kişilik aile diye düşünülürse en azından 600 bin kişinin sadece kimyasal tatlandırıcılar yüzünden ürününü satamadığını düşünüyor.

İŞTE EN ÇOK KULLANILAN TATLANDIRICILAR
Aspartam (E 951), Asesülfam-K (E 950), Sakarin (E 954), Aspartam-asesülfam tuzu, Neohesperiden (E 959), Siklamat (E 952), Sukraloz (E 955), Taumatin (E 957)
KİMYASAL TATLANDIRICI NERELERDE KULLANILIYOR?
Türk Gıda Kodeksi’nin izin verdiği alanlar şunlar: aromalı içecekler, süt, meyve suyu, tatlı, çerezler, şekerlemeler, boğaz pastilleri, kakao, kuru meyve, sakız, dondurma, soslar, hardal, çorba, reçel, jöle, marmelat, meyve konservesi, balık, kahvaltılık tahıllar, fırıncılık ürünleri, kilo verme amaçlı gıdalar, diyet gıdalar, gıda takviyeleri, biralar, elma ve armut şarabı.
KOY ASPARTAMI, BAK TADINA!
Yapay tatlandırıcılardan siklamat, şekerden 45 kat, aspartam 200 kat, asesülfam K 200 kat, sakarin 300 kat, sukraloz 600 kat, taumatin 2 bin 500 kat daha fazla tat veriyor. Aspartamın yeni bir türü olarak kabul edilen yeni nesil tatlandırıcı neotam, şekerden 13 bin kat daha tatlı.
KİMYASAL TATLANDIRICILARIN NET İTHALAT RAKAMLARI
2000 162 ton
2001: 155 ton
2002: 352 ton
2003: 771 ton
2004: 1 518 ton
2005: 1 551 ton
2006: 1 196 ton
2007: 1 792 ton
2008:* 2 190 ton

Editörümüz,Meryem Haticeye bu güzel yazılarından dolayı teşekkür ederiz. Allah razı olsun.

Posted in MERYEM HATİCE'NİN YAZILARI | 1 Comment »

DOĞAL ŞİFA KAYNAĞI GÜL…

Posted by Site - Yönetici Ağustos 30, 2009

DOĞAL ŞİFA KAYNAĞI GÜL...

DOĞAL ŞİFA KAYNAĞI GÜL...

DOĞAL ŞİFA KAYNAĞI GÜL…

Tarihte gül için “Bütün ağaçların nuru ve bütün çiçeklerin şahı” diyerek onu bir cümle ile öyle güzel anlatmışlar ki!
Kitabı bir solukta okudum, çok anlaşılır bir dille yazılmış. Gül ile gerçekleri öğrenince içimden umarım bu sefer Türk halkı uyanır, elindeki bu altın madenine sahip çıkar dedim!
Kitap kapağı tüm ipuçlarını veriyor aslında ‘Tabiattan Gelen Şifa “GÜL” İlaçların En Güzeli’ yazarı Prof. Dr. Ayten Altıntaş, yayınevi doğal beslenme ve sağlıklı yaşam alanında iddialı ve özel kitapları ile gündemde olan Hayykitap
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deontoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayten Altıntaş iyibilgi’nin sorularını cevapladı.

Gül ile ilgili bir kitap yazdınız. Peki, bu kadar bitki varken neden gül?
“Osmanlı tıp kitaplarını incelerken gülün tedavi edici özelliklerini görüyordum ama hep görmezden geliyor, resmen “gül”ü ciddiye almıyordum. Ancak gül peşimi hiç bırakmadı. Üniversitede asistan olduğum ilk zamanda, ilk tebliğim “Gülhane” ile ilgili idi, o dönemde araştırdığım kaynaklarda Gülhane’de gülsuyu üretildiği bilgisini bile bulamamıştım. Başlangıçta gül ile ilgili hiçbir terimi bilmiyordum ama altı yıl önce, otuz yıllık meslek hayatım boyunca farkında olmadan hep gülü araştırdığımı fark ettim ve ilk makalemi de o dönemde yayınladım. Artık gülü ve gül ile ilgili terimleri yakından tanıyor, tarihi kaynaklardan hangi hastalıkları tedavi ettiğini gördükçe güle olan hayranlığım ve ilgim artıyordu, evde sürekli formülleri deneyerek gülün mucizelerini yaşıyordum. Elimde gülün tarihteki serüveni ile o kadar bilgi toplandı ki, gülü “fark etmek yetmez fethetmek lazım” diyerek bu bilgileri tüm Türk halkı ile paylaşmak ve Isparta gülünün hak ettiği yere gelerek sağlıklı nesillerin yetişmesi için bu kitabı yazdım.
Gül ile ilgili denemelerinizden bahsettiniz, bu denemelerle hayatınızda neler değişti?
“Öncelikle gülsuyu başucumdan ayrılmıyor. Cildimi temizlemek ve rahatlatmak için birebir. Nemlendirici olarak ta kitapta reçetesini verdiğim losyonu hazırlıyorum. Hem ekonomik hem de %100 doğal…
Mutfakta her yıl gül mevsiminde hazırladığım gül iksiri yaz tatilinde güneş yağı, kışın vücut bakım yağı olarak yanı başımda, ayrıca gül reçeli de vazgeçemediğim tatlar arasında. Bir de güllü tartım var ki artık misafirim geleceği zaman harika bir ikram, davetli olduğum zaman da özeli bir hediye…”

Kitabı okuyanlar tüm reçeteleri ve tarifleri rahatlıkla uygulayabilirler mi?
“Elbette… Hem çok kolay, hem güzel kokulu, hem doğal, hem ekonomik, hem de sağlıklı. Bu kitap 7’de 70’e herkesin hayatında güller açtıracak…
Bu haberle bile yüzümüzde güller açıyor. Günümüzde yaşlı, genç tüm insanların en büyük sorunu yaşadıkları sağlık problemleri, “ilaçların en güzeli gül” kitabını okuyanlar hastalıklara şifa bulmanın yanında sağlığını korumak adına neler kazanacak?
“Evet, aslından en önemli konu sağlıklı ve huzurlu bir yaşam için hastalıklardan korunma. Yani her şeyin başı sağlık! İşte bunun için “ilaçların en güzeli gül”. Nasıl mı? Öncelikle bebekleri ve gençleri kurtarmamız gerekiyor, geleceğimiz sağlıklı olursa bizler de huzurlu oluruz. Bunun için her şey aslında anne karnında başlıyor!
Hamileler ve loğusalar için ilaçların en güzeli gül
Anne adayları hem kendi hem de bebeklerinin sağlığı için kimyasal ve yapay katkılı ürünlerden mutlaka uzak durmalı. Osmanlı hekimleri anne adayları ve loğusalar için gülbeşekeri tavsiye etmişlerdir. Ayrıca cilt bakımlarında da gülsuyu, kitapta reçetelerini verdiğimiz gül losyonu ve gül iksirini kullanabilirler.
Bebekler için ilaçların en güzeli gül
Bebeklerin sağlıklı gelişimi ve bağışıklık sistemlerinin korunması için mutlaka doğal ve organik ürünler tercih edilmeli. Annelere bebeklerinin altını temizlenirken gülsuyu kullanmalarını tavsiye ediyorum. Antiseptik özelliğinden dolayı pişiği önler. Ayrıca Osmanlı hekimlerinin tavsiye ettiği kitapta reçetesini verdiğimiz “bebekler için doğal mama” tarifini de uygulayabilirler.
Genç kızlar ve delikanlılar için ilaçların en güzeli gül
Günümüzde sık rastlanan kısırlıktan korunmak için gelişme çağındaki genç kızlarımız ve delikanlılarımız yapay ürünlerden mümkün olduğunca uzak durmalılar. Bunun için anneler bilinçli olup çocukları küçük yaştan itibaren doğal ürünlere yönlendirmeli.
Gül; ergenlik çağında kız ve erkelerde rastlanan sivilce ve akne sorununu tedavi ediyor, ders çalışırken moraran gözaltlarını da. Uygulamaları hakkında bilgileri kitapta bulabilirler…
Genç kızlarımız sentetik kozmetiklere gerek kalmadan gülsuyu ile doğal güzelliklerini koruyabilir.
Delikanlılarımız tıraştan sonra reklâmlara gördükleri losyonlar yerine gülsuyu ile daha yakışıklı görünebilirler.
Anneler gençlerin tatlı krizlerinde kitapta tarifini verdiğimiz güllü tart ile onlara sürpriz yapabilirler.

Kadınlar için ilaçların en güzeli gül
Bayanlar hem evde hem de çalışma hayatı içinde iki kat yorgunluk yaşıyorlar. Yüz ve vücut bakımlarını gül ürünleri ile yapabilirler. Kitapta reçetelerini verdiğim formülleri güvenle deneyebilirler.
Akşamları eşleri ile birlikte paylaşacaklar gül çayı ile günün yorgunluğunu atabilirler. Yalnız bu noktada gülkurusu alırken dikkat etmelerini öneriyorum. Mısır çarşısında ve aktarlarda satılan tomurcuk halindeki, gerçek gül kurusu renginden uzak gül kurularının çoğu İran’dan geliyor. Ben organik Isparta gülünü tavsiye ediyorum.
Mutfakta gül ile yapacakları reçel, şerbet, tatlılarla eşlerine ve çocuklarına sağlıklı ve doğal sürprizler yapabilirler.

Erkekler için ilaçların en güzeli gül
Beyler tıraştan sonra kolonya veya diğer yapay kozmetiklerin yerine hem antiseptik hem de nemlendirici özelliği olan, ferahlık veren ve cildi güzelleştiren gülsuyunu kullanabilirler. Gül sadece bayan ürünü olarak görülmemeli!
Yaşlılar için ilaçların en güzeli gül
Yaşlılık dönemindeki uykusuzluk probleminde gül kokusu ile aromaterapi uygulanabilir. Yaşlılarda günlük cilt bakımlarında gülsuyu kullanarak kendilerini rahat ve güzel hissedebilirler.
Osmanlı hekimleri yaşlılar için gül reçelini özellikle tavsiye etmişlerdir.”

Kitabınızda Osmanlı hekimlerinin birçok hastalığı gül ile tedavi ettiğini anlatıyorsunuz, günümüzde tıp dünyası güle nasıl bakıyor, yeni bilimsel araştırmalar var mı?
Gülün, kan hücrelerinde DNA hasarlarını düzeltici, antioksidan, antimikrobiyal etkisi bilimsel olarak ispat edildi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Genetik bölümünden bir grup araştırmacı, “gül ekstresi”nin deri hücreleri üzerindeki hasarları düzeltici etkisini araştırdı ve yaptıkları araştırmayı İspanya’da düzenlenen Uluslar arası Kozmetik Kongresi’ne tebliğ ettiler. Bu tebliğ bilimsel olarak kabul edildi ve yine Uluslararası kozmetik dergisinde yayınlandı.
“Gül”ün ülkemizde hak ettiği yere gelmesi için neler yapılmalı?
Öncelikle gül üretiminin artması ve “Kokulu Isparta Gülü”ne sahip çıkılması gerekiyor. Gül üreticileri ürünlerini bir noktada sınırlıyorlar, ürün yelpazesini genişletmeli, doğal ve organik ürünlere ağırlık vermeliler. Ayrıca en önemli nokta kalitenin artması! Isparta’daki gül ürünlerinin satıldığı pembe sokak, Fransa’nın parfüm ürünlerinin satıldığı sokak gibi olabilir. Bu çok önemli çiçekten pek çok şey üretebiliriz, hem de en kalitelilerinden…

Meryem Hatice.

Alinti : www.iyibilgi.com

Posted in MERYEM HATİCE'NİN YAZILARI | Leave a Comment »

Limon ve gliserinli ilaç

Posted by Site - Yönetici Ağustos 28, 2009

Limon

Limon

Limon ve gliserinli ilaç

Limon ve gliserinli ilaç: Orta boy 1 limon iyice yıkanıp yeni kaynatılmış sıcak suyun içerisine batırılarak 5 dakika bekletilir.

Kabukları ile beraber, tahta çatalla veya robotta ezilir. Aynı miktar bal ile ve 100 gr gliserin ile karıştırılır (eczanede bulunur).

Bebekler için 1 çay kaşığı 2–3 defa, küçük çocuklar için 1 tatlı kaşığı 2-3 defa, büyükler 1 çorba kaşığı, aç karnına öksürük bitene kadar yutulur.

Çok güzel balgam sökücüdür.

Meryem Hatice

Posted in MERYEM HATİCE'NİN YAZILARI | 1 Comment »

DETERJANLA GELEN TEHLİKELER…

Posted by Site - Yönetici Ağustos 27, 2009

DETERJANLA GELEN TEHLİKELER...

DETERJANLA GELEN TEHLİKELER...

DETERJANLA GELEN TEHLİKELER…

Mikropların insan hayatında büyük rolü vardır.Mikroplar havayı suyu temizlerler , zenginleştirir ve toprağın verimliliğini sağlarlar.Mikroplar ölü insan,hayvan ve bitkileri çürüterek dünya yüzeyini temizlerler.İnsanların ve hayvanların derilerini-kıllarını ve bitkileri temizler;bütün canlıları çeşitli hastalıklardan korur;dünyadaki yaşam sürecini dengeler.Her bir çeşit mikrobun vazifesi o kadar net, o kadar ince ve farklıdır ki,insanlar bunları asla beceremez.Mikroplar o kadar önemli varlıklardır ki,tamamı aniden yok olsa,dünya hayatı bazı alimlere göre sadece 15,20 dk bazılarına göre ise 1 saat sonra sona ererdi.Biyologlar “Melek dediğimiz varlıklar belkide mikroplardır” demektedir.Bugün mikropalara 3 yönden birden acımasızca hücum edilmektedir.

Dr.Aidin Salih

1Antibiyotik,Sülfanilamid gibi antimikrobiyal maddeler,sterilizasyon işlemleri,deterjanlar ve tarım ilaçları mikropları direkt öldürür veya çoğalmasını durdurur.

2Yağların hidrojenize edilmesi,besinlere katılan koruyucu katkı maddeleri ve aromalar besinlern yapısını bozarak mikropların yiyemeyeceği hale getirir,beslenme ve çoğalmalarını engeller.

3Mikroplara karşı açılan en tehlikeli ve kapsamlı savaş nano teknoloji ve gen teknolojisi ürünü maddelerle yapılmaktadır.Bu şekilde mikroplar hem besinden mahrum edilerek hemde doğrudan öldürülerek yok edilir.

Ancak mikroplara karşı açılan bu amansız savaş mikroplardan çok insanlara zarar vermiştir.Tuz ruhu,Çamaşır suyu,bulaşık deterjanı,yağ çözücü,lavabo açıcı,çamaşır deterjanı,leke giderici,beyazlatıcı,yumuşatıcı ve benzeri organik kalıntı ve mikropları nasıl anında eritir yok ediyorsa,akciğer ve beyin hücrelerinide aynı düzeyde,üstelik doğrudan etkilemektedir.Solunum yoluyla vücuda karışan deterjanlar beyin damarlarına ,akciğerdeki bronşları ve alveolleri eritir,yıpratır,şişirir ve kana karıştırır.

Kan dolaşımı bozuklukları,damar deformasyonları,alzheimer gibi ağır beyin hastalıklarına,akciğer karaciğer,böbrek hastalıklarına yol açar.

Kimyasal deterjanlara alternatif olarak sunulan,gen teknolojisi yöntemiyle üretilen “tamamen doğal ve sağlıklı” olduğu idda edilen,hatta suyu çiçeklere döküldüğünde onları çoşturan bitkisel kökenli deterjanlar kimyasal deterjanlardan daha tehlikelidir.Bunlar mutasyonlara ve kansere neden olabilir.Bu temizlik maddelerini kullanan insanlar cansız,halsiz,uyuşuk,hormon dengesi bozulmuş,hafızası zayıflamış,şuuru bulanık,düşüncesi bozuk,mutsuz,depresif,rengi toprak rengi veya kanı çekilmiş gibi,saçları kırık ve seyrek,tırnaları gri veya mordur.Böyle olması doğaldır,çünkü bu rahatsızlıklar,Allah’ın hizmetimize verdiği,yanlızca vazifesini yerine getirmeye çalışan varlıkları,yani miproları,vazifeleri başında öldürmenin karşılığıdır.Vücud ve elleri yıkarken her defasında sabunlamak şart değildir.Cildin üzerinde yaşayan,cildin sağlığını korumakla görevli mikroplar bu işi bizden daha doğru yaparlar.

Biz olur olmaz sabun kullanarak bu mikropların görevini aksatmış oluruz.Aslında su ve topraktan daha iyi temizleyici yoktur.

Çağdaş insan yiyecek,içecek ve vücut bakım ürünlerindeki koruyucularla,kullandığı kimyasal ilaçlarla adeta kendini mumyalamıştır.Demekki,deterjan,tarım ilacı,antibiyotik ve katkı maddelerini kullanan insan Ekolojik kıyameti bizzat kendi elleriyle hazırlamaktadır.

Meryem Hatice

Posted in MERYEM HATİCE'NİN YAZILARI | 3 Comments »

İşte su içmenin adabı!

Posted by Site - Yönetici Ağustos 23, 2009

İşte su içmenin adabı!

İşte su içmenin adabı!

Günlük telaş içinde bazen su içmeyi unutuyoruz! Çok susayınca da dikkat etmeden acele ile içiyoruz. Peki, sonuçlarını düşünüyor muyuz? Sağlığımız için suyu nasıl içmemiz gerektiğini biliyor muyuz?

İşte su içmenin adabı!
Midenin vazifesi gıda maddelerini depo edip on iki parmak barsağı tarafından kabul edilecek hale getirmektir. Bu işi mide hareketleri ve salgıları ile yapmaktadır.

Yemek boru’sunun mideye girdiği yere yakın, kalpte olduğu gibi, elektriki akımlar (stimulus) çıkaran bir yer vardır. (Pacernaker) Buradan 8–10 saniyede bir “elektriksel” stimulus çıkıyor ve bunun neticesi kaslarda kasılmalar meydana geliyor.
 
Kasların kasılması ile başlayan bu dalga midenin çıkış yerine (pilor) doğru ilerliyor. (Peristaltik hareket). Ayrıca antrum denen midenin aşağı kısmındaki kasların kasılması ile kalp hareketlerini andıran sistolik hareketler olur. Bu kasılmalar mide boşluğunu tıkayacak kadar şiddetli olur. Bunlardan başka mide içindeki gıda maddelerini boşalttıktan sonra olduğu gibi küçülür. Bu durumda ancak 50 ml sıvı alabilir.

Yediğimiz yemekler önce midenin küçük eğriliğinin alt kısmında bulunan açının (İncisura angularis) yukarısında birikir. Yalnız sulu veya yarı sulu gıdalar antruma geçer.

Yiyecek maddeleri mide hareketlerini başlatır. Mide duvarındaki gerilmelerine ve mide içindeki pH değişiklikleri (asit miktarı) ile uyarılan duyu alıcı hücreler (reseptör) vardır. Mide duvarındaki bu hücrelerden alınan duyular götürücü parasempatik (Vagus amiri) ve sempatik sinir lifleri aracılığı ile beyin ve omuriliğe naklolunur. Sonunda parasempatik merkezlerin faaliyeti azaltılır ve mide hareketleri yavaşlatılır.

Mide faaliyetini düzenleyen esas mekanizma duodenum (12 parmak barsağı ile alakalıdır. Bu mekanizmalardan birisi lokal (mevzii) dir. İzotonik Hidroklorik asit, yağ, süt, krema, hiportonik veya hipotonik maddeler (osmotik basınçla) 12 parmak barsağının ilk kısmını uyarır. Burada osmotik basınca hassas alıcı sinir hücreleri (osmoreseptor) vardır. Bu duyalar sinir lifleri vasıtası ile mideye iletilir ve mide faaliyetini yavaşlatır. Duodenum içi pH 6 dan düşük olursa midenin boşalması durur. Mide faaliyetlerini 12 parmak barsağı tarafından düzenleyen ikinci mekanizma kan ve hormonlarla alakalıdır. Yağların 12 parmak barsağı ve ince barsak cidarına (mukoza) teması sonucu açığa çıkan ve enterogastron denen hormon kana geçer ve bu yolla mideye gelir. Bu hormon mide hareketlerini azaltır ve piloru gevşeterek gıdaların mideden tahliyesini temin eder.

Mide açken dakikada üç defa açlık kasılmaları olur. Kişi bunu açlık hissinden kramp tarzında ağrılara kadar değişik şekilde hisseder. Bu durum 10 ile 60 dakika devam eder. Daha sonra mide bir ile iki buçuk saat istirahata çekilir.

Burada şunu belirtelim ki insan midesinin ayakta ve oturur vaziyetteki pozisyonu farklıdır. Ayakta duran bir insan eğer sıvı gıda içerse doğrudan doğruya onikiparmak barsağına geçer. Midenin küçük eğriliğine uyan kısmında Waldeyerin mide caddesi denen bir oluk bulunur. Sıvı gıdalar bu yolu takip ederek zaten devamlı küçük bir açıklığı olan mide çıkışını (pilor) geçerek 12 parmak barsağına (duodenum) geçer. Eğer insan sıvı gıdayı oturarak içerse bunlar önce midede birikir, asitle karışarak mikropları ölür ve sonra 12 parmak barsağına geçer. Bu durumda oturarak su içme usulüne uymakla insan kolera da dâhil, birçok intan hastalıklarından korunmuş olur. Rastgele yerde meşrubatı alıp ayakta içenler bu tehlikeye daha fazla maruz kalırlar.

Meryem Hatice

Posted in MERYEM HATİCE'NİN YAZILARI | 4 Comments »

Şifa kaynağı Hacamat

Posted by Site - Yönetici Temmuz 26, 2009

Şifa kaynağı Hacamat

Şifa kaynağı Hacamat

Şifa kaynağı Hacamat

Alternatif tıpta geniş bir yere sahip olan ve binlerce yıldır bir tedavi yöntemi olarak kullanılan ‘Hacamat’ hastalara şifa dağıtıyor.

Hacamat, İslam ülkelerinde yaygın olmasının yanısıra, Almanya, Avustralya, Kanada, Malezya ve Çin gibi ülkelerde de kullanılan alternatif tıpta büyük bir öneme sahip.

Yabancı ülkelerde kullanılmasına ve bilim adamları tarafından da hacamatın şifa özelliği taşıdığı ispatlanmasına rağmen, ülkemizde yasak olması ise akıllarda soru işaretleri bırakıyor. Sağlık Bakanlığı tarafından bunun için uygun zeminlerin oluşturulması bekleniyor.

Hacamat genellikle kulak arkası ve sırta yapılıyor. Tedavinin ilk aşaması tıraş. Tıraşın ardından işlem başlıyor. Devreye, ateş, bardak ve neşter giriyor. Hacamat tedavisinin Medine’de kullanımıyla ilgili Dr. Mehmet Kocabaş’ın söyledikleri ise hacamatın önemini ortaya koymuş durumda. Kocabaş, “hacamat” yani kan alma hadisesinin Medine’de çok popüler olduğunu, en aliminden en cahiline kadar her hastanın genellikle “hacamat” yöntemiyle tedavi edildiğini söylüyor. Hacamat, kan aldırmak sureti ile yapılan tedavi yöntemi olarak biliniyor. Şırınga ile alınan kan vücudumuzun en temiz kanı. Hacamat tedavisi ile alınan kan ise vücudumuzda hareket etmeyip çeşitli hastalıklara sebep olan kanın alınması ile yapılan bir tedavi yöntemi. Tıbbı Nebevi’de kan aldırma işlemi, alınan kanın bir başka hastaya verilmesi ile değil, tamamen sağlık amaçlı olarak yapılmaktadır. Kan vücuttan çıktığında yerine plazma adı verilen bir vücut sıvısı geçerek, kanın sulanmasını sağlar. Akışkanlık özelliği artan kanın aynı zamanda çevredeki, beyin ve karaciğerdeki dolaşımının da düzelmiş olduğu tıbben bilinmektedir.
MEDİNE HACAMATTA ÖNCÜ ÜLKE

Hacamat tedavisinin en yaygın olduğu yer Medine’dir. Burada ‘hacamat’ yöntemiyle tedavi uygulayan birçok merkez bulunuyor. Medineliler herhangi bir rahatsızlık durumunda bu merkezlere hacamat yaptırarak şifa buluyorlar. Bu tedavi merkezlerinin sahipleri arasında Türk olanlar da var. Türkiye’de bu tedavi yöntemi Sağlık Bakanlığı tarafından tanınmadığı için ehil olmayan kişiler tarafından sağlıksız ortamlarda yapıldığı iddia edilip yasaklanmıştır.
HACAMATLA TEDAVİ ŞEKLİ

Önce, bardak vb’den oluşan kupa kan alınacak yere vuruluyor, bu bölge havasız bırakılıp uyuşturuluyor. Aynı yer neşterle 2 veya 3 milim çiziliyor. Sonra kupa neşterlenen yere tekrar vuruluyor. Kılcal damarlardan kan gelmeye başlıyor. Bu, genellikle üç defa tekrarlanıyor. Tedavi 20-25 dakika sürüyor. Ortalama 300-350 gram kadar kan çıkarılıyor. Bu kan vücutta hiçbir özellik taşımayan ve hastalıkların doğmasına sebep olan kandır.
HACAMATIN ŞİFA OLDUĞU BİRÇOK HASTALIK VAR

“Hacamat her hastalığa faydalıdır, uyanık olun hacamat olun.” (Hadis-i Şerif)

Kafadan hacamat olmak, delilik, cüzzam, gece körlüğü, alaca, başağrısı, diş, göz, kulak gibi hastalıklara ve daha birçok hastalığa şifadır. “Kafadan hacamat olmak her hastalığın ilacıdır” (Hadis-i Şerif)

Hacamatın 70 hastalığa şifa olduğu rivayet ediliyor.

Kanser olup ameliyat olması gereken bazı kişilerde, hacamattan sonra kanser kütlesinin yok olduğu vakalar görülmüştür.

Hacamatın faydası tam olarak akılla bilinebilecek bir şey değildir, daha ziyade nakille bilinir.
Hacamatın faydalı olduğu yaşlar, 2 ile 60 arasıdır. Ancak küçük yaşlarda hacamat pek tavsiye edilmemektedir.

Hacamatın hijyen şartlara titizlikle riayet edilerek yapılması da önemli. Hacamatta gerek ortamın ve gerekse kullanılan araçların önemli olduğu, uygulamanın ehil kişiler tarafından yapılmasının da zorunlu olduğu hatırlatılıyor.

Hacamat konusunda hadis-i şerifler

Hz. Muhammed (s.a.v) hadis-i şeriflerinde, hacamatın önemi hakkında şunları buyurmuş:
– “Damardan veya deriden kan aldırmak, tedavi olduğunuz şeylerin en faydalılarındandır.”
– “Sefer ediniz şifa bulunuz, oruç tutunuz şifa bulunuz, hacamat olunuz şifa bulunuz.”
– “Miraç’tan inerken hangi melek cemaatine rastlasam, ‘Ey Muhammed (sav)! Ümmetine hacamat olmalarını emret!’ dediler.”
– “Peygamber Efendimiz (sav) Hayber’de zehirli koyun buduyla zehirlenildiği zaman, Cebrail Aleyhisselâm kendisine hemen kafasının arkasından hacamat yaptırmasını söylemiştir.”

Hacamat için tavsiyeler

– Hacamatta derinin altındaki uyuşuk kan alınıyor.
– Damardan kan vermek de faydalıdır, ancak Efendimiz (sav) ve sahabelerin uygulaması, hacamattır.
– Büyük alimler 3 ayda bir hacamat olurlardı.
– Hacamat 1’inden 14’üne kadar mekruh olur (faydasız).
– Hacamat yapılmadan önce kiraz yenilmemelidir. (Mümkünse bir ay evvelden itibaren)
– Hacamat açken yapılmalı ve hacamattan evvel en az 8 saat bir şey yenilmemelidir.
– Ayın 17. günü Salı gününe denk gelirse hacamat olunabilir. Bu da çok faydalıdır. (Alimler yapılabileceğini uygun görmüşler)
– Hacamat esnasında Ayet-el Kûrsi’nin okunması, hacamatın faydasını iki katına çıkarır. (7 kere okunması gerektiğini tavsiye edenler de vardır.)
– Şeytanın vesveselerine karşı kalbin arkasından yapılan hacamat çok faydalıdır.
– 50 senelik kökleşmiş büyünün, hacamatla kaldırıldığı rivayeti vardır.
– Çift uzuvlarda hacamat faydalıdır. (İki diz, iki ayak gibi…)
– Kansızlık, şeker ve kan hastalıklarından birisi bulunan kişiler doktorun izniyle ve usta bir hacamatçıya en uygun yerden en fazla 1 kere hacamat olmalı…
– Bir insan bünyesine, dayanıklılığına ve vücudunun kan oranının azlığına ya da çokluğuna göre 1 yerinden 8 yerine kadar aynı anda hacamat olabilir.
– Bir kere hacamat olan bir kişinin bir daha hacamat olması için en az 1 ay, ortalama 3 ay geçmesi gerekiyor.
– Hacamattan sonra tuzlu, süt ürünleri ve hayvani şeyler yememeli, 1 gün önce 3 gün sonrasına kadar cimâ yapılmamalıdır.
– Hacamat; gününe ve şartlarına uyulmazsa şifa değil, hastalığa sebep olur…
– Hacamatçı işinin ehli olmalı ve hacamat yapılacak yerleri çok iyi bilmelidir. Hangi hastalık için nereden hacamat olunacağını hacamatçı bilmeyebilir. Bunu açıklayan kitaplar vardır, o kitaplara bakarak öğrenilmeli ve oralardan hacamat olunmalıdır.
– Hacamat yaptırırken başta Sünnet-i Seniyye, sonra da mesela şifasını istediğiniz hastalığa şifa ya da zahirî ve batınî hastalıklardan korunma niyetiyle yapılırsa daha iyi olur.

Saglıklıgünler dileriz.  Alıntı: itibarhaber

Posted in MERYEM HATİCE'NİN YAZILARI, Şifa kaynağı Hacamat | Etiketler: | 3 Comments »

Zehirli maddeler kullanmadan ‘’ EVDE TEMİZLİK ‘’

Posted by Site - Yönetici Temmuz 7, 2009

Zehirli maddeler kullanmadan EVDE TEMİZLİK

Zehirli maddeler kullanmadan EVDE TEMİZLİK

Zehirli maddeler kullanmadan  ‘’ EVDE  TEMİZLİK  ‘’

“TEMİZLİK” kavramı her ne kadar tek bir anlam ifade ediyor gibi görünse de gerçekte kişiden ortama, zamandan mekana kadar pek çok etkene göre değişen bir anlam taşıyor.

Artık hiçbirimiz anneannelerimiz gibi evi süpürmüyor, çamaşırı küllü sularla yıkayıp güneşte kurutmuyor, yerleri arap sabunuyla fırçalamıyoruz. Buna vaktimiz yok. Temizlik için “hoş kokulu”, “beyazdan daha beyaz yapan”, “iz bırakmadan pırıl pırıl yıkayan”, “mikroplardan arındıran” yardımcılarımız var. Ancak evimizi, eşyalarımızı, giysilerimizi ve yediğimiz yemeğin artıklarını temizlerken (!) bedenimizi, suyu, toprağı, havayı, doğal ortamları nasıl kirlettiğimizin farkına varmıyoruz.

Oysa çevreyi ve insan sağlığını tehdit eden temizlik maddeleri yerine ev temizliği konusunda çevreye karşı sorumlu pek çok seçenek bulunuyor. Buğday Dergisi olarak derlediğimiz doğal temizlik maddelerinin çoğu modern, sentetik karışımların, doğal döngüye saygı ön planda tutularak hazırlanmış versiyonları. Ayrıca bu tarifler işinizi istediğiniz şekilde göreceği gibi, size tasarruf yapma olanağı da sağlıyor.

İtiraf edelim ki çoğumuz, ev temizlemek, ovmak ve yıkamaktansa başka bir iş yapmayı tercih ediyoruz! Acaba, vaktimiz olmadığı için mi bulaşıkları elde yıkamıyor, işi makinalara bırakıyoruz, yoksa makinalar, gerekli kimyasallar, elektrik ihtiyacı ve benzer tercihlerimiz yüzünden mi her şeyin daha doğal olanına vaktimiz yok?

Üreticiler, önemli bir çoğunluğu evlerinin “tertemiz”, “dezenfekte edilmiş”, “mikropsuz” olması gerektiğine inandırmak konusunda son derece başarılı olmuşlar ve bunu yapabilmek için gereken ürünleri satmayı sürdürüyorlar: Tuvalet ve fırını temizlemek için asit, banyoyu dezenfekte etmek için fenol, mobilyaları cilalamak için damıtılmış petrol ürünleri, çamaşırlarımızı beyazlatmak için klor ve yalnızca evlerimizi temiz tutmak için çeşit çeşit diğer zehirli kimyasal maddeler…

Günlük yaşamda kullandığımız ürünler 55 bin’in üzerinde kimyasal çeşidi içeriyor ve her yıl bunlara binin üzerinde yenisi ekleniyor. Birçoğu ise yeterince test edilmeden ve belirli bir mevzuata tabi olmadan piyasaya sürülüyor.

Bu ürünlerin büyük kısmı doğrudan kanalizasyona akıp sonunda da su sistemlerimize karışıyor. Sözünü ettiğimiz kimyasallar, sonunda “fazla yüklenme” olasılığı yaratarak vücudumuzda depolanıyor ve zehirli olma düzeyine ulaştığında çeşitli hastalıklara yol açıyor. (Kronik yorgunluk sendromu, alerjiler, karaciğer sorunları, lenf kanseri gibi.)

Evsel temizlik malzemeleri sadece toprağı ve su kaynaklarını değil, teneffüs ettiğimiz havayı da tehdit ediyor. Sprey boyalar, fırın temizleyiciler, dezenfektanlar, mobilya parlatıcıları ve diğer tüm sprey ürünler, birkaç gün sonra soluyacağımız havanın bir parçası oluyor.

Sadece kentlerde yaşayanların değil, kırsal kesimde yaşayanların da atık su sistemlerine neler gönderdiklerine dikkat etmeleri gerekiyor. Foseptik sistemler atık su sorununu çözmüyor; boyalar, çözücü, inceltici, ağartıcı kimyasallar, aseton, tuvalet temizleyiciler ve lavabo açıcılar ile diğerlerinde bulunan belirli kimyasal maddeler organik maddeleri parçalayan organizmaları zehirleyebiliyor. Oysa organik maddelerin parçalanması doğal döngünün işlemesi açısından zincirin olmazsa olmaz halkalarından birini oluşturuyor.

Zehirli olmayan doğal temizlik maddeleri ise foseptik sistemi, içme suyu ve sağlık konusunda büyük yararlar sağlıyor.

Peki, doğal temizlik maddelerini kullanmak için nereden başlamalı?

İşte size evinizde rahatlıkla uygulayabileceğiniz pratik öneriler…

Temizlikte kullanabileceğiniz doğal ürünler

Çamaşır sodası: Sodyum karbonat adlı bir mineraldir. Çok az miktarda yakıcı olup katı ve sıvı yağlar, kir ve pek çok petrol ürününün etkin temizleyicisidir. Aynı zamanda su yumuşatıcı ve sabun köpürtücü özellikleri de bulunur. Yakıcı özelliği nedeniyle, uygularken lastik eldiven kullanmak doğru olur. Zararlı kimyasal dumanlara neden olmaz. Klorsüz olanı tercih edin.

Boraks: Su, oksijen, sodyum ve bordan meydana gelen, antiseptik, antifungal, antibiyotik, koku giderici ve dezenfektan özellikleri olan doğal kaynaklı bir mineraldir. Küflenmeyi önler. Boraks yutulursa zehirlidir. (Eczane ve aktarlarda bulunabilir.)

Sirke: Meyve ya da tahılların fermantasyonuyla elde edilen bir sıvıdır. Asitli içeriği mikropları öldürmesini, yağı parçalamasını ve mineral kalıntıları çözmesini sağlar.

Karbonat: Sodyum bikarbonat, hafif aşındırıcı bir temizlik sağlar, beyazlatıcı ve koku giderici özellikleri vardır.

Uçucu bitkisel yağlar: Bitki kokularının özleri birçok parfümün ana maddesidir. Piyasada, özellikle doğal ürün satan dükkanlarda çeşitleri bulunabilir. Bir iki damla turunçgil, elma, çilek, nane vb. yağı ile eklenecek koku ev yapımı temizleyicilere hoş bir özellik kazandırır.

Bitkisel yağ tabanlı sıvı sabunlar (arapsabunu vs.): Bu tür sabunlar hayvan yağı içeren ya da petrol tabanlı sabunlara tercih edilmelidirler.

Tarifleri uygularken, püskürtme amacıyla pompalı spreyler, silmek amacıyla yüzde 100 pamuklu bezler, sıkıştırılmış selüloz süngerler, doğal kıldan yapılmış fırçalar kullanılabilir.

Çok amaçlı temizleyiciler : Yazının devamını oku »

Posted in EVDE TEMİZLİK, MERYEM HATİCE'NİN YAZILARI | 2 Comments »